Cama düğme dikmek [18 Ocak 2008 Cuma]



Nazânıma mektuplar-5

Özür dilemek de, affetmek de büyük birer erdemdir...
Hatalar elbet yapılır ve kırılanlar elbet helal eder hakkını. Fakat camı kıran ile kırılan camı ayakta tutmaya çalışan arasında fark vardır.
Bak, sana bir hikâye anlatayım da; dersini kendin çıkar içinden...



Küçük bir çocukken gittiğimiz bazı köylerde, camlara dikilmiş düğmeler görürdüm...
Para olmadığı, para bulunsa bile satın alınacak mal bulunamadığı zamanlardan kalma küçük yapılardı bunlar. Kendi döneminin numunesi olan bu evlerin içinde yaşayanları da vardı. Huzurlu ve masrafsız bir hayat sürmeye alışmış kimselerdi bunlar.
Yaşlıları barındırdığı için bayramlardan bayramlara dolardı bu evler. Çoğu kimse birbiriyle buralarda karşılaşır; içindekiler de bu durumdan ve hatırlanmaktan memnun olurdu...



Küçük bir çocuktum ama herkes birbiriyle konuşup hasret giderirken ben bu işe kafa yorardım:
Dışına baston gibi çubuklar konmuş, ahşap kasalı pencerelerdi bunlar. Genellikle maviye veya yeşile boyanmış olurlardı. Birer ikişer karış, küçük kesilmiş camlarından ışık girerdi içeriye... Böyle olsun istemezdim ama böyleydi işte; camların birçoğu düğmeliydi...
Yani, aldığı darbeden çatlamış veya kırılıp yere düşmüş olan cam tekrar toplanıp yerine konmuş; çerçeveye gelen kenarları cam macunuyla sabitlenmiş; kırığın ortasındaki bir noktaya da hem içeriden hem dışarıdan birer tane düğme konarak birbirine dikilir ve böylece camın düşmesi engellenmiş olunurdu.



Fakat hangi bahçeden eve doğru bakılsa, pencere göze çarpar; pencereye bakılırken de cama dikilmiş düğme!.. Ben de hep düğmeleri görürdüm; dışarıdan içeriye bakarken de, içeriden dışarıya bakarken de: Bahçe, arka planda ağaçlar, ağaçlarda kuşlar ve ortasında kara bir düğme!.. Gökyüzü, pamuk gibi bulutlar, parıldayan güneş ve ortasında koca bir düğme!.. Seksek oynayan çocuklar, seni çağıran sesler, ama hepsinin ortasında düğmeler!



Biliyor musun; bütün camlar kırılsaydı çok üşürdü insanlar ve odaların mahremiyeti azalırdı.
Biliyor musun; camlar, kırılmamak için direniyor ve kırılsa bile, ayakta kalmak için!
Bu sırrı anlıyor musun?
Öyleyse şunu da anla: Hangi camın ne zaman kırılacağı belli değil... Atılan hangi taşın, hangi camın canına değip onu kıracağı belli değil... İşte bu yüzden, ellerinde taş bulundurmamaya çalış ve elindeki taşı da atmamaya alış!..



Biliyor musun; camlar kırılmamak için direnir! Kırılırsa da, üzerine dikilmiş düğmelerle, biraz daha dayanmaya çalışır...
Ama sen, ne zaman pencere önüne gelsen; arada hep kırıklar olur bundan sonra. Ve bundan sonra yüzün hep kırık çizgileri arasına dikilmiş kara kara düğmeler ardından görülür...
Dilini tutmazsan, yazık olmaz mı sana?



Stop
Muammer Erkul
18 Ocak 2008 Cuma



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile