Çağrıların en büyüğü!.. [14 Kasım 2010 Pazar]



(Güzel bir koçtu.
Bağlıydı ve el arabası içindeydi.
Yanımdan geçtii, gitti!..)

Yoluna çıktım ve durdu araba. İçimde sıcak bir şeyler aktı; adı olmayan... Hava soğuktu, iğneler saplanıyordu sanki dört yanımdan ve yapraklarından soyunmuş kavaklar, inliyordu!.. Çâresizliğin değil, teslim oluşun en büyüğü vardı gözlerinde...
Neydi bu, içimdeki?..
Dokundum ona. İlk defa karşılaşsak da; okşadım, eski bir hatıra gibi... Alnında dolaştı elim, sonra burnunun üstünde, sonra çenesinin altında... Sonra iki elimle avuçladım yüzünü ve öptüm, yumuşacık; ağzının kıyısındaki ince kılların üstünden...



Fark etmediğim sürücü kıpırdadı yürümek için. İlerledi araba...
Hava soğuktu, hem de çok... Rüzgâr sanki içime dalıyor da bulduğu ıslanmış sarı yaprakları kaldırıyor, savuruyor ve hızla vurup yapıştırıyordu odalarımın duvarlarına!..
Durdum orada... Ama, yer eriyordu sanki... Sanki ben batıyordum; tereyağı üstüne konmuş bir sıcak çatal gibi... Toprağa!..
Çağrıların en büyüğü vardı bakışlarında... Çağırıldığı... Ve gittiği... Ve gelmemi istediği yere çağırıyordu beni de...
“-Gel, diyordu... En azından beni yolcu et!..”
Gittim... Çâresizliğin değil, teslim oluşun en büyüğü vardı gözlerinde... Dokunamadım bir daha, okşayamadım bir daha, öpemedim... Sevdim sadece gözlerimle... Onun bakışlarında en büyük çağırış vardı!



Siz hiç, en uzun kavağın en soğuk rüzgârda üşüdükçe nasıl inlediğini işittiniz mi?.. Nasıl ağladığını... Nasıl feryat ettiğini uzuun uzun!..
Kavaklar ağlıyorken... Ve rüzgârın buzdan seken iğneleri saplanıyorken her yanıma; çağırıyordu bakışları... Bakışlarında, çağrıların en büyüğü vardı... Çağırıldığı... Ve gittiği... Ve gelmemi istediği yere çağırıyordu beni de...
“-Gel, diyordu... En azından beni yolcu et!..”
Gittim... Çâresizliğin değil, teslim oluşun en büyüğü vardı gözlerinde; hayret edilecek ve hayran olunacak kadar sakin... Dokunamadım bir daha, okşayamadım onu ve öpemedim...
Kan, “içimde” aktı;
Kavaklar ağlıyorken!..



Stop
Muammer Erkul
14 Kasım 2010 Pazar



HEADER

SAVAŞÇI27-11-2010 06:08#3
Yine içimi sızlatıp, yüreğimi parçaladınız be üstadım.
Kurbanlar benim geçmişteki anılarımı önüme serer. Acısıyla tatlısıyla yüreğim yanar kor gibi.
Her kurbanda çift koç kestiğimiz günler gelir gözlerimin önüne. Hem babacığım hem de anneciğim için kesilen kurbanlar için ben uzaktan ağlayarak bakar, iç çekerdim. 4-5 kadar kuzu alır kurbana kadar büyütür, besler ve evlat gibi severdim. Fakat Kurban Bayramı yaklaştığında beni bir telaş ve hüzün kaplar, içim yanardı. Babam anlardı benim hassasiyetimi, yetiştirdiğim kuzucuklarımı başka yetiştiricilere satar, yerine iki tane kendi kurbanlık koçlarını alırdı. Böylece benim kuzularım başka bilmediğim yerlere KURBAN olur, onlarınkiler de annem ve babam için kesilirdi.
Sağlıcakla efendim.
Cevriye Arısoy YAVUZ...
Alıntı
A. Raif Öztürk22-11-2010 06:08#2
Teslim oluşu, İlâhi bir emre teslim oluşu bu kadar güzel anlatan Muammer kardeşimi tebrik ediyorum.
Bu yazıda yakaladığım tefekkürüme devam ederek, "..Ya Rabbi, sana çok şükürler olsun ki bizleri böylece bir koç ile sınıyorsun...
Oğlu İsmail'i kurban etme vaadini hatırlatarak, "VAADİNİ YERİNE GETİR!!!" emriyle, Hz. İbrahim'i sınadığın gibi değil!..
A.Raif Öztürk
Alıntı
bilal bilal17-11-2010 11:09#1
İÇİM ÇOK FENA OLDU. BU KADAR MI YAKAR BU YAZI, İNSANIN YÜREĞİNİ...

Bilal, Çorlu
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile