Seyir Defteri - 31 Ocak 2009 Cumartesi (Barışa, imaja ve coğrafyaya dair...)

 

 

 

 

Sulh, imaj, alkış vs...

 

 

 

Atatürk; "Yurtta sulh cihanda sulh" demişti ama Mustafa Kemal üç kıtada çarpışmış bir askerdi! Sonrakiler "iman belletir gibi" ezberlettiler bunu! İkinci adam eşittir (hâlâ tartışılan) Lozan Barışı, Üçüncü Adam eşittir barış güvercini! Her resmine zımbalanmış o kuşu görerek geçti çocukluğumuz ki hatta o hayvanın, ayağından bir iple Ecevit'in boynuna bağlı olduğunu sanırdık!

Ancak bir çocuk böyle salaklık derekesinde saf olabilir ki, ben öyleydim. Sanırdık ki o veciz söz bütün insanoğlunun virdi, dilinde tesbîhidir!..

Koyunlar gibiydik. On yıllarca, çobanlarımız bile "dağda sulh, ovada sulh" demeye çalıştı salyalı kurtlara!

 

 

Biraz büyüdüm. Tarih ve coğrafyaya baktım. Gördüm ki "barış" lafı; ensesinden kaldırılmış bir yavru kedi gibi sallanıyor boşlukta! Çok şaşırdım. Sulh telkinlerine inancım zayıfladı!

Biraz daha büyüdüm. Tarih ile coğrafyaya daha dikkatle baktım: Bacakları titreyenlerin değil, dimdik duranların ve "dokunanı pişman edeceğini" hissettirenlerin sulha hakkı, barışta söz sahibi olduklarını gördüm. Bunu iyi anlamak lazım!

 

 

"Gündem Davos'tu" diyenler yanıldı, çünkü gündem; "dünyaya karşı Türk'ün duruşu" idi!..

Son on senede neler değişti. Böyle zirvelerde çekilen "aile fotoğrafları"ndaki imajımız; herkes kaynaşıp tartışırken, kenarda tek başına ayakta durmaya çalışan bir ihtiyar adamdı! [resmi aşağıda]

Şimdi ise aramızda öyle insanlar var ki, onlar;

Malum toplantıda, Yahudi Perez'in onca lafını duymazdan gelip, yutkunarak ayaklarına bakan ve "acaba birbirine eş çorap bulup giyebilmiş miyim" diye kafa yoran bir başbakan tarafından temsil edilseydik...

Onlar Türkiye Başbakanını ancak o zaman alkışlayacaklardı, maalesef!

 

 

 

ecevit_zirve_aile_fotografi_
  
yorumsuz_

 

............................................................

 

 

 

 

...ve sulh coğrafyası!

 

 

Ezberlerimizden biri de “aman sesini çıkarma, barışçı ol” acayipliğiydi…
Barışı yapanın; gücü olanlar, dik duranlar olduğunu anladık sonra.
“Yurtta sulh cihanda sulh” vecizesini çoktan ezberlemiştik. Ama bir gün önümdeki atlasta bambaşka şeyler gördüm. Şaşkınlık içindeydim çünkü bütün komşularımızın ya sınırları veya rejimleri değişmişti!..
İşte o zamansa; “kış gelmesin diye” dua etmek yerine, “bir gün kış geleceği için” hazırlık yapmak lazım geldiğini anladım!

 

 

Çoğumuzun hatırladığı son yıllar içinde neler mi oldu?
Sınır komşumuz Sovyetler (SSCB) yıkıldı, birçok devletin üzerinden çekilerek Rusya adını aldı. Bu sırada Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Ukrayna, Moldova, Romanya, Bulgaristan ve daha pek çok ülke komünizm belasından kurtulmuş oldu…
Kafkasların güneyindeki Osetler Gürcülerle savaşarak bağımsız olmuştu. Kuzey Osetlerin hâkimi olan Rusya, Güney Osetya’ya saldıran Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e kadar girdi…
Ordu kurup Sovyetlerden ayrılan Ermeniler Azerilerle savaşıp Dağlık Karabağ'ı zaptetti…
Nahcivan oylama yaptı ve Sovyetlerin çöküşüyle özgür kalan Azerbaycan’a kendini bağladı…
İran’daki muhalifler 2 yıl içinde şahı devirip rejimi değiştirdi. 6 yıl süren savaşta yüz binlerce İranlı Irak tarafından atılan kimyasallar yüzünden öldü veya yaralandı…
Arap devletlerinin İsrail’den aldığı “6 gün savaşı” ağır yenilgisi; Irak’taki krallığın yerine sosyalist Baas rejimini getirdi. İşgal edilen Kuveyt, Irak’ın elinden BM harekâtıyla kurtarıldı. Şiilerle Kürtlerin savaşı devam Irak ABD ordusu tarafından işgal edildi, Saddam rejimi yıkıldı.
Fransızlardan kurtulan Suriye, Mısır ile “Birleşik Arap Cumhuriyeti”ni kurmuştu. Bu 3 yıl içinde Golan Tepeleri'ni İsrail’e kaptırdı…
Zulüm gören Kıbrıs Türklerinin yardımına Türk ordusu yetişti ama siyasi otorite boşluğu yüzünden Kuzey Kıbrıs’ı hiçbir ülke tanımadığından Türkiye işgalci ülke bilindi!

 

 

Osmanlı toprağından koparılan 28 devletten biri olan Yunanistan’ın yönetimini 2 defa kralcılar, 2 defa cumhuriyetçiler, sonra askerler ele geçirdi. Sonunda şimdiki (üçüncü) cumhuriyet kuruldu...
Bulgaristan’daki sosyalist rejim ve Romanya’daki, Moldova’daki, Ukrayna’daki komünist rejimler “Doğu Bloku” ile birlikte tarihe karıştı…
Çekoslavakya; Çek Cumhuriyeti ve Slovakya ismiyle ikiye ayrıldı…
Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ, Sırbistan, Slovenya gibi küçük devletçikler ise Yugoslavya’dan bölündü…
En kapalı komünizmin hüküm sürdüğü Arnavutluk da demokrasiye geçti…
Lübnan, Filistin, İsrail’in şimdiki halleri ise zaten bu yazının kaleme alınmasına sebep oldu.

 

 

Şimdi… Acaba, “kıyamete kadar bugünkü atlasları kullanacağımıza” kaç kişi inanıyor?

 

 

.............................................................

 

 

erdoganperes

 

 

 

Kaplan uykusu

 


Geçenlerde araştırmıştım; etrafımızdaki bütün ülkelerde, çoğumuzun hatırladığı zamanlarda bile hep bir şeyler olmuş. Ya sınırları değişmiş veya rejimleri devrilmiş. Büyük acılar çekilmiş, şehirler yangın yerine dönmüş, sayısız insan kaybedilmiş...
Yani ülkemiz her zaman bir ateş çemberi içinde imiş ve bu coğrafya demek ki yine çoğu zaman ateşler içinde kalacak!
Bu bir temenni değil, realitedir. Fakat bu gerçeğin önünde; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” denmez... “Suya sabuna dokunmayayım, yoksa köpürür” denmez... “Yurtta sulh cihanda sulh” lafı bile birtakım korkakların anladığı gibi algılanmaz!..
Çünkü... Eline odunu almazsan, yılan gelip senin de çoluk çocuğunu sokar sonra! Sen dokunmazsan hem kir ve pas ellerinde kalır, hem de suyu ve sabunu başkaları bitirir! Sen “barış içinde yaşayalım” mesajları dağıtırken sağa sola; birbirini devirmeye uğraşan ayılar, sonunda gelip senin üstüne düşer!..

 

 

Sözün özü; barış içinde yaşamanın yolu, savaşa hazır beklemektir! Hem de en kabiliyetli savaşçılar ve en modern silahlarla...
“Elimdeki şu tüfek ya patlarsa” korkusu çeken kadın kokuludan asker olmaz. Gerçek askeri olmayan milletten devlet olamaz. Böyle bir devlet, kurulmuş olsa bile kendi başına ayakta duramaz!..
Atlar atlarla, otomobiller otomobillerle, devletler devletlerle yarışır; sürücülerinin elinde!
“Atom reaktörü entelliğe aykırıdır, bisikletlerimize dinamo takalım” sözü bile bir laf-ı güzaftır!

 

 

Bütün mahlukat bir kaçmaca/kovalamaca içinde iken, kendi yükseklerine çekilmiş olan kaplanlar, nasıl günde 18-20 saat uyuyabilir, neden huzur içinde istirahat edebilir, biliyor musunuz?
Hançer gibi dişleri, balta gibi tırnakları olduğu için!
Her mahlûk; tabiatının gereğini yapar!

 

.

 


HEADER

Guest12-02-2009 13:03#13
Başbakanımız bunu yaptı da yurtdışında yaşayan Filistinliler ne yapıyor acaba?
Dün gece bir kaç Filistinli arkadaşla tanıştım. Beni tanıdıklarını sandılar, anladım ki birisiyle karıştırmışlar. Ben Türk'üm deyince "Erdoğan, Erdoğan" dediler. Çok iyi falan filan...
İçimden "Erdoğan bile sizin ülkeniz için böyle şeyler yaparken, siz ne yapıyorsunuz ülkeniz için? En azından içmeseniz, eğlenmeseniz" demek geldi, fakat demedim.
Ülkenizdeki savaş hakkında ne düşünüyorsunuz, dediğimde İsrail'e bir kaç kelime söylemekle yetindi.
Başbakanımız ülkemize kazandırdığı imajı tartışmaya bile gerek yok :-)

VELİ ÖRS
Alıntı
Muammer Erkul10-02-2009 09:12#12
Mustafa Necati Özfatura'nın 10 Şubat 2009 Salı günü yayınlanan "DAVOS SONRASI" isimli yazısı:
------------------------------------

Türkiye Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya'da barışın teminatıdır. Başbakanın "Serzenişlerimi z İsrail halkına, Yahudilere değildir. Bu serzenişlerimiz tamamiyle İsrail yönetiminedir" sözleri gerçeği ortaya koymaktadır. Davos'ta Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres'in tartışması hakkında çok şey söylendi. Bana göre en güzel tahlili Yunan basını yapmıştır. Yunan basınında yer alan görüş şöyledir: "Aslında Başbakan Erdoğan gezegenimizdeki çok kişinin söylemek istediklerini dile getirdi."
İran Devlet Televizyonu ve haber ajansları ise Başbakanın çıkışına geniş yer verdi. Tepkinin Yahudilere karşı değil, Gazze'de girişilen katliama yapılmış olduğunu vurguladılar. "Simon Peres bile özür dilerken; Başbakanın tavrını "Kasımpaşalı" olarak hafife almak son derece yanlıştır" dedi. Hamas el yapımı bir nevi oyuncak roketlerle 8 yılda 20 İsrailli öldürdü. Oysa İsrail son 22 günlük saldırıda 1300 Filistinliyi öldürürken 5000'ini de yaraladı. Fosforlu bombalarla 2 gözü kör olan çocukları hâlâ unutamıyorum.
Bazı yazarlar nedendir bilinmez Erdoğan'ı suçlu ve Peres'i olgun olarak ifade ettiler. Başbakanın resti dünyayı ve Orta Doğu'yu sarsmıştır. Bundan sonra Arap ülke liderleri koltuklarında rahat oturamayacaklar dır. Davos sonrası Davos öncesinden farklı olacaktır. Bu farklılık Davos sonrasında Türkiye prestijinin artmasıyla başlamıştır. Türkiye ile İsrail arasındaki bir yığın askerî, ekonomik ve siyasî anlaşmalar AK Parti iktidarı öncesi imzalanmıştır. Davos'ta Başbakanın tavrı Arap basınında manşetten verildi. Bu haberlerde Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa da Erdoğan'la birlikte toplantıyı terk etmeli idi. Türk Başbakanı Arap liderlerine ders verdi şeklinde idi.
Metropoll'ün yaptığı araştırmaya göre: Davos restini olumlu bulanlar yüzde 78.3 olumsuz bulanlar yüzde 13.7 fikri olmayanlar yüzde 8'dir. Başbakanın bu asil hareketini mahalli seçim yatırımı olarak görenlerin tavrı asaletten mahrumdur. Başbakanın Peresi alkışlayanlara "Şu zulme alkış tutanları da ayrıca kınıyorum. Peki çocukları öldürenleri kalkıp da alkışlamak öyle zannediyorum ki insanlık suçudur" sözleri sadece ve sadece Batının suçlanmasıdır. İsrail uzun vadede intihar ediyor. Kendilerini yok etmek için her çareye başvuruyorlar.

MUSTAFA NECATİ ÖZFATURA-10 Şubat 2009 Salı/Türkiye
Alıntı
Muammer Erkul10-02-2009 09:07#11
Rahim Er'in 06 Şubat 2009 Cuma günü yayınlanan "LOZAN'DA KAYBETMİŞTİK, DAVOS'TA DOĞRULDUK" isimli yazısı...
----------------------------------------

Prof. Turan Güneş, nüktedan, geniş tabiatlı bir siyasetçiydi. Prof. Hurşit Güneş'e, Prof. Ayşe Güneş'n babaları. Kıbrıs Harekâtı sırasında dışişleri bakanıydı. Türkiye ve İngiltere de Kıbrıs devletinin istiklaline teminat vermiş iki ülkeydi. Bu sebeple ada karışıp da savaşın eşiğine gelince Türk ve İngiliz hariciye vekilleri Zürih'e toplandılar. Maksat harbe mani olmak. Masaya türlü teklifler geliyor. Turan Güneş, bunlara dair mütalaa almak için zaman zaman Başbakan Bülent Ecevit' telefon açıyor. Yine böyle bir telefon görüşmesinden sonra masaya döndüğünde İngiliz dışişleri bakanı Callahan'n söylediği söz ciğerlerimize oturmuştu: "Biz karşımızda bir hariciye vekili bulacağımızı sanmıştık, meğer bir telefon ahizesi varmış."
O zamanki çekingen, kokmaz-bulaşmaz politikalarımız muhataplarımıza böylesine saygısızlık cesareti verebiliyordu. Yurtta sulh cihanda sulh her türlü ürkekliğin meşru mazereti olmuştu. Bütün dış politika iki slogana dayanmaktaydı. Yurtta sulh cihanda sulh ve NATO'ya-CENTO'y a bağlıyız.
Ne bir fikir imali ne bir yürekli adım.
İki sloganımız vardı ama sayısız düşmanımız. Yurtta da cihanda da sulhtan yana olduğumuz dillerde pelesenk iken etrafımız çepeçevre düşmandı.
Eski üslup diplomatlar o günlerden kalmadır.
Davos olayı patlak verdiğinde devrini tamamlamış diplomatlar yüz kızartıcı yorumlar yaptılar. Bazı ufuksuz yazarlar da onlara katıldı. Sonra ne oldu? Hepsi bozguna uğradı.
Hadise sırasında Anadoludaydık. Oradan yazdık, oradan konuştuk. İnsanlar o kadar memnun, herkes öylesine mest ki anlatmak mümkün değil. Bilahare birçok senaryolar çıkartıldı. Hepsi yanlış. Ne plan vardı, ne tuzak kuruldu. Ne de Recep Tayyip Edoğan, bir hesaba dayanarak tavır koydu. Öyle olsa rol yapmış olurdu. Halbuki bu tavır bir insanın yetişme tarzının, inanç karakterinin tezahürü. Reflekslerde planlama olmaz. Düveli muazzama ne der bakiyelerinin İsrail'den bile ödü kopar. Halbuki şahsiyetli dış politika yeri gelince masaya yumruğunu vurup orayı terk etmektir. Bunu şampanya bardağı tutmaktan gayrı mahareti olmayan bu ülke değerlerinden kopuk diplomat da aydın da anlayamaz. Nazenin eller incinir. Şayet merhum Turan Güneş öyle bir ağır hakaret karşısında bay Callahan'a ağzının payını verseydi sonraki gelişmeler çok farklı olabilirdi. İnsanlar da ülkeler de güçlünün yanındadır. Şahsiyet de bir güç şeklidir.
Şimdi deniyor ki...
-İyi oldu ama bunu iç siyaset malzemesi yapmasın.
Öyle bir malzeme yapmaya gerek yok ki. Vatandaş "yeter bugüne kadar dayak yediğimiz, ilk defa başımız dik, neye mal olursa olsun, kaça mal olursa olsun, bundan dönemeyiz, başbakana helal olsun" diyor.
Dağlardaki o çıkış, bir şafağın ilk şavkıdır:
-Biz varız. Buradayız. Bu bölgedeyiz. Ve bize rağmen bu bölgede kimse bir şey yapamaz.
Lozan'da kaybetmiştik. Davos'ta doğrulduk.
Doğrulmak tam ayağa kalkmak değildir.

RAHİM ER - 06 Şubat 2009 Cuma / Türkiye
Alıntı
Guest08-02-2009 13:51#10
Türk olarak göğsümüz gerildi evet, fakat bu tutum fazla uzun sürmez bölgede her ülkenin birbirine hayati derecede ihtiyacı olduğunu unutmamak gerekir. Bu demek değildir ki İsrail hükümetinin yaptıklarını onaylıyorum. Tam tersine ben de Müslüman Türk olarak elimden geldiğince kızıyor ve üzülüyorum yapılanları gördükçe ve hatırladıkça.
Bölgede büyük güç savaşlarının olduğu gerçektir. usa, arap devletler, rusya, israil, ingiltere vs... B.O.P.(BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ)
Bakınız tarihe adı zikredilen devletler, Osmanlı İmparatorluğu'n dan Türkiye Cumhuriyeti devletine kadar gelen süre içinde neler yapmışlar devlet ve millet olarak bizlere TC devleti safını seçmek durumunda ya tek başına ayakta kalmayı deneyecek ya da ittifakın içinde yer alacak... Bu da siyasi, ticari, askeri faaliyetlerde ortak hareket etme olacak siyasete akıl erdirebilen bir vatandaş var ise bana açıklasın bu durumu bana... İlerleyen zaman içersinde İsrail devletiyle ya da Amerika ile meydan muharebesi yapar mıyız?..
Devlet isek bağımsız bunun gereğini sözle değil icraatla yerine getirmemiz gerkmiyor mu?? Sorulacak soru çok da bunlara yanıt verecek devlet büyüğü yok ortalarda maalesef.. Bu gün celallendik sesimiz çıktı. iyi güzel de bu ses daha önceleri nerdeydi... Güneydoğu Anadolu'da Doğu Anadolu'da dönen kumpaslara neden ses çıkmadı?.. Musevi vatandaşlara toprak satılırken nerdeydi?.. Hey gözünü sevdiğim politika:-) nelere kadirsin... İnanın ağlanacak haldeyiz kimse bunu görmek istemiyor. Evet bu günü kurtardı siyasi makamlar peki yarınımız?..

LEVENT
Alıntı
Guest03-02-2009 13:50#9
Ancak, başbakandan aynı dik duruşu; ABD, Avrupa, IMF ve Kıbrıs için de bekliyoruz!!!

AKIN
Alıntı
Guest02-02-2009 14:16#8
İsrail nereye koşuyor!

"İsrail'in Gazze saldırılarının başbakan Erdoğan tarafından kınanması; hemen her ilimizdeki canlı Gazze zulmüne karşı halkın düzenlediği mitingler, Türkiye'de Yahudi düşmanlığını artırdı" iddialarını gündeme oturttu. Bu külliyen yalandır. Türkiye'de tarih boyu hiç Yahudi düşmanlığı olmadı. Türk televizyonların da her gün, Türkiye'nin bütün sorunlarına çözüm öneren yazarlarımız, Prof.larımız var ya! Onlar da "mahalle baskısı" adı altında lobicilere destek çıkıyorlar.
Milletlerarası Davos Ekonomik Forumunda 29 Ocak gecesi yaşananlar karşısında, İsrail şaşalamış görünüyor. Hatta bizdeki İsrail destekçileri daha da şaşaladı. Perez'e destek krizindeler. Bir tanınmış yazar 29 Ocak gecesi yapılan panelde, kime kaç dakika, kaç saniye söz verilmiş onu, çok hassas olarak tekrar izlediğini, başbakanın zaman hususunda hatalı bilgi verdiğini, kanallarda gerine gerine söyledi. Bir İsrailli yazar olsaydı, bizim yazarın söylediklerinin binde birini söyleyemezdi, söylemezdi...
Rıza Tevfik hayatta iken, bir Ramazan günü Galata Köprüsü'nden ağzında sigara pervasızca geçiyor. Ramazanda o dönemde aşikâre yani açıktan bir Müslümanın oruç yemesi yasak. Zabıtalar yakalar. Yürü karakola. Sen aşikâre oruç yedin. Rıza Tevfik "Ben Ermeni'yim" deyiverir. Zabıtalar şaşırır. Onu imtihan edecekler. Ama Ermenilik hakkında okkalı bir soru sorsunlar. Çünkü zanlı tilki gibi!..
O sırada kambur bir Ermeni köşker, örsünü omzuna atmış zor zahmet köprüden geçiyor. Onu durdurup "Avidis şu adam Ermeni imiş. Şuna zor bir Ermeni sorusu sor!" derler. O da Ermenilerin ezberlemesi çok zor bir duasını sorar. Rıza Tevfik sorulanı çatır çatır ezbere okur. Köşker şaşkın! Zabıtalara döner, "Beyim ben Ermeni'yim ama, bu sarı herif benden daha Ermeni" der...
Ekmeğini yediğimiz bu topraklara borcumuz çok. İsrail zaten son yaşanan konuyu özür dileyerek halle başladı bile. Peki bizimkilere ne oluyor?!. Mama veya aferin meselesi mi?

İSMAİL YAĞCI (02 Şubat 2009 P.tesi) Türkiye Gazetesi
Alıntı
Guest02-02-2009 14:08#7
Rahmetli Özal'ı "içimize sindiremiyoruz" diyenlere kendisi; "alışırsınız alışırsınız" demişti.
Malum zihniyet yıllar geçtiği halde bugün de hala sayın başbakanı içlerine sindiremediler.
Ne diyelim; "Alışırsınız, alışırsınız" demekten başka...

B.D.
Alıntı
Guest02-02-2009 03:50#6
Gönderiyorum diye yanlışlıkla yorum yazmışım madem gönderemedim yorum bari yazayım hakkaten şahane bir yazı bu kadar güzel yazılabilirdi. Hakikaten düşündüklerimiz anlatılmış. Sizi seviyoruz. TEŞEKKÜRLERR...

ZEYNEP KARA
Alıntı
Guest02-02-2009 03:48#5
Ancak bu kadar güzel tarif edilir, yazının güzelliğine bakın...

ZEYNEP
Alıntı
Guest02-02-2009 03:46#4
Başbakan'ın kendisinin de okuduğu bir şiir vardı, onu okuttu gördüklerimiz, duyduklarımız ve bir de yazdıklarınız...

Mehmed'im sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir...

Ne olacak bu memleketin hali diye sorulurken bir zamanlar, şimdi umutluyuz geleceğimizden...

Özellikle yukarıdaki resim nerdeeeen nereye dedirtiyor insana...
Teşekkürler...:-)

ZîŞAN
Alıntı
Guest01-02-2009 04:01#3
Hele bir de, Beyaz Saray'daki bir görüşmede Bill Clinton'ın, büzüşmüş bir halde oturan Ecevit'in neredeyse tepesine çıktığı resim vardı; yerin dibine girmiştik millet olarak!..
Böyle görüntüleri özlemiştik...

KARANFİL
Alıntı
Guest31-01-2009 16:40#2
Onlar Orhan Pamuk gibi Türk milletini aşağılayanları, tarihine küfredenleri alkışlarlar. Hala Avrupa'nın neyi alkışladığını bilemiyorsak vahhh halimize. AKP ye hiç oy vermedim. Ancak başbakanın o sağlam durşundan, bir Türk olarak onur dudum ve NİHAYET!!! dedim:-)))) Koltuk sevdalısı çişini tutamayanlardan topyekün kurtulduk. Bu arada şunu da belirtmek isterim, siyasi bir görüşüm yok. Milletini vatanını seven bir Türk vatandaşıyım. Sadece objektif görüşümü sizlerle paylaştım.

Sevgiler ve millet olarak dik duruşlar diliyorum:-))))

AKIN
Alıntı
Guest31-01-2009 15:28#1
Ne de güzel ifade etmişsiniz. Her ne kadar birileri uslûp diye kendini parçalasa da ben tepkinin de uslûbun da çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Uzun zamandır dünya milletleri karşısında el pençe divan duran bir tavrı izledik devlet adamlarından. Davos'ta izlediğimiz ise Türk milletinin istediği, yıllardır beklediği bir tavırdı bana göre. En azından benim gibi TÜRK olmanın haklı gururunu yaşayanların beklentisiydi. Her durumda aynı yaklaşımda bulunanlar, bu olay karşısında da Recep Tayyip Erdoğan'ın şu an oturduğu koltuğun Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin başbakan koltuğu olduğunu görmezden gelme çabasında. Tepki, bir parti başkanının tavrı değil. Bu haklı, yerinde ve oturaklı tepkiyle gurur duyuyorum. Tarafsız olarak değerlendirme yapabilen ve dünyayı küçük bir delikten izlemeyenlerin bu tavrı, bu tepkiyi alkışlamanın partizan olmayı gerektirmediğin i rahatlıkla anlayacağından şüphem yok. "Öldürmeyi iyi bilenler" yeryüzünde at koşturmasın artık! Susmak ve sabretmek erdemdir ancak adaletsizliğe karşı durmak, konuşulması gereken yerde konuşabilmek cesaret işidir ve bizim soyumuz bu cesareti bize aktarmıştır!

ŞAHİKA ATEŞ
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile