Derde sahip aramak! [29 Temmuz 2011 Cuma]


Masada renk renk şekerlemeler, her boyda bisküvi, gofret çeşitleri. Antep fıstığı, kavrulmuş fındık, leblebi kâseleriyle patates ve mısır cipsleri, kola, gazoz şişeleri... Yine aynı masanın üzerinde çorba, pilav, sebzeli ve etli yemek, mevsim salata, ayran ve komposto...

Kendi haline bıraktığınızda, kaç çocuk önce çorba kâsesine tarhana doldurur; sonra tabağına sebze yemeği ile salata alır; ardından pilavının kenarına kuru fasulye koyup tuzlu ayran ile birlikte ağır ağır yer?..
Neredeyse hiçbiri, değil mi?
Masaya yaklaştığında ağzına atacağı bir cips veya fıstık her şeyi bozar ve çocuk kendisi için hazırlanmış o cânım yemekleri yememiş olur...



Bu durumda peki siz, yemeği yapan kişi; yarın ve sonraki günlerde tutumunuz nasıl olurdu?
Çocuğu gözlemlemiş olarak; “şunları yedi, öyleyse sofraya aynılarından koyayım” mı dersiniz? Yoksa “Şu yemekler ona çok lazım. Önce bunları yemesini sağlayayım ki diğerlerini zaten sonra atıştırır” diye mi düşünürsünüz?



Anlatılanlar neye benziyor, biliyor musunuz?
Aynen de; yazılan romanlara, basılan kitaplara, çekilen filmlere, hazırlanan televizyon programlarına benziyor!
Yıllar boyunca bazı kimseler (masumane veya kasten) hep buna bakmış/bakmakta. Kafalarındaki tek düşünce: İnsanlar hangisini yiyor?..

Sadece “ne yazarsak, ne basarsak satın alınır” diye neşrediliyor kitaplar, maalesef... Sadece “ne gösterirsek izlenir” diye çekiliyor diziler, maalesef... Sadece “ne konuşursak ses getirir” diye hazırlanıyor televizyon programları.
Maalesef...

Peki hiç kimsenin hiçbir derdi, tasası, endişesi, düşüncesi olmamalı mı; toplumun önüne serilen bu “sofra”lardan kimin nasıl beslenebileceği hakkında?
Elbette olmalı, elbette olmalı, elbette!..


Stop
Muammer Erkul
29 Temmuz 2011 Cuma




HEADER

Nesrin Durgut01-08-2011 22:52#1
Bence Muammer bey, yazınız çok iyi niyetli. Oysa bana göre, çekilen diziler, filmler, yazılan kitaplar vb... İnanılmaz bir ahlak değiştirme psikolojik savaşı. Öyle ki, beyin 24 kareyi algılıyor ama 25. kareyi ise biz göremiyoruz. Ancak bilinçaltımız yakalıyor. Bilinç altımıza sinsice; edep, haya, prensip, sevgi... dejenere edilmiş haliyle empoze ediliyor. Ancak bilinçaltımızın algıladıklarını bilincimiz farkedemiyor. Aynı zamanda bilincimizle de oynanıyor. Bilincimizle ise; defalarca, ardarda çıkan prensip dışı sahnelerle... Sonuç olarak anormal olan herşey zamanla (ortalama 5 sene) normal gelmeye, normal olanlar ise zamanla anormal gelmeye başlıyor malesef. Maalesef...
Nesrin Durgut
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile