Dünyanın yedi harikası!.. [15 Şubat 2007 Perşembe]



Dünyanın yedi harikasını herkes sayar... Siz de sayarsınız...
Na’şukadar çocukken, okula giden abla ve abilerden öğrenip bilmiş bilmiş sayardım ben de:
-Çinlilerin Türk akınlarını durdurmak için yaptığı, Ay’dan bile görünecek büyüklükteki duvar, Çin Seddi... Mısır’daki piramitler... Babil’in asma bahçeleri...
Asılmış bahçeler hayal ederdim önceleri. Sonra boşluğa asılı değil de üzüm asmasıdır, diye düşünmeye başladım. Daha sonra da setler, yükseltiler halinde inşa edilmiş, renkli ve yeşil bahçelerdir, dedim kendi kendime.
-Diğerleri neydi? Diye sorardı biri. Her kafadan farklı sesler çıkardı o zaman:
-İki ayağı da denizin ayrı kıyılarına basan, fakat şimdi yıkılmış olan büyük heykel, hımm neydi adı?.. Sonra, Amerika kıtasındaki Büyük Kanyon... Mimarını Osmanlı’nın gönderdiği, Hindistan’daki Tac Mahal... İngiltere’deki bilmem ne binası... Bilmem neredeki bazilika... Venüs heykeli... Panama Kanalı...
Her kafadan başka ses çıkmasının bir sebebi de; farklı zamanlarda basılan kitap ve dergilerde bu yedi harikanın değişik olmasıydı...
E o zaman da sorardım kendime, niye yedi?.. Niye illaki bilmem ne binası veya kim bilir ne zamanlar suya gömülmüş heykel de; Sovyetlerin Soyuz roketi yahut Naci abinin çattığı büyük çıtalı uçurtma değil?.. Yani hem “şudur” diyecek kitaplar, hem de “hayır o değil, budur” diyecek. Sonra da bu bilgiler sorulacak insanlara, bu nasıl acayip dayatma!



Derler ki; belki de benim gibi bir grup çocuğu, öğretmenleri oturtmuş karşısına, ve onlardan “7 harikayı yazmalarını” istemiş. Hepsi gömülmüşler kâğıtların başına ve hatırladıklarını, bildiklerini, bulduklarını yazmaya başlamışlar...
Herkes bitirdiği halde, biri kaldıramıyormuş kâğıdından başını...
-Hayrola, bir terslik mi var? Diye sormuş öğretmen.
-Hayır yok, demiş çocuk.
-Yazacak bir şey mi bulamadın?
-Çok buldum da, sıraya koymakta zorlanıyorum...
-İyi öyleyse, yazdıklarından ilk yedi tanesini bize de oku, demiş öğretmen...



Biraz utanmış çocuk o zaman, kulakları kızarmış. Bakmış ki herkes kendisini bekliyor, okumaya başlamış:
“Dünyanın Yedi Harikası:
1- Görebilmek...” Sınıfta önce bir uğultu yükselmiş! Sonra hemen susmuş herkes ve pür dikkat devamını beklemiş... Çocuk devam etmiş:
2- İşitebilmek... 3- Dokunabilmek... 4- Tad alabilmek... 5- Gülebilmek... 6- Hissedebilmek... 7- Sevebilmek, demiş ve durmuş...
O zaman bütün sınıf, sanki aynı anda “Acaba harikaları bizler nerelerde arıyoruz? En kıymetli şeyler, acaba insan eliyle yapılan, sonra da bozulan, çöken, yıkılan şeyler mi?.. Gerçekler, acaba gerçekten bu kadar basit mi? Heykel mi harika yoksa onu yontan el mi? Bahçe mi harika yoksa çiçekleri koklayan burun mu? Renkler mi harika yoksa onları gören göz mü?..” Gibi soruların cevabını idrak etmişçesine, hep birlikte arkadaşlarını alkışlamaya başlamış...
Çocuk ayağa kalkmış, teşekkür etmiş... Sonra da;
-Daha çok var, demiş. Harikaların devamını sizler de bulabilirsiniz!



İçimdeki çocuk ise devamını getirmiş: 8- Okuyabilmek... 9- Anlayabilmek... 10- Size yazabilmek... 11- Sevgililer Günü’nün dün olmadığını, dünde kalmadığını bilebilmek...



Stop
Muammer Erkul
15 Şubat 2007 Perşembe



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile