Ağzı açık koca balıklar [28 Ocak 2007 Pazar]



Uzun süre düşünmüştüm; komik miydi, korkunç mu?
İşte, upuzun yatıyordu yerde... Herkes başına toplanmıştı... Kocaman bir odunu diklemesine koymuşlardı iki çenesi arasına... Ağzıysa nah şu kadar açık, öylesine bakıyordu...
Sadece bakıyordu, cansız gözlerle!
-Yer mi beni bu? Demiştim...
-Korkma yiyemez, demişlerdi... Baksana, hiç hayat belirtisi yok...



Sonraki gece. Yazlık sinemadan çıkmıştık. Elimden tutuyorlardı ama ben adımlarımı güçlükle atıyordum. Yarı uyur haldeydim. Büyüklerden bir kısmı ağlamaktan kızarmış gözlerini ovuştururken, içlerinden biri kızgın kızgın söyleniyordu...
Ben hiçbir şey hatırlamıyordum filmden. Çünkü kapıdan biletsiz sokulan çocuklardan biriydim ve zaten uslu uslu uyumuştum tahta sandalyeler üstünde, yıldızların altında...
-Ne biçim senaryo bunlar? Ezberledik artık! Diyordu kızgın kişi ve devam ediyordu:
Yakışıklı delikanlı ve güzel kız birbirini çok sever. Zengin adamın züppe oğlu kızın bardağına ilaç koyunca, zengin adam esas oğlana hayal edemeyeceği kadar para teklif eder, ama oğlan reddeder. Esas kız çaresiz züppe oğlanla evlenir. Tam da bu sırada, belki de bu filmi dört oyuncuyla bitirmek için, görümce esas oğlana âşık olmaz mı?.. Üstelik yaşadıklarını, içi kan ağlayan yengesine anlatmaya başlamaz mı?.. Bizler de; nah şunun gibi ağzımız sonuna kadar açık, oturup seyrederiz... Biz seyrettikçe onlar aynı senaryoyu tekrar tekrar çekip dururlar!
Nah şu, diyerek eliyle gösterdiği, o koca köpek balığıydı... Sahildeki balıkçı dükkânının kapısındaydı hâlâ ve ağzı da hâlâ sonuna kadar açıktı...
Önce balığa baktım, sonra konuşan kızgın amcaya; ama o gece hiçbir şey anlayamadım. Çünkü o sırada beni ilgilendiren tek şey, eve kadar yürüyebilip bir an evvel uyumaktı...



Aslını veya resmini, ama hayatım boyunca her sene birkaç tane gördüm o balıklardan... Her seferinde de, hep o yaz gecesi geldi hatırıma... Yakalanan her iri balık sayısınca, aynı senaryo filme çekilmiş gibi geldi... Ve hatta, her ne zaman, ağzı na’şşukadar açılmış ve kapanmasın diye içine odun dikilmiş bir balık görsem; onu, hep aynı senaryoya bakan izleyicilere benzettim... Çocukluk işte!
Aradan yıllar geçti...
Yüzlerce köpek balığı veya benzeri iri balıklar yakalandı, ağızları açılıp içine odunlar kondu... Baktılaaar, baktılar mat gözleriyle; çürüyene kadar baktılar!



Yazlık sinemadan uyuklayarak çıkmış.. tek elinden tutulmuş halde.. yarı askıda.. ayakları dolaşarak yürümeye çalışan çocuk ise büyüdü, yazar oldu...
Geçen gün televizyon izleyen insanların arasına oturdu... Bir kısmı burnunu çekiyor, bir kısmı gözlerini ovuşturuyordu... Ne izlediklerini sordu, anlatıldıkça da bir şeyler hatırladı eskilerden... Dediler ki;
-Şu yakışıklı delikanlı ve güzel kız birbirini çok seviyordu. Zengin adamın züppe oğlu kızın bardağına ilaç koydu. Zengin adam esas oğlana hayal edemeyeceği kadar para teklif etti, ama oğlan reddetti. Esas kız çaresiz kalıp züppe oğlanla evlendi. Tam da bu sırada, görümce esas oğlana âşık olmaz mı? İşte şimdi de yaşadıklarını, içi kan ağlayan yengesine anlatıyor, iyi seyret, sesini de çıkarma!..



İlk önce “ben bu senaryoyu biliyorum” demek geldi içinden; büyümüş de yazar olmuş çocuğun... Sonra bir sağına baktı, bir de soluna... Fakat geçip gidemedi.
Oturdu televizyonun karşısına... Açtı ağzını... Dayadı çenesine bir odun...
Ve mat gözlerle bakmaya başladı televizyona...



Stop
Muammer Erkul
28 Ocak 2007 Pazar



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile