Bir at, bir ot, bir odun [30 Ekim 2011 Pazar]


Bir atın var...
Güzel güzel yürürken tökezliyor veya durduk yere kişneyip huysuzluk yapıyor. Alıyorsun kırbacı eline; yer misin, yemez misin?!..

Yemesine yiyor hayvancağız da, peki sonra?

Sonrası şu: Her tökezlediğinde, her kişnediğinde, her huysuzluk yaptığında, bel kemiğinde odunlar kırılacağını öğrendiği için, tut tutabilirsen!



Herhangi bir sebeple sırtından yükünü düşüren atını dövüp kaçırırsan, başına ne geleceğini hiç düşündün mü?
Bunun ucunda malından olmak var, atından olmak var, hatta canından olmak var!

Gel buraya, diye bağırıyorsun atına, ama hayvan uçuyor karşı yamaca çünkü elinde sopa var!..

Şimdi ne yapacaksın?
Sen de atının ardından koşsan; malın, sermayen ortada kalacak, belki de talan olacak!..
Saçılan yükünün başında beklesen; atın elden gidecek. Ya biri alıp götürecek veya bir kurt sürüsü işini bitirecek!..
Atın döktüğü malları kendi sırtına yükleyip, atın peşinden gitmek de var. Ama bir insan canı buna nasıl dayansın?..



(Hadi başa dönelim)
Bir atın var... Güzel güzel yürüyorken, herhangi bir şey oluyor ve o sinirle elini kırbaca doğru uzatıyorken, aklına şu geliyor: “Bunu yaparsan, şu iki dağ arasından, biraz da şansın varsa ve ancak, birkaç hafif eşyayla canını kurtarabilirsin. Şansın yoksa önce atın gider, sonra malın gider ve en sonra da...



(Daha başa dönelim)
Bu bir çerçiyle eşeğinin, tacir ve atının hikâyesi değildi, farkında mısın?
Bu hikâye şehirdeki adamın, yani senin hikâyendi.

Şimdi...
“Sopasını kavrayınca atı karşı dağa kaçacak ahmağın, eline ot ve saman alması gerektiğini” hatırlayan şehirli adam, acaba ne yapar?..

Senin atın; birlikte yaşadığın, hedefe birlikte yürüdüğün her kim ve her ne ise işte o’dur!..

Kendini yaya bırakmamanı dilerim!


 

Stop
Muammer Erkul
30 Ekim 2011 Pazar


 


HEADER

İbrahim Arslan01-11-2011 12:53#1
Arabasını sevip, atını kırbaçlayan insanları gel de anla!

İbrahim Arslan
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile