2013 Fetih günü ve 1453 filmi hakkında

 

İçimde dert olarak kalmış bir konudur.
Geçen senenin başıydı. Üç yazı yazmıştım ama sadece birini yayımlamıştım.
Bir seneden fazla zaman geçti üzerinden. Şimdi üçünü de ardı ardına okuyacaksınız.

Birinci yazım 29 Ocak 2012 Pazar günü Türkiye Gazetesi'ndeki Stop köşemizde çıktı.
Belki hatırlayan vardır.
Şuydu:

.....

Fetih filmini beklerken

Cüce elbisesine tıkılmaya çalışılan pehlivan… Bonsai saksısına sokulmaya uğraşılan ulu çınar… Işık yılı hesaplarını amele şeridiyle ölçmeye çalışmak dangalaklığı…
Yahut, âlem-i İslâm’ın bayraktarı Osmanlıya; apış aralarından bakma oranında kursağı doldurulan sinemacılar!
Suç ise kiiim bilir kimin!
Peki, ekrandaki Muhteşem Yüzyıl’ı eleştiren zenginler ne zaman elini taşın altına koymayı akıl edecek!

Ömür boyu beklediğimiz fetih filmi Şubatta vizyona giriyor… Yapımcısı, hani her filminde “sonrakine gelmeyeceğim” dediğiniz, seviyesiz Recep İvedik’lerin de müsebbibi… “Bu iş Faruk Aksoy’a mı kaldı” derseniz aynen şunu diyeceğim: Siz kime finansör oldunuz da “yapmam” dedi!

*
Yaz sıcağı, Osmanlı sefer yolunda. Terli bir Hristiyan köylü yetişip kumandanı buluyor. Elinde küçük bir kese, gözleri yaş içinde: “Askerler bağımdan geçti, diyor. Mahvolacağımı sanmıştım. Fakat bir tek salkım üzüm koparılmış, onun da dalına bu altın asılmış!..”

Hemen askeri bulup ordudan çıkartıyorlar! Bağcı, teşekkür için geldiğine pişman fakat işittiği hüküm tarihe damga oluyor
: “Parayı bırakmasa kolunu keserdik. İzinsiz aldığı için azlettik. Çünkü biliriz; içinde günahkâr olan fetih ordusu muzaffer olamaz!..”

*
1453 filminin fragmanı: “Bu muskayı, babamı öldürdüklerinde boynundan almıştım. Bir gün bir erkeğim olursa ona vermek için!” diyen kadın kimdir? Eğer Ulubatlı’ya bir günah isnat edilecekse, Topkapı’daki surlardan artık damla damla kan sızar! Ve ayrıca Mehmed han söylemiş gibi gösterilen: “Ben, benden önceki sultanlara benzemem” sözü onun güzel hayatıyla nasıl bağdaştırılacak ve kaynağı nerede bulunacak?

Film çekildi; soğuk bir çırpı üstünde titreyen serçe gibiyim… Bilemiyorum; hava ısınacak mı yoksa kanatlarımı donduracak bir soğuk mu kaplayacak alemi?.. Evlâd-ı fâtihân tedirgin edilmeye devam mı edilecek.

Umarım yeni bir “muhteşem cinayet” değildir, dört gözle beklediğimiz!




Yazı yukarıda okuduğunuz gibi çıktı...
On gün kadar sonra, yani 10 Şubat 2012 Pazar günü için bir yazı kaleme aldım.
Ama yayımlamadım, çünkü hem ben kızgındım hem de koca bir gemi gibi, yelkenleri rüzgarla dolmuş olarak yol almaya başlamıştı film...
Yayımlamanın lüzumu yoktu!

.....



Fetih 1453 denen film


Türkiye’de ilk yüz nakli yapıldı. Organları alınan adamın kızı, nakil yapılan kişiyi görünce: “Çok benziyor, sanki babam” dedi…
Aynı günün gazetelerindeki diğer önemli haber: “Fetih 1453 filmi bugün 14.53’te vizyonda” diyordu…
16.30’da salondaydım, insanlar kapılara yığılmışlardı ve bitişik iki salonda da aynı film gösteriliyordu…

Millî ve manevî duygularımız kabardığında nice surlar devirdik ki bu filme de rekorlar kırdıracağımız kesindir!.. Fakat asıl korktuğum şudur: Tarihini, Çılgın Dersane ve Recep İvedik serilerinin tezgâhından çıkmış bir filmden öğrenmeye çalışan çoluk çocuk; şu izlediklerini Osmanlı tarihinin “ta kendisi” zannederse, acaba o zaman insanımızın içinde hangi surlar yıkılır!

Truva, 300 Spartalı gibi (efsane veya çizgi roman kökenli) filmlerle kıyaslarsanız, üç saatlik bu filmi hiç sıkılmadan izleyebilirsiniz. Ama “Osmanlı’yı tanımak için” gittiyseniz utanmadan, ezilmeden izleyemezsiniz!..
Dünya standartlarında bir film bu, ama standartları dünya!
Hâlbuki bizim başka standartlarımız, vazgeçilmezlerimiz var.
İsmine “Fetih 1453” dediğin filmde “yanlış sahne” çekemezsin: Acaba bizim Fatih’imiz paşalarıyla kedi köpek gibi dalaşır mıydı? Bu zafer bir Macar dökümcünün eseri miydi? Toplarda soğutmayı keşfeden, Şahi topunu ateşleyip surları delen kişi, sefere hazırlanan kutlu fetih ordusuna karışmış bir kadın mıydı? O ki, Hazreti Peygamberimiz tarafından müjdelenen Ulubatlı Hasan bir zâni miydi? Ve elinde İslam sancağıyla burçlarda şehit olurken; gözleri, surların aşağısında gebe karnını okşayan, Urban’ın üvey kızı Era’yı mı arıyordu!

Kesin olan şudur: Hangi kılıf geçirilmiş olursa olsun, bu film çok pahalı bir zihin tecavüzüdür.
Soru ise; bu milletin, şuuraltı tecavüze uğrarken zevk alıp almamayı tercihi meselesidir!..

Konuyu en iyi anlatan; “sanki babam” diyen kızın sözüydü işte. Nakledilen yüz çok benziyordu, ama babası değildi!






Ve sonra dayanamadım, bir kaç gün sonra bir yazı daha yazdım...
24 Şubat Cuma günü çıkacaktı, ama yine benzer sebeplerden dolayı son anda onu da değiştirdim...


..... 


Fetih filminin özeti


Âdetimizdir; “ben bu filmi izlemedim ama…” diye başlarız yazmaya!
Bunun en tuhaf örneği “Mustafa” filmi ve “izlemeyin” kampanyasıydı.
Şimdi “Fetih 1453” vizyonda ve neredeyse baskı boyutlarında “izleyin” kampanyası var!

Ne güzel işte efendim, Türk evlatları bunca sene ve zihin erozyonuna rağmen Sevgili Peygamberimizden müjdeli o kutlu insanları unutmuyor, unutmayacaklar… Zaten film de: “Kostantiniye, bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır” Hadis-i şerifiyle başlıyor.

*
Peki hadisle başladı diye dilimizi mi yutmalıyız film hakkında?..
Emin misiniz? 
Bu filmi ilk izleyenlerden biri olarak “çocuğuna izleteceksen yanında oturup seyrettiklerinin uyduruk olduğunu hatırlat” diyorum.
Neden? Çünkü yetişmekte olan nesiller “şuuraltı yüklemeleriyle” tarihe bakıyor ve bu filmde de çok ciddi şuuraltı göndermeleri var.
Peki bir film gerçeğe uygun mu olmak zorunda?
Evet, hele ismi Fetih 1453 ise, mutlaka!

Hadi ben size filmi anlatayım da izlemeyenler mahrum kalmasın.

Efendim, şimdi bir çocuk gözüyle bakıyorum: Sevgili Peygamberimiz övüyor, müjdeliyor… Kimi? Örnek almam gereken insanları. Kim onlar? Mehmet Han’ın fetih ordusu ve Ulubatlı Hasan… Hasan ne yapıyor? Âlem-i İslâm’ın o mübarek sancağı elindeyken burçlarda oklanıyor. Fakat bu sırada surların aşağısındaki Era’yı gözlemekte. O da kim?.. Macar Urban’ın evlatlığı olan Türk kızı. Kız ne yapmakta? Kendi karnını okşamakta... Neden? Çünkü hamile, ama bunu Hasan bilmemekte… Peki, bu mübarek orduda bir zâninin ne işi var? İyi de zaten o aylardır fethe hazırlanan ordunun içinde; Edirne’de dökülen Şâhi bile onun eseri; topu o döküyor, o soğutuyor. Hatta oğlan kılığına girerek bu şâh-ı top’u o ateşliyor, surları bile o deliyor...

*
Şimdi, siz çocuk olsaydınız, bu filmden çıkarken kimi örnek alırdınız ve şuuraltınıza ne yerleşirdi?




Üçüncü yazı da böyle bitmişti.

Bir, birbuçuk yıl önce dediğimiz gibi film çok iyi iş yaptı...
Çünkü bizler tarihini, dinini, sancağını, bayrağını seven bir milletiz. Öyle ki; sadece isminde "muhteşem" yazdığı için alakasız bir tipi oynayan adamı bile "Süleyman Han" zannediyoruz!
Şirret ve hafif kadın tiplerini hanım sultanlar sanıyoruz!

İşin kötüsüyse şu; şimdiki çoluk çocuklar ve cahil insanlar "kendi tarihlerini ve kendi tarihî şahsiyetlerini" de sanki bu filmlerdekilermiş gibi hayal ediyorlar, öyle öğreniyorlar.

Fakat... İşin "fakat" kısmını, getirip önünüze koyuyorum:
Buyurun, afiyet olsun! 



Muammer Erkul

artıStop 29 Mayıs 2013 Çarşamba
www.muammererkul.com

 

 

HEADER

Hicran Seçkin01-06-2013 18:32#1
İyi ki yayınlamışsın abiciğim bu yazılarını. Film izlemekten izlemeye fark var çünkü. Şu yazdıklarını filmi izleyenlerin "şuuraltları" mutlaka gördü/duydu, ama kaçının gözü gördü, kulağı işitti, dili ifade etti acaba? Kaç kişi kendinin yahut evladının içine "aslında ne" dolduğunu farketti? Bunun için de ihtiyacımız var böyle "izahlı" yazılara, sözlere...
Ellerine, yüreğine sağlık. Daim yazsın güzel kalemin...
Hicran Seçkin
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile