30 Temmuz 2012 (Nazlı Ilcak'tan Mevlana gafı...) odatv

.
 

Nazlı Ilcak'tan Mevlana gafı...

Nazlı Ilcak'tan Mevlana gafı... 

 

30.07.2012 15:47


Sabah Gazetesi Yazarı Nazlı Ilıcak, Türkiye Gazetesi yazarı Muammer Erkul'un 2000 yılında kaleme aldığı 'Su Gibi' isimli yazıyı aynen kopyalayıp Mevlana'nın yazısı gibi yayınladı.

4 Ocak 2000 yılında Türkiye Gazetesi'nde yayınlanan bu yazısının 12 yıldır internet sitelerinde dolaştığını belirten Erkul "Yazının başlığını değiştirip yayınlıyorlar. Bir dergiye başka bir kişinin ismi yazılıp kapak yapıldı. Kitaplara alındı" diye konuştu.

Ilıcak'ın köşesinde yazını görünce çok şaşıran Erkul, bu düşüncesini Twitter'de paylaştı. Erkul, "Sevinsem mi üzülsem mi? Nazlı Ilıcak Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde SU GİBİ yazımı (Muammer Erkul'a ait) Mevlana'nın diye yayınlamış..." dedi.

DAHA ÖNCE DE CAN DÜNDAR'IN YAZISINI "MEVLANA" DİYE VERMİŞTİ

Nazlı Ilıcak daha önce de köşesinin başlığını ’Mevlana’dan’ diye seçmişti. Ancak eline ulaştığı yazı Mevlana’nın değil Can Dündar’ındı.

Nazlı Ilıcak, Feride Çavuşoğlu’nun kendisine gönderdiği satırların kurbanı olmuştu. Gazeteci Can Dündar’ın 16 Haziran Pazartesi 2008 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yazdığı yazıyı internette Mevlana’nın sözleri olarak bulmuş olan ve bu satırları dikkatle incelemeden köşesine taşıyan Nazlı Ilıcak da fena şekilde fakabasmıştı.

DÜNDAR’DAN CANLI YAYINDA MESAJ

Cnntürk ekranlarında yayınlanan ve Ayşenur Arslan’ın sunduğu Medya Mahallesi’ne katılan Can Dündar, canlı yayında Ilıcak’a mesaj gönderip, ’Bunu bir iltifat olarak değerlendiriyorum’ demişti. Satırlarını Mevlana’dan almadığını kaydeden Dündar, ’Mevlana da benden almadığına göre Nazlı Hanım internetin kurbanı olmuş’ sözleriyle Ilıcak’a şaka yollu göndermede bulunmuştu.

Nazlı Ilıcak şimdi aynı hatayı bir kez daha tekrarladı. Ancak bu hatadan ders almayan Ilıcak ikinci kez "Mevlana'dan" diyerek Mevlana ile ilgisi olmayan bir yazıya yer verdi.

 

İŞTE ILICAK'IN KÖŞESİNDEKİ O YAZI

Mevlana'nın su felsefesi

Bir an için su olduğunu düşün...

Su gibi özel, su gibi yararlı ve su gibi çok, tükenmez. İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.

Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak... Dibi olmayan bir kovayı asla dolduramazsın.

Yani, seni dinlemeyenlere sesini asla duyuramazsın. Unutma, daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin; gürültünün parçası olursun yalnızca.

Suyun yakınında olanlar, suyu en az içenlerdir. Çünkü "Su nasılsa burada, gerek yok ki suyu kana kana içmeye" diye düşünürler.

Tıpkı, sesini sürekli duyanların, bir süre sonra seni dinlemedikleri gibi.

Ormanda hiçbir hayvan, ırmağın gürültü koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep, sabahın en sakin anını bekledi, suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler, sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler.

Onlar için en uygun olan, kendi istedikleri zamandı.

Sen hep bir su olduğunu düşün.

Su gibi güzel, su gibi vazgeçilmez.

Ve su gibi bir hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol.

Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil. Su isen, tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme. Sana "felâket" denmesin.

Su isen, bir bardağa sığ ki damarlara girebilesin. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi gerekli, su gibi bitmez tükenmez olduğunu unutma. Ayrıca, su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi "kıyametler" koparıcı olabileceğini de asla aklından çıkarma. Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.

Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan birisi olursun, hırçın seller, afetler gibi. Tercih hep elindeydi ve hep "senin" ellerinde olacak. Ya dilini tutmayı öğreneceksin, ya da hiç durmadan konuştuğun için, yalnızca bomboş anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara.

Ama asıl yapman gereken şu değil mi? Düşüneceksin ne zaman, ne söyleyeceğini. Düşüneceksin, kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin, anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini. Hatta, anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin.

Konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama, en uygun sözcükleri seçmeye çalışacaksın. Yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, zaman yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin "kıyıya yanaşmasını" bekleyeceksin.

Demeyeceksin, "Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda." Demeyeceksin,"Ben aklıma geleni, geldiği biçimde söylerim, karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda." Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın, ama maalesef gerçek bu değil. Ağzını açıp"Şelaleden dökülen suyu" içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç? Ya da önüne çıkan ağaçları sürükleyen selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler, beyni olan her canlı gibi.

Haydi. Sen şimdi "Su olduğunu" düşün ve kendini "Su gibi" hisset.

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı. Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu hatırla. Ama yine su gibi "küçük bir bardağın içine" sığdır ki kendini, girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Hayat ver, yardımcı ol, vazgeçilmez ol.

(Veysel Eroğlu'na teşekkürler)

 




.
HABERİN LİNKİ

. http://www.odatv.com/n.php?n=nazli-ilcaktan-mevlana-gafi...-3007121200

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile