Klavye [25 Eylül 2011 Pazar]


Çoğu zaman yaparım bunu: Aklıma gelen cazip fikirler, yazılması gereken konular için bilgisayarımın belgeler klasöründe dosyalar açarım. Ben ve fikrim, yazacak ve yazılacak kıvamda buluştuğumuz zamana kadar, orada öylece durur bu dosyalar. Bunlardan bir kısmının üzerinde çalışıp yayınlarım, bir kısmını unutup eski yılların klasörlerinde kaybederim. Bir kısmına ise bakaar, bakar ve “acaba bunu neden not etmişim” diye düşünür dururum!
“Klavye” de işte bunlardan biri... Güneş, Karlıtepe’nin ardını tırmanıp, henüz denize ışığını düşüremediği bu vakitte, birbirimize bakışıp duruyoruz onunla ekranda!



Klavye! Ne bu?.. Harflerimizin değiştirilmesi, kelimelerimizin değiştirilmesi...

Veya belki de, kullanmakta olduğumuz klavyelerimiz değiştikçe; bu memlekette yazı yazan kimselerin, ilk defa klavye görmüş orman adamlarına dönüşmemizin acısıyla açmış olabilirim o dosyayı.
Fakat demin bunları düşünürken; o konuları daha sonra da yazabileceğim, geldi hatırıma ve hemen ardından da; önce “klavyeme” başka bir gözle bakmam gerektiğini fark ettim.



Toplumdaki insanlar, klavyedeki tuşlar gibi olmalı. Oradaki her harf gibi, her insanın da toplum içinde bir yeri olmalı. Parmaklarını klavye üzerinde gezdiren kimse, hangi tuşa dokunduğunda hangi harfin monitörde gözükeceğini bildiği gibi; cemiyet cümlesinde cem olan her fertten de, dokunulduğunda hangi işin zuhur edeceği belli olmalı!

Dolayısıyla, ben biliyorum ki; bir harfiyim toplumun. Aynen klavyemdeki M harfi gibi... Sen de bir harfisin aynı klavyenin, S harfi gibi... Veya T harfi, N harfi gibi... A, Z, Y harfi gibi...

Soru şu: Biz, ait olduğumuz klavyede, her dokunulduğumuzda görülmesi umulan harfi, işi, manayı basıyor muyuz her seferinde? Ve basacak mıyız ömür boyunca? Yoksa F’ye dokunan Q, Z’ye basan J, G’yi tuşlayan W mi görüyor bazen karşısında?..

Yani biz, ne kadar biziz ve yine acaba ne kadar biz kalmaya kararlıyız yaşadığımız ömür boyunca?


 

Stop
Muammer Erkul
25 Eylül 2011 Pazar



 


HEADER

Gökmavi / Samsun28-09-2011 12:43#6
Bu arada yeni nesil bilgisayarlarda hedef, klavyeyi ortadan kaldırmak. Klavye ortadan kalkarsa yazı nasıl yazılacak sorusu sorulabilir tabi ki. Gayet basit. Bilgisayara kullanıcı konuşacak ve kelime işlemci programı, sesi analiz ederek kelimeleri yazıya dönüştürecek. İlginç değil mi? Ama yazıyı yazmak için harcanan zamanın çok azalacağı aşikar.

Üzerinde hiç düşünmediğimiz, sadece kullandığımız bir aleti, felsefik bir konu haline getirdin ya, ne diyeyim. Sağlıcakla kal ağabey.

Gökmavi /Samsun
Alıntı
Gökmavi / Samsun28-09-2011 12:43#5
Yazıyı okuyunca, "Klavyede şu ana kadar hiç kullanmadığım bir tuş var mı acaba?" sorusu aklıma düştü. Varmış. F10 tuşunu hiç kullanmamışım. Sonra düşündüm. Toplumdaki her birey bir tuşa benzetilse, F10 tuşuna benzer bireyler ne olacak? Ya da kullanmaktan artık yerinden çıkmaya meyletmiş, üzerindeki yazı silinmeye durmuş tuşlara benzer bireylerin halleri ne olacak? Sonra kendimi düşündüm, acaba ben hangi tuşa benziyorum diye. İşin içinden çıkamadım. Felsefi bir konu vesselam.

Gökmavi / Samsun
Alıntı
Sümeyye28-09-2011 10:51#4
Yüzümdeki tebessüm bazı yazılarla artarken bazılarıyla yerini derin düşüncelere bırakıyor.
Teşekkürler, yüreğinize sağlık...
SÜMEYYE
Alıntı
zeynepdidemgezgin25-09-2011 20:21#3
Muammer abi gönderdiğin yazıları okuyorum çok güzel yazıların klavye yazılı konun çok ilgtimi cekti klavyedeki harflerin tamamı isimleri, şehirleri, her insanın anlamı her şehrin ismi insanlara neler çararştırır ya da duygulandırır bence.
İyi ki sizi tanımışım Muammer abi, başarılarınızın devamını diliyorum
saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.
ZEYNEP DİDEM GEZGİN
Alıntı
İhsan Toy25-09-2011 17:39#2
Sayın Erkul,

Önceki e-postayı yolladıktan sonra yazılarınıza göz atmayı sürdürürken "Bir kişi ne demektir?" başlıklı yazınızı okumaya başladım.
Ancak bu kadar olur. Soruya ben de kendimce cevap aramışım demdeki yazılarımdan birinde. Demişim ki;
"Eşit olan iki taraf arasındaki dengeyi her zaman bir saç teli kadar ağırlık, düştüğü ya da istikametini tuttuğu taraf lehine bozar. Bu fiziki olduğu kadar sosyolojik ve demokratik bir kuraldır. O saç teli ağırlığının yerine bir insanı, bir sözü, bir makaleyi, veya bir kitabı koyabilirsiniz.

Bardağa düşen ilk damla ne kadar önemli ise onu taşıran son damla da o kadar mühimdir. Bardağı taşıran ise her zaman en son damla olmuştur/olacaktır.

O yüzden bir ideal ve ufuk için ortaya konulan en küçük çaba ile en büyük eylem arasında öz bakımından fark yoktur. Sen önemlisin, senin görüşün önemli, dengeyi bozabilirsin.

Küçük şey yoktur!

Bir damla, bir kalem, bir yazı, bir kelime, bir cümle ya da bir insan bazen bütün kadar önem taşır. Yokluğu, eksikliği dengeyi bozduğu gibi varlığı dengeyi tesis eder yeniden..."

Saygı ve sevgiyle.

İHSAN TOY
Alıntı
İhsan Toy25-09-2011 17:38#1
Sayın Muammer Erkul,

Klavye başlıklı yazınızı okuduğumda bir an yazıyı ben yazmışım hissi belirdi.
Aynen benim başımdan geçti anlattıklarınız . Bilgisayarımda demlenmeye bıraktığım word dokümanlarından birinin adı klavye. Demlenmeye devam ediyor. Ama dokümanın içinde biriken sözlerden bazıları firar edip arada bir başka yazılarımın içine giriyor. Tıpkı İnteraktif gazetecilik neyi değiştirdi? yazıma o sayfadan "Önce kelam vardı, ardından kalem ve ona ortak klavye geldi..." cümlesinin sızması gibi.

Yazarların serencamı sıklıkla örtüşür. Hele hem yazar ve hem de çizerseniz, üstelik beslendiğiniz sosyo-kültürel kodlar da benzer ise daha çok örtüşmesi beklenir.
Tıpkı Deli Balta'nın çizeri ve Atlar Hazır mı? kitabının yazarı üstadımız Gürbüz Azak'ın yazdıklarının çocukluk ve gençlik muhayyilemizde benimsenip benzer kültürel kodların oluşmasına yol açması gibi.

Bu vesile ile bir selam vereyim istedim.

Kolaylıklar diliyorum.

İHSAN TOY
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile