Basından- 2 Mayıs 2013 (Hepimiz Ahmet Midhat'ın talabeleriyiz) Sanatalemi.net

 .

 

Hepimiz Ahmet Midhat’ın Talebeleriyiz

Elif Sönmezışık (Sanatalemi.net)

ESKADER ve Basın İlan Kurumu’nun birlikte düzenlediği "Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler” toplantılarının ilki Ahmet Midhat Efendi programında konuşan Prof. Dr. Durali Yılmaz, “Yıkılış devri aydını olan Ahmet Midhat, toplumun acısını, sancısını birebir hissetmiştir.” dedi.

                Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) ve Basın İlan Kurumu'nun birlikte düzenlediği ve Basın Müzesi’nde gerçekleşen "Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler" seri toplantılarının ilki Tanzimat devrinin büyük gazeteci, romancı ve yazarlarından Ahmet Midhat Efendi hakkındaydı. Üzerinde geniş araştırmaları bulunan Prof. Dr. Durali Yılmaz’ın anlatımı ile gerçekleşen programda, Ahmet Midhat Efendi’nin edebiyat dünyasına gerçekleştirdiği ilkleri, unutuluşunu ve batılılaşma karşındaki karakterli duruşunu ele alınırken, geçmişte ikamet ettiği yalının bugünkü sâkinlerinden Muallim Naci’nin torununun eşi Ferhan Ulusoy Hanımefendi ile kızı Leyla Ulusoy toplantının sürpriz konukları oldu.

               

REKOR SAYIDA ESERE İMZA ATAN SANATKÂR

                Programın takdim konuşmasını yapan ESKADER Başkanı Mehmet Nuri Yardım, geçen yıl vefatının 100. yılı dolayısıyla Ahmet Midhat Efendi’nin çok güzel faaliyetlerle anıldığını söyleyerek bu etkinliklere büyük katkısı olan Prof. Dr. Durali Yılmaz'ınRomanımız ve İnsanımız adlı eserinde Ahmet Midhat’ın büyük yer tuttuğunu belirtti. Ahmet Midhat’ın  tanınması ve bilinmesi yönünde Yılmaz’ın çalışmalarından bahseden Yardım, “Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler” iki yıl öncesinden tasarladığım bir projeydi. İlk gazetecilerle yeni edebiyatçılarımız aynı kişiler olmuştur hep ve yeni edebiyatımızın şekillenmesi konusunda bu tespit bize büyük ölçüde fikir verir. Ahmet Midhat Efendi bu isimlerin içinde en isabetli olandır. 300’e yakın eseri vardır ve bu bir rekor sayıdır. Romancılığı, gazeteciliği, tüccarlığı ve sanatkâr kişiliği ile Batı’da yaşayan bir yazar olsa hakkında sayısız film yapılırdı.” diyerek Basın İlan Kurumu’na ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne teşekkür ettikten sonra sözü Durali Yılmaz’a devretti.

                Ahmet Rasim'in Muharrir, Şair, Edip adlı eserinde Ahmet Midhat Efendi’nin tek başına gazete çıkarabilecek kadar olağanüstü vasıflara sahip bir insan olarak anlattığını söyleyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Durali Yılmaz, “Bu olağanüstü adam, son zamanlarda unutuldu. İkinci Mahmut döneminde gazetelerin çıkması kararı alınmasından bir zaman sonra roman yazarlığı konusunda da ilk adımlar atılmıştı. Roman yazarlığı Batı’daki hareketi Osmanlı’ya taşımak adına başladı.” diyerek Ahmet Müdhat Efendi’nin roman yazarlığı serüvenine dair bilgiler verdi. Ahmed Midhat’ın Namık Kemal’in aksine romantizmin etkisinden çabuk kurtularak ayağı yere basan eserler verdiğini dile getirdi ve topluma bakışını şöyle değerlendirdi:

 

 “SENTEZCİ VE KOMPLEKSLİ DEĞİLDİ”

                "Üssü İnkılâp, Ahmet Midhat’ın halkın eğitilmesi konusuna verdiği önemi anlatan bir eseridir. Onun kafasındaki roman da Batılı anlamda bir roman şekli değildi. Halkı eğitmek maksadıyla roman yazmış ve bize özgü romanı üretmişti. Kemal Tahir’in ‘Hepimiz Ahmet Midhat’ın çocuklarıyız.’ sözü onun özgünlüğünü çok iyi ifade eder. Türkçenin nesir dilini bulan adam olarak gördüğüm Refil Halit Karay, Ahmet Midhat Efendi’nin kaleme aldığı eserlerin bir daha yazılamayacağını söylemiştir. Müşâhedâtromanında dünyada ilk defa bir şey denemiştir. O da Miguel De Unamuno’nun Sisromanında da esinlendiği bir teknik olan yazarın kahramanları ile karşı karşıya konuşmasıdır. Yazdığı kahramanların ölümsüzlüğünü ilk defa bir eserinde tartışan Ahmet Midhat Efendi’dir ve ilk postmodern romanı yazan kişidir. Bence daha da büyük eserler yazabilirdi.”

                Ahmet Midhat’ın “Benim halkım Fransız değil, ben Balzac gibi roman yazamam.” dediğini söyleyen Durali Yılmaz, romancının ahlak dışı yazan romancıları da örnek almadığını kaydetti. Halide Edib’le başlayan Doğu-Batı sentezi gayretinin Peyami Safa ve Tanpınar’la sürdüğünü, hatta Mehmet Âkif ile Necip Fazıl’ın dahi sentez şairleri olduğunu vurgulayan Yılmaz, Ahmet Midhat Efendi’nin kafasında böyle bir senteze yer olmadığına, aksine özgün romanlar kaleme aldığına dikkat çekti. “Bizim nesrimiz gazetecilikle başladı. Bundan dolayı cümlelerimiz yerli yerine oturmadı. 1699 yılında toprak kayıpları ile başlayan Batıyı fark ediş daha sonra Batı hayranlığına dönüşerek Servet-i Fünûn ile zirveye ulaştı. Romanlarımız da bu etki altındaydı ve Ahmet Midhat’ın da çağdaşları bu sebeple Batı hayranıydı.” diyen Durali Yılmaz, bu manevî baskıyla halka inen romanlar yazdığını ve Batı’da İslâm’a ve Osmanlı’ya yönelik çirkin ifadeler karşısında her defasında cevap veren, had bildiren bir tavır takındığını anlattı.

TOPLUMUN ACISINI HİSSEDEN BİR AYDIN

                Ahmet Midhat Efendi’nin yazmadığı mesele kalmadığını söyleyen Durali Yılmaz, “Osmanlı’da meydana gelen sanayi çöküşünü dert edinmiştir. Yıkılış devri aydını olan Ahmet Midhat, toplumun acısını, sancısını birebir hissetmiştir. O Balzac gibi olamazdı. Çünkü sıkıntıları çok farklıydı. Halkı tepeden dizayn etmenin bizim toplumumuz için imkânsız olduğunu söylemiştir. Osmanlı’nın sıkıntılarını teşhis ederek halkı eğitmek gerektiğine inanmıştır. Sosyal açıdan Batı ile aynı değildik. Bin yıllık Anadolu edebiyatımızın yok sayılmasına karşı çıkmış ve Batı’ya karşı devletini savunmuştur.” diyerek Ahmet Midhat Efendi’ye sahip çıkmadığımız için kendimize ait bir roman karakteristiğini oluşturamadığımızı belirtti. Onun açtığı yoldan yürüdüğümüzü söyleyemeyip Batılı yazarların gölgesinde kalem oynatarak Osmanlı olduğunu gururla söyleyen Ahmet Midhat’ı unuttuğumuza vurgu yapan Yılmaz, “Hepimiz Ahmet Midhat Efendi’nin talebesiyiz.” dedi.

                Yoksul bir aileden gelen Ahmet Midhat Efendi’nin sıra dışı azmi ile devrinin aydınlarından olduğunu anlatan Prof. Dr. Durali Yılmaz, bugünkü nesillerde aynı azmin görülemediğini kaydetti. Ahmet Midhat’ın kelime dağarcığının zenginliğine de değinen Yılmaz, “Ahmet Midhat Efendi, ilk romanımızı (Sui Zan - 1870), ilk küçük hikâyeleri (Kıssadan Hisse), ilk piyesi, ilk postmodern romanı (Müşâhedât)yazmak gibi birçok ilke imza atmıştır.” diyerek sözlerini noktaladı. 

                Büyük bir dikkat ve ilgi ile takip edilen toplantıyı dinleyenler arasında Mehmet Köşker, Fatma Gürbüz Yılmaz, Sadettin Kaplan, Şerif Aydemir, Muammer Erkul, Recep Arslan, Ayten Şan, İlyas Dirin, Necati Mumay, İsmail Hakkı Avcı ve Şenol Tombaş da vardı.

 

Sanatalemi'ndeki yazının linki: 
http://sanatalemi.net/haber.asp?ID=1041

 

 


.


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile