Alçı [20 Nisan 2007 Cuma]



(Yeni yazmaya başlayan bir dosta mektup)

..........

Yazan kimse, okuyanının zihninde ister istemez “şekil” alıyor... Ve genellikle bu şekil, alçı gibi donuyor...
Alçı kırılırsa; suyla karışsa bile yeniden hamur olmuyor, yeni şekiller için...
Kırılmışsa, o artık; alçıdan bir heykelin parçasıdır sadece!
Ya terk ediliyor bütün verecekleriyle birlikte... Veya çook nadir olarak, yapıştırılıyor kırık yerlerinden; ama o da eskisi gibi olmuyor!
Okuyucunun zihninde, sanki bir bina gibi tuğla tuğla inşa edilen yazar, zamansız aydınlanışlarla açığa çıkar, çözülür, yıkılırsa; aynı imza, aynı okuyucunun iç dünyasında bir daha kolayca doğrulamıyor!



Yazarlığın yolculuk oluşu gibi, okurluk ta bir yolculuktur...
Bağlayarak misal vereyim: Bir zamanlar, ünlü bir yabancı yazarın fotoğrafını görmüştüm ve artık okumamıştım onu... Bir yerli yazarı ise burnuyla oynarken görmüştüm kendi gazetesinin merdivenlerinde, yıkılmıştı gözümde!..
Kim kaybetti?
Şimdi, dikkat ediyorum elimden geldiği kadar; okuyucu kaybetmesin, diye...



Çoğu yazar ailesiyle birlikte yaşar, ama sanatçı; “ailesi” değildir...
Çoğu yazar korur ailesini okuyanının gözünden... Bunlara dikkat eden çoktur, ekrandakilerden de. Daha eskiler daha da hassasmış...



Bir yazar büyüğümün, camia içinde en samimi olduğu yakınlarından biriydim... Çocuklarıyla akrandık ve gelir giderlerdi babalarının yanına, biz birlikte çalışırken. Ustamdı, üzerimde çok emeği vardı... Öyle olduğu halde, on sene arayla birer kere çay içtik; yaz tatili yaptıkları iki ayrı şehirdeki dairelerinde... Bir kere de onlar bize geldiler!
Bu ilişkiyle kıyas kabul etmez yakınlıklarım, pek çok arkadaşımla birlikte yiyip içmişliğimiz, misafir kalmışlığımız vardır... Fakat yazılarımda bunlardan bile bahsederken; ortak anılarımızdan, yaşadıkları çevreden, belki duvarlarındaki resimlerden, kitaplarından filan bahsederim; onların hassasiyetlerine dikkat ederim... Mutlaka, şartsa bunu yapmam; var olan ölçülere göre bahsederim. Üstünkörü geçer ve kameramı hep odak noktasında tutarım; etraf ise ancak yan gözle fark edilir, hissedilir...
Çünkü... Onlar birer sanatçıdır, yazardır, üstelik dostlarımdırlar...
Öyleyse; okuyucularından korunmalıdırlar!..



Okuyandan korumak;
Yazar için değildir...
Okuyan içindir!



Yazar; “yazdığı”dır!..



Bir yazarın/sanatçının etrafındakiler konunun dışında kalmalıdır... Mesela kendisi açmamışsa; geçmişi, ana babası, kardeşleri, akrabaları... Medeni durumu... Varsa eşinin veya çocuklarının boyu posu, kaşı gözü, saçı süsü, kılığı kıyafeti, işi rütbesi... Ve özel tercihleri yazarın yazarlığından ayrı tutulmalıdır.
Yazar doğru yazıyor olsa bile eğri yapıyor olabilir...
Hâlbuki izleyen, izlediğinin izine basmak ister!



Konuyu toparlamak lazım; alçılar kırılmadan ve sözler uzamadan:
Yazarken hassas davranırız biz. Dostlarımızın ardını pek göstermeyiz. Göstersek sis içinde gösterir, yazarı koruruz...
Peki neden?
Okuyan için! Çünkü yazardan fazla, okuyan zarar görür bundan...
.....
Bunlar da, mesleğin derin sırlarındandı dostum...
Muhabbetle...



Stop
Muammer Erkul
20 Nisan 2007 Cuma



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile