Nazânıma mektuplar -3- [11 Ocak 2008 Cuma]



Sen kendini; cephe gerisine kurulmuş olan sıhhiye çadırında, ranzasında, sargılar içinde yatarken kaçıp, yeniden vuruşmak için siperlere koşan bir asker mi sanıyorsun?..
Nazın bana, cefan bana olacak, biliyorum; da bu yüzden, üç adım önüne ışık tutmaya çalışacağım şimdi, aç kulağını!..



Sen, geçerken çöplükte gördüğün ıvır zıvıra kıyamadığını, onları oradan kurtarmaya çalıştığını söylüyorsun... Peki ama bunu yapmak için; bir gül gibi kıymetli ve özel olan kendini alıp, çöplüğe götürmen uygun mu?.
Başına gelen sıkıntının kaynağı budur.
Bence zaten sen de; paslanmış bir takım teneke parçalarını çamurdan çıkarmak için... Zümrüt ve yakutlarla süslü olan bir altın tâcı, çamura sokmamak lazım geldiğini kabul edersin!..



Senden yardım talep eden olursa elbette onlara el uzatabilirsin... Fakat yine de sen onlara doğru inmeyeceksin, onlar sana doğru yükselecekler!..
Bu böyle oluyor mu? Oluyorsa, yani onlar sana doğru yükselmişlerse, ilk adım atılmıştır. Bir uygun kimse bulunur ve doğru kitaplardan onlara verilir. Okurlarsa ve senin işaret ettiğin istikamete biraz daha yaklaşırlarsa, onlara bir adım daha attırılır...
Çünkü sen, onların; kendi bulunduğun temiz ve nezih seviyeye yükselmelerini istiyorsun. Öyle değil mi?... Peki, bunu yapmak için, senin; onların debelendiği seviyeye kendini indirmeye hakkın var mı?..
Alkol ve çalgı olan yerde hangi hayır aranır?.. İyilik umarak günaha yaklaşılır mı? Kendini kandırmaya çalışma! Günahtan kaçmak ibadetten bile önce gelir...



Misal ki; mevlit sofrasına koymak için balık yakalamak istediğini söylüyorsun. Fakat oltan kanalizasyon borusu içinde! İnsaf artık... Evet, sen balık avlamayı istiyorsan ve buna zamanın da varsa; önce nerede durduğuna bak! Misinanın ucunda bir sinek oltası, ucunda yem parçasıyla timsah avına çıkmanı kim mazur görür?



Bulutların arasındaki koca bir uçak gibisin! Uçuyorsun; ama sanki dümenin bozuk ve zemine konmak için tekerleklerinin olduğundan bile emin değilsin... Üstelik yakıt seviyeni sen de bilmiyorsun, ben de bilmiyorum!
Yerde olanın düşmesi sadece biraz can acıtır, peki yüksekten düşenin hali ne olur?
İnsanlar uçmayı merak eder, ama sen konmayı öğret; öğretmeden önce de kendin öğren! Tehlikenin farkında ol!
Bu kadar söz yeter sanırım... Anlayacak olan anladı, niyeti olmayan zaten anlamayacak! Ne kadar yazsam, sadece örnekler çoğalacak.
Her zaman seni kayırmak; bana bir mecburiyet değil. Annen ve kardeşin ve amcan doğruyu söylemiş, söz dinle!



Yine de aklım almıyor! Daha dün bir emsalsiz hazine bulup topraktan çıkarmış olan sen; nasıl olur da gidip pis bir bataklıkta eşelenirsin!..
Şimdi, sen... Dünya güzeli bir tavus kuşu gibi, eğ başını önüne de kapkara olmuş ayaklarını seyret!
Pislik bile olsa gözükmez, sıçanların üzerinde...
Fakat prensesin eteğinde, maazallah olsa bir zerre çamur,
Konuşulur, söylenir ve yankısı yedi cihandan duyulur!..
 


Stop
Muammer Erkul
11 Ocak 2008 Cuma



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile