Medya, kitap ve sizin için açılmış fuarlar

 

Mehmet Nuri Yardım benim eski arkadaşımdır ve ömrünü gerçekten (göstermelik olanlar gibi değil) kitaplara ve kültür sanata adamış bir samimi insandır.
Dün akşam telefonda uzun konuştuk. 
Bütün gazetelerin bu konuya (kitaba, edebiyata, sanata, kültüre ve fuarlara) bakışıydı sohbetimizin muhtevası.
Biliyorsunuz benim de hemen her yazımda doğrudan veya dolaylı olarak bahsettiğim, işte bu:
İnsan yetiştirmek için çocuk yeştirmek lazım olduğu ve sanatçısını yetiştiremeyenin yarınlarının olmayacağı!

Peki acaba sanatçı, kültür adamı nerede yetişir dersiniz?
Konya ovasında veya Harran çölünde, deniz görmeden balıkçılık mesleği ne kadar gelişirse; kitap, fuar, sergi görmeden, eser incelemeden de sanatçı, edebiyatçı, kültür adamı, sanat insanı ancak o kadar yetişir!
Bu tutum, malesef can acıtan bir durumdur.
Bu durum, maalesef ayakkabımızın içindeki çakıl taşıdır!
Bakalım değişmezsek, nereye kadar yürüyebileceğiz? 

Mehmet Nuri'nin bugün neşrolunan yazısında da aynı konu var.
Dikkatinizi çekmek istediğim ise özellikle vurguladığı "milliyetçiyim muhafazakarım" diyenler ile "solcuyum" diyenler arasında, bu konudaki fark...
Yazdıklarını yayımlıyorum.
Okuduktan sonra eminim bazı cevaplar bulacaksınız.



Medya ve Kitap

Medya kitap sever mi? Hayır! Asla ve kat’a kitaptan hoşlanmaz. Belki sadece bir kaçı az sever. Eski tabirle matbuat yani basın, tabii radyo ve televizyonları da eklersek şatafatlı ismiyle medya, kabul ed
elim ki kitaptan, kültürden hazzetmiyor. Yaklaşık 20-30 yıldan beri düzenli olarak haftalık kitap eki veren kaç gazete var: Sadece iki. Birkaç gazetede de, aylık ilave hazırlıyor. Bir çoğu ise ilan bulununca, yani parası garantilenince kitap ekine sıcak bakıyor. Gazetelerin kültür sayfalarına kerhen yer verdiğini Fizan’dakiler bile biliyor. Tam sayfa ilan geldiğinde ilk feda edilen sayfa kültür sanat değil mi? Olmasa da olur nasılsa (!) Ama spor sayfalarının bir sütununa bile dokunulmaz. Peki televizyonlarda kitap saati? Çok lüzumsuz (!) görülüyor. Birkaç televizyonda, kültür sanat programına sıkıştırılıyor. Yine radyolar biraz daha iyi. 

Bugünlerde İstanbul’da Beyazıt ve Ataşehir’de, Bursa ve Konya’da açık olan kitap fuarları, kitapsever vatandaşlara hizmet veriyor. Dört fuarı da Türkiye Diyanet Vakfı düzenliyor. Basının ilgisi çok az. Bu fuarları TÜYAP düzenliyor olsaydı, gazetelerde, televizyonlarda, radyolarda her gün haberlerini okurduk. Fuar alanlarında televizyonlar canlı yayın yapardı. Söyleşiler günü gününe okuyucuya iletilirdi. Gazeteler özel kitap ekleri bile verir, dört bir yandan otobüsler kaldırılırdı. Peki medyada bu tür haberleri görüyor musunuz, hayır! Bir kısım medya zaten bu fuarları 32 yıldır görmedi, hiçbir zaman da görmeyecek. Çünkü o gazeteci meslektaşlarımız dünyaya sadece ‘sol’ gözleriyle bakıyor. Ne hikmetse ‘sağ’ gözlerinde iflah olmaz bir görme bozukluğu var. Bunu bir dereceye kadar anlamak mümkün. İdeolojik der, geçersiniz. Peki muhafazakâr medya ne durumda? Ne yazık ki onlar için de sadra şifa bir şey söyleyemeyeceğim. Onların bazen sol gözleri, sağ gözlerinden maşallah iyi çalışıyor. Meselâ şu fuarları düşünelim. Kaç muhafazakâr gazetede adamakıllı haber, yorum, köşe yazısı gördük. Milat ve Star’ı bir kenara bırakırsak milli ve manevi değerlere bağlı diğer gazetelerde bu fuarlar yasaksavma kabilinden küçük haberlerle geçiştirilmedi mi? Niçin, çünkü kitap fuarları önem arz etmiyor onlar için, haber değeri bile taşımıyor. Sayfalarını yüzlerce Gezi Parkı haberiyle donatan, köşe yazarlarına yorumlar yaptıran bazı gazetelerimiz, ne yazık ki kitap fuarlarından bahsetmeyi zül addediyor. Hâlbuki farkında olmadan kendi bindikleri dalı kesiyorlar, baltayı taşa da değil, kendi ayaklarına vuruyorlar. Kitap okumayan insan, gazete dergi okur mu? Her gün Beyazıt Kitap Fuarı’na onbinlerce vatandaş gidiyor. Yüzlerce yayınevi stand açmış, aileler çoluk çocuk geziyor, kitap seçiyor, alıyor, yazarına imzalatıyor, düzenlenen sohbetlere iştirak ediyor. Bu sohbetlerde Türkiye’nin tanınmış yazarları, aydınları, sanatkârları konuşuyor. Bunlar senin için haber değeri taşımıyor mu ey muhafazakâr basın? İnadına kültürden, kitaptan, sanattan, medeniyetten bahsedeceğim. İrfana sahip olmayan nesiller sadece siyasetle beslenemez de ondan. Şiirin, yazının, sahnenin, senaryonun, notanın, fırçanın ve kamış kalemin gücüne inanıyorum çünkü. 

Mehmet Nuri Yardım
(Milat Gazetesi, 16 Temmuz 2013)

 




Son olarak yine bir kaç satır söyleyeyim.
Bu bir döngüdür: Uzak durmakla işin içinde kalamazsın. Yaklaştığında seni hatırlarlar ve senin adamlarını da oraya çağırırlar.
"Orada benden kimse yok", demen senin bu işe hiç el atmadığının delilidir!
Sen orada olursan sana benzeyenler de orada olacak ama aksi halde, seni kastederek aynen şunu diyecekler, hem de çoğu sinsi sinsi gülerek:
Bu adamlar bu işi zaten beceremez ki...

Ve daha da kötüsü;
Bir süre sonra sen de buna inanacaksın! 

İşin daha da kötüsü;
Yarın çocukların sana soracak,
..sense bu soruya verecek bir cevap bulamayacasın.

Muammer Erkul

artıStop 16 Temmuz 2013 Salı  
www.muammererkul.com


Not:
Fikirleriniz ve yorumlarınız bizim için ve kendiniz için ve bunu okuyan diğer kimseler için kıymetlidir.
İmlA kurallarsını pugün umrusamayın.
Hadi bir cesaretle, iki satır yazıverin...

 



 


HEADER

Abdullah Tatlı18-07-2013 11:01#10
Türkiye Diyanet Vakfı'nın Kitap Fuarı Ankara'da da 15 Temmuz tarihinde açılmış olup 3 Ağustos'a kadar devam edecektir. İlave etmek istedim.

ABDULLAH TATLI
Alıntı
Abdullah Tatlı18-07-2013 08:55#9
Çünkü doğru bilginin kaynağı insanı Hz.Allah'a ulaştırmaz mı? Kültür-Sanat sayfaları farklı duygulara, bilgiye, araştırmaya ve rahatlamaya taşıyor bizleri diye düşünüyorum. En büyük zaafımız da "sanat" kelimesindeki yanlış algımız herhalde. Bunun sebebi de ön plana çıkarılan sanatçılarımızı n bize sanat adına yansıttıkarında n kendimizde birşey bulamamamız mı acaba.. Muammer Abi yazdıkların her okunduğunda farklı kazanımlar sunmaya devam ediyor. Kalemine sağlık. Selam ve dua temennileriyle.
Abdullah Tatlı
Alıntı
Hicran Seçkin18-07-2013 08:40#8
2)
Süreniz çok sanıyorsanız... Kıyamete kadar daha çoook yeşeririm diyorsanız... Kime verilmiş ki o kadar mühlet, size verilsin?
Yeşermeyen, çürür... Uyanmayan uyandırılır bir gün; toprak acııı acı sallanırken, mecburi bir uyanışla... Uyanır, ama neye yarar o uyanış?
Cevabı buraya gelmediğine göre... Sormak bana kalmışsa... Hatta, "kalmamışsa" bile de! Soruyorum: "Kitaplı" insanların kitaplarının en başlarında yazmıyor mu; "düşmanın harp aletleriyle silahlanmanın" ehemmiyetinin büyüklüğü?..
"Atı alan Üsküdar'ı geçmişse"... Asıl geçmesi gereken birileri geçmemiş de, meydan o atlılara kalmışsa... Alınmamış bir at, geçilememiş bir Üsküdar var demek ki ortada!..
"Hıı, geçer onlar geçer; atlılar ya... Ha onlardır yine onlaar, altlarında atları var arabaları var..."
Ve benzerî, "züğürt çenesi yoran", aymaz gayretiyle çekememezlik kokan konuşmalar neye yarıyor? Atı arabayı senin altına mı çekiyor, seni tutup hoop diye Üsküdar'a mı geçiriyor zahmetsizce? Neye yarıyor?
H. Seçkin
Alıntı
Hicran Seçkin18-07-2013 08:34#7
1)
Bunlar ne acı hakikatler... Ne büyük eksiklikler; bilançosu çoook çok ağır olan... Herkesi bilmem... "Yetkililerini" hiç bilmem... Ama benim oturup hüngür hüngür ağlayasım geliyor şu satırlar karşısında... Çünkü elimden birşey gelmiyor... Çünkü elinden birşey gelebilecek olanlar üzerlerine ölü toprağı serpilmişçesine derin sessizliklere gömülüler...
Ey o gömülüler! Üzerinize su misali satırlarla "su" dökülüyorsa şu müşfik el tarafından...
Üzerinizdeki toprak dikensiz bir çubukla incitmeden, ağııır ağır karıştırılıyorsa...
Bir gün uyanmamak üzere zaten gömüleceğiniz o toprakta, öbür yanınızı dönüp daha derin uykulara dalın diye değil! Vallahi de billahi de bunun için değil!.. O gurur, kibir, gaflet mahmuru başınızı topraktan artık çıkartın diye! Artık yeşerin, ne olur bir ümit verin diye...
H. Seçkin
Alıntı
Hicran Seçkin18-07-2013 07:51#6
3)
Sizler bu kafayla devam ettikçe daha çok canlara yazık eder, daha çok dizlerinizi döversiniz evladu ıyaliniz yüzünden! Önemli insan, iyi kalem Mehmet Nuri Yardım'ın da yukarıdaki satırlarında yazdığı gibi "bindiğiniz dalı kesiyorsunuz"!
Gülmeye devam edin siz, biz zaman gelir öyle bir suyla söner ki o kahkahalarınız; nereden geldiğini bile anlayamaz, feleğinizi şaşırırsınız tabiri caizse!..
Hicran Seçkin
Alıntı
Abdullah Tatlı18-07-2013 07:51#5
Böyle bir yazıya ve böyle bir mevzuya önemsiz denilebilir mi? Milletlerin millet kalabilmesi,yük selmesi ve yücelmesi;kültü rüne sanatına ve öz değerlerine sahip çıktığı nisbette değil midir? Günlük hayatta hemen her an isteyerek ya da istemeyerek etkileşim içerisinde olduğumuz gazeteler bu meselede çok önemli yer tutmuyor mu? Biz Müslüman-Türk milleti olarak çok büyük bir medeniyetten gelmemize rağmen maalesef idealsiz sadece midesine ve zevklerine endeksli bir yaşam tarzına itilmedik mi? Şöyle kendimizi geriye doğru çekip gözlemleme yaptığımızda göreceğiz ki gencinden yaşlısına,bilen den bilmeyeni ne durumumuz nedir? Esas hedef olan Hz. Allah'ı sevmek ve onun tarafından sevilebilmek bile bir bakıma gönül ve kalb sanatıdır diye düşünüyorum. Çünkü doğru bilginin kaynağı insanı Hz. Allah'a ulaştırmaz mı?
Abdullah Tatlı
Alıntı
Hicran Seçkin18-07-2013 07:36#4
2)
Sayın "cevaba değmeyen" arkadaş;
O bahsettiğin evi, o evlerin oluşturduğu o toplumu da işte o her evin içindeki "bir hadi bilemedin iki şiir okuyan"... Üstelik, bu hastalığı (!) da "büyüyünce geçecek olan...
İşte o, bir parça estetiğe, sanata ve hatta "insanlığa" hevesli o zavallıcıklar (!) düzene koyuyor ve hatta yönetip yönlendiriyor; bundan da senin haberin var mı?
Hicran Seçkin
Alıntı
Hicran Seçkin18-07-2013 06:53#3
Yazında da yorumunda da bin kez, milyon kez haklısın abiciğim...
Sen harflere yazık etmek istememişsin ama müsaaden olursa ben cevap vermek istiyorum abiciğim bu yoruma.
(Yorum yazılmaması ile ilgili satırlarına da üzüldüm kendi adıma. Şu sözlerine ben de muhatap olmak istemezdim asla...
Ben yorum hazırlamıştım aslında ama bazı sebeplerden dolayı ekleyememiştim. (Benim yorum eklemem biraz zahmetli oluyor...) Ekleyeceğim inşallah en kısa zamanda...
Ayrıca şu yorum da iyi ki yazılmış diye düşündüm ben. Senin de söylediğin gibi bunca gündür yazmayanların hissiyatının tercümanı olmuş sanki! Niye yazılmıyor? Böyle düşünülüyor çünkü galiba! Değil mi? Ve bir de, haklılık payı da yok mu bu yazılanda? Kültür sanat sayfalarının yakalamaya, besleyip büyütmeye çalıştığı da yine şu meymenetsiz yaratığın "köyün delisi" yerine koyduğu o "her evdeki bir iki şiir okuyor görünenler" değil mi aslında?..)
H. Seçkin
Alıntı
Muammer Erkul18-07-2013 01:06#2
1/
Önceki gün Osman hoca: "Bize İmam Hatip'te iken anlatırlardı" diyerek örnek verdi:
İmamın biri vaaz ediyor fakat insanlar o kadar tepkisiz ki, (her halde bayat balık gibi bakmaktalar yüzüne) en sonunda hoca dayanamıyor ve "Allah belanızı versin" deyince, cemaat hep bir ağızdan:
"Amiiin" diyor!

2/
Bunca gündür bir fikri olup ta yazmayanlara ceza olarak, aynen bırakıyorum; böylece kalsın bu satırlar, bu yazının altında...

3/
Kütür sanatı evlerdeki (henüz iyileşmemiş) iki kişinin iki satır şiir okuma ihtiyacı olarak gören bu yoruma cevap yazmak ise yazılacak harflere eziyet olmaz mı?

Kusura bakmayın ben ismimi yazıyorum
Muammer Erkul
Alıntı
A......17-07-2013 21:51#1
Ya birader kusura bakmayında bu konu gerçektn çokmu önemli?Gazteler in kültürsanat sayfaları olsa nolacak olmasa nolacak. her köyün bi delisi olduğu gibi her evinde bir hadi bilemedin iki şiir okuyanı olur. Oda büyüyünce geçer :-)))) haksızmıyım?
adımı yazamıyacagım kusura bakma:-)

A......
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile