İkinci Lâle Devri [08 Nisan 2007 Pazar]



(İçinde bulunduğumuz Nisan ayını düşünerek,
bir önceki Nisan ayında şunu yazmıştık...)


..........

Bizden sonra doğanların çoğu bilmiyor; bir mahallede on beş gün suların akmaması ne demektir... Günde üç defa elektriklerin kesilmesi ne demektir... Vücudunun en azından yarısını sokamadığın tek otobüs sensiz giderse o gün işe gidememek ne demektir... Telefon almak için kayıt yapıldığı gün doğan bir çocuk askere giderken veya gelin olurken o telefonun henüz çıkmamış olması ne demektir... Tüpçünün önünde ardı ardına dizilmiş boş tüplerin üstünde iki gün uyuklayarak oturmak ne demektir... Bütün filtreli sigaraların sokaklarda dolaşan karaborsacılar tarafından satılıyor olması ne demektir...
Çoğumuzun çocukluğu; sokaklardaki çöpleri bile toplamaktan aciz belediyelerle yönetilen şehirlerde; burnumuzu tıkamaya, çöp dağlarından atlamaya ve azmanlaşmış farelerden kaçmaya çalışarak geçti...



Halbuki bizler temiz bir milletin evlatlarıydık. İnancımız da bize temizliği emrediyordu, kültürümüz de... Köklerinden gurur duyan tarihçilerin yazdığı kitaplardan; Osmanlı adındaki dedelerimizin, bir zamanlar kendi çağını aşmış, hayatî problemlerini çözmüş ve artık estetiği, çevre güzelliğini dert edinir hale gelmiş olduğunu okuyorduk...
İmreniyorduk; böyle bir şeyin olabilirliğine...
“Olabilmiş ise, tekrar olabilir” diyorduk... Diyorduk ama, aslında pek de inanamıyorduk!..



Birazcık bakımlı bir çevre ve açmış lâleler görebilmek için Nisan’la birlikte Lâle Bahçesi’ne giderdik. Emirgân, Boğaz’ın karşı yakasında, tam bizim hizamızdaydı. Lâle Bahçesi de o semtteydi. Birbirini sevenler günler öncesinden sözleşir, orada buluşur, lâle karıklarının arasındaki patikalarda yan yana yürürlerdi...
Veya bunlar sadece titrek sesli filmlerde olurdu!



Sene, 2006...
Lâle Devri denen dönem geçeli 288 yıl olmuş...
Şehir, yine İstanbul... Ve İstanbul’un her caddesi, her meydanı, her parkı birer lâle bahçesi...
İstanbul’da İkinci Lâle Devri...



Ama bu yetmez; İstanbul, dünyanın “lâle başşehri” olmalı!..
Bu sene üç buçuk milyon lâle soğanı ekilmiş ya şehre. Her soğan birkaç “yavru” yapmıştır; yeni takviyelerle birlikte, gelecek Nisan’da şehir 10 milyon lâle çiçeğini uyandırmalı...
Sadece dikip yetiştirmek şartıyla, her isteyen “Lâle Müdürlüğü”nden ücretsiz lâle soğanları alabilmeli...
Büyük tanıtımlar yapılarak “lâle yetiştirme yarışmaları” yapılmalı ve bunun için büyük ödüller konulmalı...
Bir (ve belki her ilçede) Lâle Festival(ler)i düzenlenerek, lâleden yola çıkılarak kapsamlı kültür gösterileri sıralanmalı...
Zaten “lâle” figürüne sarılmış olan THY bunu daha da hissettirmeli, yolcularına lâle figürlü hatıralar hediye etmeli...
İstanbul’daki havaalanlarına girişlerde, üstünde “hoş geldiniz” yazan lâleli obje/eşya/vs.ler... Çıkışlarda ise; uygun ve şık bir torbacık içine konmuş bir lâle soğanı... Üstünde “Lâle batıya İstanbul’dan gitmiştir” yazısı ve bunun açıklaması... İlave olarak ta, o lâle soğanının nasıl dikilip, yetiştirileceğinin izahı olmalı...



İstanbul’u Nisan ayında gören, sonraki Nisan aylarında yine görmek için can atmalı... Bilmeli ki; Avrupa’ya lâle bu şehirden gitmiştir...
Ve şunu demelidir:
İstanbul, dünyanın lâle başşehridir...



Stop
Muammer Erkul
08 Nisan 2007 Pazar



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile