Seyir Defteri - 02 Mart 2009 Pazartesi (Çetin'in de Hanımannesi...)





Çetin’in de Hanımannesi…




Çekirge Çetin, gerçek bir evlat gibi hayatımdaydı her zaman…
Önce Türkiye Çocuk Dergisi’nde başlamıştık görünmeye, sonra gazetemizde çıkmaya başladı. Bizim Sayfa ismindeki orta sayfalarda 90 öncesi toplam 3 yıl yayınlandı. (Stop köşemizdekiler 94’ten sonradır.)
Bu ilk dönem, birçok karikatür ve çizgi romanlarla birlikte çıkıyorduk gazetede. Bir gün aniden (belki çizerlerin can sıkması veya bir başka sebeple) sayfadaki bütün çizgiler kaldırıldı. Kimin umurundaydı bilmiyorum, ama ben; evladı elinden alınmış bir baba hüznüne sarınmıştım, sesim soluğum kesilmişti!..



Bir hafta geçti. “Sayfadaki çizgiler artık yayınlanmayacak” diyen müdürüm beni çağırarak;
-Enver abi “Hanımanneler çok seviyorlardı, Çetin’in tekrar yayınlanması istiyorlar” dedi, diyerek yeni bölümler hazırlamamı söyledi…
O dakika, sanki uçabileyim diye sırtımda kanatların çıkmaya başladığını hissetmiştim! Çünkü o söz Çekirge Çetin’in bir çizgi karakter olarak kalıcı olmasını… Ve hatta 94’te başlayan çeyrek sayfalık Stop köşemizde de devam ederek; bizim bölümümüze daha fazla bakılmasını ve yazdıklarımızın okunmasını sağladı…
Aldığım binlerce mektupta; “önce Çetin’i sonra yazılarını okumaya başladım” yazar. Bizi bilen hemen herkes önce Çetin’i, sonra fakîri tanıdı. Bunca dostun bilmediğiyse şudur: Çetin’i ve babasını kendileriyle tanışık kılan, Hanımannelerden gelen işte o sözdü…



Pazar günü Eyüp Sultan Camii inanılmaz kalabalık günlerinden birini yaşadı. Cenaze namazında, ben şadırvanlı dış avludaydım ve tekbirden sonra ellerimi güçlükle bağladım. Çünkü hepimiz her yönümüzden bir başka arkadaşa yaslanmış haldeydik…
Elbette iyi bilirdik Hanımannemizi. Hep birlikte bunu söyledik. Ve zaten bunu söylemek için ordaydık…

hanimanne1

hanimanne2_

 


 NOT:
Türkiye Gazetesi'nde yayınlanan özel sayfanın resimlerini görüp yazılarını okumak için aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz...
http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?haberid=402262

------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 


Aydın'dan gelen Kadir Çelik, Kadir Çetin ve Kadir Sözbir; cenazenin kaldırıldığı günün akşamı yemekte dinledikleri, okudukları ve huzurpınarı sitesinden aldıkları bilgilerle bir bölüm hazırlamışlar... Tamamı Hanımanne ile ilgili olduğu için aynen yayınlıyoruz:


"Nefise-i Sîret, Hasene-i sûret,
Rü’yeti aliyyesiyle müşerref olan zevât-ı kirâm, bahtiyardır."

                               (Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri)



Cenaze gününün akşamı, şehir dışından gelen misafirlere verilen yemekteki sohbet kısmı:
02.03.2009 VIP YEMEK


Âfiyet olsun. Hanımannenin ikramına yine kavuştuk, İnşâallah Cennette de kavuşuruz. Cebrâil aleyhisselâm geldi, yâ Rasûlallah âhıretle dünya arası ne kadar mesafe? Cenâb-ı Peygamber aleyhisselâm da buyurdular ki; göz açıp kapayıncaya kadar. Mübârekler bir gün buyurdular ki: Kabirdeki hayat binlerce senedir. Fakat mü’mine iki rekat kadardır. Efendim, insan rüyada çok işler yapar, çok şeyler görür, batar çıkar, sabaha kadar uğraşır, fakat o uzun gelen zaman iki üç dakikadır.

Buraya gelmeden evvel Cumhurbaşkanı, Başbakan aradı, başsağlığı dilediler. Allah râzı olsun. Onlara şunu söyledim: Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyurmuşlar ki; iyiler, iyilikleri ile birlikte âhırete göç ediyorlar ve kendi yerlerini boş bırakıyorlar. İyiler, Allah dostu olanlardır. Onlar birer yıldız, güneş. Onlar birer birer azaldıkça, Dünya git gide kararıyor. Bâri biz de ibret alsak dedi. Şimdi kim bilir ne kadar karanlık? Ama onu görecek göz lâzım. İmâm-ı Rabbânî hazretleri dört yüz beş yüz sene önce buyuruyor ki: Dünya bidatlerle karardı, sünnetler ateş böceği gibi uçuşuyor. Mübârekler de buyuruyorlar ki: İmâm-ı Rabbânî hazretleri şimdi gelse de zulmetin, inkârın karanlığını görsün. İşte arkadaşlar, mü’min nûrdur.

Bir gün Fatih’teki evde bir yaz gecesiydi. Mübâreklerle oturuyorduk. Bakın efendim gök yüzünde ne görüyorsunuz? Efendim yıldızlar var. Nasıl ki biz buradan baktığımızda gök yüzünü karanlık görüyorsak, oradan da bakılınca dünya böyle karanlık görülür. Gök yüzünde birer ikişer kümeler halinde nasıl ki yıldızları buradan görüyorsak, melekler de gök yüzünden bakıyorlar ve her mü’minin kalbindeki nûru, bizim yıldızları gördüğümüz gibi görüyorlar. Melekler şimdi burada bir yıldız kümesi görüyorlar.

Hindistan’dan kalınca bir kitap gelmişti. Mücahid daha çok küçüktü, beş altı yaşlarında. Mücahid Efendi dedi ki; dedeciğim bir yeri açın da okuyun, biz de dinleyelim. Açıyorlar ve çıkan yer şöyle: Birinin mahşerde hesabı görülüyor. Terazide dağ gibi günah, sevap avuç kadar. Melekler tutup bunu cehenneme götürüyorlarken yukardan bir torba geliyor. Bu defa sevaplar günahların beş misli oluyor. Merak ediyorlar neden diye. Son anda bir sevap geldi. Torbayı açıyorlar toprak. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki, o hayattayken benim sevdiğim bir kulumun kabrine iki kürek toprak atmıştı. İşte sevap onun karşılığı. Ya o zâta su verdiyse, hizmet ettiyse, zaten onun işi tamamdır.

Bir gün Mübâreklerle oturuyoruz. Dışarıda yağmur yağıyor. Buyurdular ki; rahmet yağıyor. Silsile-yi aliye sonunda ne diyor? “Sâlihleri söyleyince, yağar rahmet-i Rahmân”. O rahmet burada afvu magfirettir. Büyüklerin anıldığı yerde rûhları hâzır olur. Kabiliyeti olan bundan istifade eder. Yani kabın ağzı açık olması lâzım. Kabın açık olmasının birinci şartı; sevgi, muhabbet ve tabiî ki itaattir.

Hanımanneler bir gün bir yazı gösterdi. Efendi hazretleri oraya bir şeyler yazmış ve hocamız da onu Osmanlıcaya çevirmiş. Ey Sîret, ben sana insan diyemem, ben sana melek diyemem, ben sana hûri diyemem, ben sana peri diyemem. Sen hem insansın, hem melek, hem hûri, hem de peri. Sen nesin ey Sîret? Ne iltifat.. Hanımanneler anlatıyorlar. Bir gün Çamlıca’dayız, ben beş altı yaşındayım, oynuyorum. Efendi hazretleri bana bakıyor. Sonra cebinden bir defter çıkarıyor, bir beyit yazıyor ve bana veriyor. Ben de babama, Ziya Bey’e.. Ziya Bey, bu çok kıymetli,  bunu iyi saklayalım diyor. Önce ben saklayayım, sonra sen saklarsın. Hâlâ duruyor. Hanımanneler arasıra o defteri çantasından çıkarırdı. Efendi hazretleri oraya yazmış: “Nefise-i Sîret, hasene-i sûret (güzel yüz), rü’yet-i aliyyesiyle müşerref olan zevât-ı kirâm bahtiyârdır”. Enver Abi niçin bahtiyar olmasın. Tam kırk sene evin içinde hizmet nasîb oldu. Niçin çok seviniyorum? Hanımanne buyurdular ki: Enver, sen beni hiç üzmedin. Hocamızı ziyarete kabristana gittiğim vakit, hanımannelerin, Dilvin ablanın, Mücahid ve Ferruh’un hâtırı için, hocam beni de kabul edin diye dua ediyorum.

Bizim eve bir abla gelmiş. Rüyada efendi hazretlerini görmüş. Buyurmuşlar: Temizleyin buraları, yarın buraya Sîret geliyor. Agit Abi dün bir rüya görmüş. Gülay Abla çok güzel bir oda hazırlıyor, yarın buraya hanımanne gelecek, onu bekliyoruz, demiş. Antenleri çalıyor. Sigortası atanlar da bakıyor. O da iyi.

Bir mübârek zât talebelerine demiş ki: Allah indinde makbul olan amel, ihlâslı olandır. Allahü teâlâ mü’minin ne kadar ihlâslı ameli var ise ona bakacak. Eğer ihlâs yoksa, ona hiç faydası olmayacaktır. İhlâslı olanlar kurtulacak, ihlâssız olanlar kurtulmayacaktır. Onun için ihlâslı olun, diyor. Talebenin bir tanesi bakmış anlatılanlar yok kendisinde, o halde hocamı ve buraları oyalamayım deyip orayı terk ediyor. Birkaç gün sonra o mübârek zât, bir talebemiz vardı, o nerede? Diğer talebeler, o buraları oyalamayım deyip firar etti, diyorlar. Hoca efendi, hemen onu yaka paça buraya getirin, diyor. Bir yerde yakalayıp getiriyorlar. Ebû Harran hazretleri, evlâdım niçin kaçtın? deyince, talebe; hocam, o anlattıklarınız bende yok, ben çok berbat birisiyim, bende ihlâs yok, diyor. Bunun üzerine bakın o zât ne buyuruyor? Doğru, sende ihlâs yok, ama benim anlattıklarımda ihlâs var. Sana mutlaka tesir eder, nüfûz eder. Unutma ki, mü’min sevdiği ile beraber olacaktır. Sen âhırette benimle beraber olmak istemiyor musun? Bunun üzerine talebe orada kalıyor. Hanımanne hepimize şefaat edecek, onda şüphem yok. Çünkü hepimize dua ediyorlardı. Ama en çok Enver Abi’ye.

Bir gün bir arkadaş kalbinden bir şeyler geçiriyor. Biraz daha saldırgan olsak, celalli olsak. Enver Abi’nin yumuşak huyundan dolayı belki. Hocamız dönmüş ve sert olarak buyurmuşlar ki: Benim siyasetimi içinizde en iyi bilen Enver’dir. Siz değil. Öldüm, bittim abi demiş. Siyasetin aslı; herkesle iyi geçinmektir. Kendisine kimseyi düşman etmemektir. Münakaşa yok, mücadele yok. Bunları kendi kendine yap. Senin düşmanın içinde. Senin her şeyini ve îmânını almaya çalışıyor. Sen başkasına değil, kendine bak.

Kâmil abi, sen bunu sat. İki arkadaş vapurla bir yere gidecekler. Sırtlarında eşyaları var. Biri gemiye binince sırtından yükünü indiriyor, üstüne oturuyor. Diğeri ise bütün ısrarlara rağmen malı kıymetli ya, sırtından bir türlü yükünü indirmiyor. Tabii bir fırtına, bir dalga, adam yüküyle birlikte denize uçup gidiyor. Celâleddîn-i Rûmî hazretleri buraya şerh düşerek buyuruyor ki: Ey aziz, dünya malını sırtından indiren ne kadar rahat yolculuk yaptı. Âhıreti zaten rahat. Allah demeye vakti çok. Diğerinin ise, hem dünyası harâb hem de âhıreti. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Eğer dünya malına tapan birisine rastlarsan sokağını değiştir, aynı köyde veya aynı mahallede oturuyorsan oradan başka yere git, kalbin meyletmesin.

Emîr Gilâl hazretleri bir gün talebeleriyle gezintiye çıkmış. Bir yerden geçerken karşılarına âniden bir aslan çıkmış. Talebeler çok korkmuşlar. Emîr Gilâl hazretleri gâyet sâkin bir şekilde gitmiş, aslanın yelesinden tutmuş ve bak demiş, bunu hiç iyi yapmadın, demiş. Talebeler çok korktu. Bu sana yakıştı mı? Bunun üzerine aslan özür diler gibi burnunu yerlere sürmüş ve oradan uzaklaşmış. Talebeler kendilerine gelince hocalarına sormuşlar bu ne hâl? diye. Buyurmuşlar ki: Evet ben de bir mahlûkum aslan da. Eğer bir mü’min Allahü teâlâdan korkarsa, aslan da herkes de ondan korkar. Eğer bir mü’min Allah’a itaat ederse, her kes ona itaat eder. Eğer bir mü’min Allah’ı severse, herkes ona dost olur. O halde bütün iş; Allahü teâlâ ile aramızdaki münasebetlere bağlı. İnsan çok nankördür. Otuz sene iyilik yaparsınız, bir gün ters bir durum olur, sizden kötüsü olmaz, size düşman olur. Onun için Lokman Hekim buyurmuşlar ki: İki şeyi unut. İki şeyi unutma. Yaptığın iyilikleri ve sana yapılan kötülükleri unut. İki şeyi de unutma; Allah’ı ve ölümü. Ölüm hakdır.

Şimdi üç İhlâs bir Fâtiha okuyup hanımannelere teşekkür edelim, Enver Abi de duasını yapsın. Yâ Rabbi okuduğumuz İhlâs-ı şerîfleri, Fâtiha’yı, salevât-ı şerîfeleri hediye ettik, dergâhında kabûl eyle. Hâsıl olan sevabı, evvelen Peygamberimizin rûhuna hediye ettik...

Bir tarihde akıllara durgunluk bir kurarklık olmuş. Orada yaşayan bir Allah adamı varmış. Ona müracaat etmişler. Hep beraber sahraya çıkmışlar. Kalabalık. Demiş ki, ben ne dersem sizde onu inanarak tekrar edeceksiniz. Çünkü Cenâb-ı Hak hiç bir cezayı suç işlemeden vermez. Bir günah var içimizde, onun için damla yağmur gelmiyor. Bu bakımdan, söyleyeceklerimi îmân ederek tekrarlayın. Şimdi tekrar ettiler: “Yâ Rabbi günahlarımızı affet, biz pişman olduk, biz tevbe ettik, yâ Rabbi bizi avf ve magfiret eyle” (yemektekiler bunları sesli olarak tekrar ettiler). Şimdi sıra bende diyor o mübârek zât. “Yâ Rabbi, sen Kur’ân-ı kerîmde şöyle buyuruyorsun: Îmân edenin ve doğru söyleyenin duasını kabul ederim. Biz sana îmân ettik. Doğru söyledik. Tevbe ettik, pişman olduk. Şimdi sen bize yağmur ver. Tabii duanın arkasından herkes yağmurdan kaçacak delik arıyor. Amma ne yağmur? O da bir rahmet, bu da rahmet. Netice, çok mühim, îmân edenin, doğru söyleyenin Allahü teâlâ duasını kabul eder. Allah mutlaka doğruların yardımcısıdır. İdam sehpasına gitsen doğrudan vazgeçme, oradan bir vesile kurtulursun. Ama yalanla dolanla hiç bir yere gidemezsin. İnsanın itibarını kazanması çok zordur, ama kaybetmesi ân meselesidir. Mü’min erkek adamdır, mert adamdır. Netice; yâ Rabbi ben bu abilerin hepsini çok seviyorum. Dünyada beraber olduğumuz gibi âhırette de firesiz beraber olmak istiyorum.





DERLENMİŞ OLAN KISIM:


İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn.  Allahü teala rahmet eylesin, şefaatlerine nâil eylesin inşallah.


Muhterem hocamız Hüseyin Hilmi Işık (rahmetullahi aleyh) efendinin muhterem hanımefendileri, annemiz,
hanımannemiz dünyadan ahirete irtihal edip, sevdiklerine kavuşurken, binlerce, onbinlerce sevenini, evlâdını yetim bıraktı. Hanımannemiz, Abdülhakim efendi hazretlerinin ençok sevdiği talebesinden olan Ziya bey'in biricik kerîmeleri idi ve çocukluğundan itibaren Abdülhakim efendi hazretlerinin pekçok iltifatlarına kavuşmuştu. Abdülhakim Arvasi hazretleri ençok sevdiği talebesi, Hüseyin Hilmi efendiyi, pekçok sevdiği ve yanından hiç ayırmadığı, Ziya bey'in kerîmesi hanımannemiz ile evlendirdiği zaman; "Sen benim hem kızım, hem gelinimsin" buyurarak, kendi yanındaki kıymetini belirtmiştir. Hanımannemiz, Abdülhakim efendi hazretlerinin ilmi ve feyzleri ile yetişen, kendisini hayatta iken gören son ferd-i kâmil idi. Din ilimlerinde mütehassıs, büyük âlim idi. Kalb ilmlerinde de mâhir ve firaset sahibi idi. Hocamızın bütün dünyaya ehl-i sünnet itikadını yaymasında en büyük yardımcı olarak, bütün insanların ve insanlığın üzerinde çok büyük hakkı bulunmaktadır.

Abdülhakim-i Arvasi hazretleri buyurmuşlarki; İyiler, iyilikleri ile beraber ahirete göç ediyorlar ve
kendi yerlerini boş bırakıyorlar. İşte o iyiler, yani Allah adamı, Allah dostu olanlardır. Onlar birer ışık, onlar birer güneştir. Bu güneşler azaldıkça, yerinde başka güneş olmadıkça, azaldıkça azaldıkça, dünya biraz daha kararıyor.  Her giden heybesini doldurup gidiyor. Dünyadan birşeyler götürüyor. Yeri boş kalıyor.

Allah rahmet eylesin, Hanımanne buyurdularki; "Çamlıcadaydık, ben beş-altı yaşlarımdaydım,
oynuyordum. Büyüklerin hepsi orada idi. Efendi hazretleri bir sandalyede oturmuş, en çok bana bakıyordu... Baktı, baktı, en sonunda cebinden küçük bir defter çıkardı, oraya bir beyt yazdı. Beni çağırdı, al Sîret bunu sakla buyurdular. Ben bilmediğim için, götürdüm babama verdim. Babam Ziya bey baktı, maşallah dedi, aman kızım, bu çok kıymetli, bunu iyi sakla. Şimdi ben saklayayım, sonra sen saklarsın dedi. Hâlâ saklı, duruyor". Allah şefaatlerine nail eylesin, Efendi hazretleri ‘kuddise sirruh’ oraya yazmışki: "Nefise-i Siret, Hasene-i suret, Rü’yeti aliyyesiyle müşerref olan zevât-ı kiram, bahtiyardır". Yani, kim onun mübârek yüzünü görürse, o sıradan insan değildir. O zevât-ı kirâmdır, büyük insandır. Ve bahtiyardır. Abdülhakim efendi hazretleri gene birgün buyurmuşlarki; "Ey Siret, ben sana insan diyemem, ben sana huri diyemem, ben sana melek diyemem, ben sana peri diyemem. Sen hem insansın, hem hurisin, hem perisin, hem meleksin. Sen nesin Ey Siret!".

Hanımanne küçük çocukken kabakulak olmuş. Buyuruyor ki; "Abdülhakim efendi hazretleri haftada üç gün
vaazdan çıkıyor, bizim eve geliyor, benim baş ucumda oturuyor, ben ateşler içinde yanıyorum, bana okuyor okuyor, nasılım diye gözlerimin içine bakıyor. Sonra ben kendime gelince, nasılsın, bugün daha mı iyisin? diye soruyor. Arkada babam Ziya bey, iyiyim de, iyiyim de diye işaret ediyor… Her tarafım dökülüyor, fakat babam orada ya, iyiyim efendim, iyiyim diyorum".

Rahmetli Taha amca (Seyyid Fehim Arvasi hazretlerinin torunlarından), çok uzun seneler evvel, Hanımanne
için buyurmuştu ki; "Zevcetis sultan, binti sultan, ümmü Sultan": Sultanın hanımı, sultanın kızı ve sultanın annesi.

Muhterem hocamız, birgün Abdülhakim efendi hazretlerine "Efendim ben evlenmek istiyorum" buyurmuşlar.
Abdülhakim efendi hazretleride; "kiminle" buyurmuşlar. Hocamız; "efendim siz kimi tensib buyurursanız" deyince, Efendi hazretleride; "sana Ziya beyin kerimesi uygundur" buyurup, aynı gün Ziya beyi çağırıp, hem istemişler, hem nikah kıymışlar.  Ençok sevdiğini, pekçok sevdiğinin kerimesi ile evlendirmişler.

Velhasıl hanımannemiz, bizim idrakimizden uzak olan bir sultandı. Böyle güneşler birer birer azaldıkca,
dünyanın karanlıklığıda artmakta, zifîri karanlık olmaktadır...  Hanımanneyi tarif etmek için, (bu tâbir uygun olur mu bilemiyorum ama), halk arasında bir söz vardır; Her başarılı erkeğin arkasında bir hanım vardır...

Hocamız islamiyeti ve ehl-i sünnet itikadını dünyanın heryerine anlatabilmek için, bid'at ehlinin karşısında en sağlam kale olup, çok kıymetli yüzlerce kitabı (arının bal yapması gibi) hazırlarken, iman cevheri bulunan onbinlerce emsalsiz genci yetiştirirken, dinsizlerin ve mezhebsizlerin yıkmak için uğraştıkları güzel dînimizi yeniden canlandırmağa çalışırken, hep hanımannenin desteği, yardımı, fedakarlığı, vefakarlığı ve zemin hazırlaması vardı. Hocamız Hüseyin Hilmi Işık rahmetullahi aleyhin dinimize olan hizmetlerini, bütün alem bilmekte, görmekte ve takdir etmektedir. Görmemek için kör olmak veya ard niyetli olmak lazım. (Bu hizmetler inşallah kıyamete kadar devam edecektir). İşte böyle büyük bir velîye, böyle büyük bir mürşîd-i kâmile bir ömür boyu hizmet etmekle şereflenen, büyük bir sultan (hanım annemiz), birkaç gün evvel bu fânî dünyaya veda edip, cennet bahcesinde çok sevdikleri ile buluştu. Hepimizin üzerinde çok büyük hakları vardır. Huzurpınarı üyelerinden, hanımannemizin arkasından fatihalar okumanızı, dualar etmenizi istirham ediyoruz. Dua edene mi yoksa edilene mi faydası olacağı belli olmaz. Üzerimizde hakkı olanları unutmayalım ki, sonra biz de unutulmayalım.
Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

(huzurpınarı.com'dan alınan kısım)





ŞİİR


HANIMANNE, CÂNIM ANNE


Rabbim senden razı olsun,
Kabrin nur ile dolsun,
Mekanın cennet olsun
Hanımanne, cânım anne.

Annelerin annesisin,
Hepsinden de yücedesin,
Hocamızın gözdesisin,
Hanımanne, cânım anne.

P
amuk gibidir yüreği,
Evlerimizin direği,
Hepimizde var emeği,
Hanımanne, cânım anne.

Hocamıza imkân veren,
Gece,gündüz, hizmet eden,
Sebeb oldun, bizlere sen,
Hanımanne, cânım anne.

Efendinin gözbebeği,
Hem kızı, hem de gelini,
Kimse tutamaz yerini,
Hanımanne, cânım anne.

Kıymetini bilemedik,
Hizmetini göremedik,
Ellerini öpemedik,
Hanımanne, cânım anne.

Fedâ olsa da cânımız,
Aksa yerlere kanımız,
Şükrünü biz yapamayız,
Hanımanne, cânım anne.

Annelerin annesisin,
Cânımızdan kıymetlisin,
Rabbimizin rahmetisin,
Hanımanne, cânım anne.

(Ali Zeki Osmanağaoğlu'ndan alınan şiir)

--------------

(NOT:
Kadir Çelik, Kadir Çetin  ve Kadir Sözbir'e çok teşekkürler ediyor... Ayrıca hem Hanımannemiz ve hem de sitemizin müdavimi olan dostlarımızın bütün ölmüşleri için birer Fatiha istirham ediyoruz... M:)

.

HEADER

Guest08-07-2009 18:19#27
ANNECİĞİM

S'izdiniz bedende can anneciğim,
İ'çimiz hasretle kan anneciğim,
R'evâ idi size şân anneciğim...

E'y Mübâreklerin nurlu nigârı,
T'eberrük kaynağı, gül yadigârı...

N'asip olmadı âh cemâlin görmek,
E'şiğini öpüp, sohbete ermek,
F'azilet bağından gül, çiçek dermek...

İ'şittiğim haber yalan olsaydı,
S'înemde şu canım talan olsaydı...

E'bedî âleme göçtünüz siz de,
I'stırâbı geçmez bir ömür bizde,
Ş'efaat ümidi taşırız öz'de...

I'şığınız başka; hem çok başkaydı,
K'aldı âlem sizsiz, gökte Zühre kaydı...

KARANFİL
Alıntı
Guest18-03-2009 00:34#26
Dünyada görmek nasip olmadı. İnşaallah ahirette yanında bulunmak nasip olur.
Alıntı
Guest11-03-2009 16:27#25
Hanımannemiz ile ilgili yazan herkesten Allahü teala razı olsun. Okudukça O'nu daha da çok sevdim. O'nları sevmek ne güzel..))

LALE
Alıntı
Guest09-03-2009 03:05#24
Gözü Yaşlı Öyküler
Sadık Söztutan
08 Mart 2009 Pazar

Gel, beraber çıkalım yola

Karı-koca sohbet ediyorlardı:
- Yahya Kemal'e katılıyorum, dedi kadın, bütün seyahatlerin en güzeli İstanbul'a dönüştür.
Feribotun sağ tarafında, cam kenarında oturuyorlardı.
- İyi de hayatım, o İstanbul'da oturuyormuş, dedi kocası zoraki bir gülümseme ile...
Hanım, sağ elinin işaret parmağını bir otomobil cam sileceği gibi penceredeki buğunun üzerinden geçirdi, açılan boşluktan denizi izlemeye başladı. İçini çekerek kocasına döndü:
- Bizim de canımız İstanbul'da...
Kocası, eşinin hangi "can"dan bahsettiğini anlamadı bir an... Çünkü hanımının üç ayrı "canı" vardı İstanbul'da... Biri oğlu... biri gelini... biri de çocukluğundan beri öz annesinden çok sevdiği, saydığı, bağlandığı, güvendiği, teslim olduğu, ayrılığına dayanamadığı "Işıklı Annesi"ydi.
"Işıklı Anne" ile ilk tanıştıkları gün, o tarihte daha altı yaşında olan oğlu bu sıfatı bulmuştu. Görüşmeden sonra eve döndüklerinde çocuk birdenbire:
- Bana çikolata veren o teyzenin yüzünde ışık vardı, demiş, annesi ile babası birbirlerine bakarak memnuniyetle gülmüşlerdi.
Anne:
- Ne güzel söyledin oğlum, diye kucağına alıp sevgiyle hafifçe yanağını ısırmıştı oğlunun...
Kadın, sağ elini, soğuk havada iyice sokulduğu kocasının paltosunun sol cebine soktu, sol eliyle de kocasının sol bileğine uzandı, paltoyu yukarı çekerek saatine baktı:
- İnşallah akşam yedi civarı İstanbul'da oluruz. Önce Işıklı Anneme gidelim, onu gördükten sonra çocukların yanına geçeriz. Yarın da Eyüp Sultan'a kabir ziyaretine gideriz. Ne dersin?
Kocası, acı ile buruşturduğu yüzünü hanımından kaçırarak sağa çevirdi. Hanım ısrarlıydı; bu kez kocasının karın boşluğunu dürttü:
- Tamam mı?
- Hayatım, dedi adam belli belirsiz bir hüzünle... Birincisi, seni Eyüp Sultan'a götüremem. Oralar pazar günü çok kalabalık oluyor, biliyorum. İkincisi, bugün İstanbul'la konuştum, Işıklı Anne seyahate çıkmış. Önce çocuklara gidelim bu akşam...
Kadın, eşinin paltosunun cebinde elini çekerek kendini geri attı, kocasından bir miktar uzaklaşıp onun gözlerine baktı:
- Nasıl yani? Seyahate mi gitmiş? Bensiz?
Bu soruya hakkı vardı. Çünkü bu iki hanım tanıştıkları günden beri, bütün seyahatleri birlikte yapardı.
Hem Işıklı Annesi onunla seyahat etmekten mutluluk duyuyor, hem o anneye hizmetten keyif alıyordu. Sayısız yurt içi ve üç kez de yurt dışı seyahatine birlikte çıkmışlardı. Hatta son gezide, "Sensiz bir yere gitmem" demişti Işıklı Annesi ona...
Bu kez ayağa kalkıp kocasının tam önünde dikildi, biraz eğilerek aynı cümleyi tekrarladı:
- Nasıl yani? Seyahate mi gitmiş diyorum? Bensiz?
Hafiften sendeler gibi olunca, kocası da ayağa fırladı. Hanımının kolundan tutup alt kattaki arabalarına doğru indirmeye başladı. Ancak giderek kolunda eşinin ağırlığını daha çok hissediyordu. Dar merdivenleri adeta sürükler gibi indirdi, hemen feribotun arka bölümünde son sıradaki otomobile bindirdi.
Hanımının sağlığının giderek bozulduğunu hissediyordu. Kapıyı kapatıp doktor aramaya çıktı. Feribotta yapılan anons üzerine iki ayrı doktor geldi otomobilin başına... İkincisinin muayenesine gerek kalmadı, ilk gelen kadın doktor:
- Ex olmuş, dedi.
Bu şok ölüm üzerine adamın eli ayağı karışmıştı, ne yapacağını bilmez durumdaydı.
- Biz Okçular'a geçinceye kadar bir ambulans gelebilir mi, dedi dudakları titreyerek...
- Ben hallederim, dedi kadın doktor.
Oysa, kocası gündüzden acı haberi almıştı; Işıklı Anne o gün vefat etmişti. Adam, onu son yolculuğuna uğurlamak için gittiklerini söylememiş, İstanbul'a ulaşınca nasılsa öğrenir diye düşünmüştü.
Söylemek kısmet olmadı ama, kısmet olan şey daha çarpıcıydı:
İkili, son yolculuğa da (Eyüp Sultan'dan) birlikte çıkmıştı; yan yana, on binlerin duaları eşliğinde...

Sadık Söztutan

Gönderen: KARANFİL
Alıntı
Guest07-03-2009 13:59#23
"Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğü..." Ne güzel ilaveler... Yazılan yazılmış, söylenen söylenmiş... Bizlere de susmak düşer... Allahü teala sizlerden razı olsun Muammer abicim... Size ve sevgi ailesine daim dua eder, dualarınızı bekleriz...

K.Çelik, K.Çetin, K.Sözbir / Aydın-Nazilli
Alıntı
Guest07-03-2009 04:30#22
Hanımannemizsiz geçen ilk hafta... Hanımannemizsiz geçireceğimiz ilk kandil...
Yokluğuna alışamayacağız Hanımanneciğim, hiç bir şey dolduramayacak o boşluğun yerini...
Şükürler olsun, Dünya'da iken görmek nasip oldu mübarek suretinizi.
Rabbim Ahırette'de ayırmaz inşallah...
Şükürler olsun; son kez daha nasip oldu eşiğinize yüz sürmek, dokunduğunuz yerlere dokunabilmek...
Rabbim şefaatinizden ayırmasın inşallah cümle dostları...

KARAHİSARLI
Alıntı
Muammer Erkul06-03-2009 16:09#21
Büyükleri ve onları sevenleri sevmek ne güzel, ne tatlı bir şey... Hepinizi çok seviyorum. Seni hassaten çok seviyorum Muammer abicim. Doyamadım söylemeye, bir daha yazayım dedim, mâzur görün:-)

ESRA
Alıntı
Guest06-03-2009 16:05#20
"Nefise-i Sîret, Hasene-i sûret,
Rü'yeti aliyyesiyle müşerref olan zevât-ı kirâm, bahtiyardır."
(Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri)

"Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyurmuşlar ki; iyiler, iyilikleri ile birlikte âhirete göç ediyorlar ve kendi yerlerini boş bırakıyorlar..."

Kelâm-ı kibar, kibâr-ı kelâmest... Dünya şimdi daha da boş dönüyor!.. Allahû Teala cümlemizi Büyüklerin kuddise sirruh şefaatlerine nail eylesin, amin amin amin...

tK
Alıntı
Guest04-03-2009 14:54#19
Buraya yazılanları okuyunca gözyaşlarımı tutamadım. Allahü teala birlik ve beraberliğimizi bozmasın inşaallah. Vefat ettikleri haberini aldığımızdan beri gözyaşlarım dinmiyor, içimde derin bir pişmanlık var. Mübarek Hanımannemizi dünya gözüyle görmek nasip olmadı. Çok istiyordum ama demek ki böylesi hayırlıymış. Annem anlatmıştı: Bebekliğimde Hanımannemizin bir kerametine kavuşmak nasip olmuş. İsmimi vermek için annemler beni Hanımannelere götürmüşler. Babamın gönlünden Esra ismi geçiyormuş. Hanımannemiz de ismimi [tam da] böyle koymuşlar ve dua buyurmuşlar. Görebilmek nasip olmadı ama içimde tarifsiz bir özlem var. Hele aynı gün Bursa'dan gelirken vefat eden Rumeysa Gel annemizi öğrenince içime daha çok ateş düştü. "Niye o muhabbet bende yok" diye üzüntüden kahroldum. Zaman zaman insan sevdiklerini unutmak gafletine düşüyor, sanki yaptıklarının hesabını vermeyecekmiş gibi yaşıyor. Cenâb-ı Hak hepimizi gaflet uykusundan uyandırsın. Âmîn. Hepinizden duâ bekliyorum kardeşlerim...

ESRA
Alıntı
Guest04-03-2009 13:50#18
Acımız da çok büyük kaybımız da. Alimin ölümü alemin ölümü gibidir, buyurulmuş ya...
Başta büyüklerimiz olmak üzere hepimizin başı sağolsun.
Bir teyzemizi taziye için ardık da; çok ügün olduğumuzu, bir kere göremediğimizi, söyleyince;
"Zeynep'ciğim, elbette görmek farklı birşey. Ama göterdiği yolda gider isek, hap onlarla oluruz" dedi...
Allahü teala rahmet eylesin, Nefise hazretlşerini şefaatçi eylesin, onların yüzü suyu hürmetine bizi de afv eylesin, amin...

ZEYNEP
Alıntı
Guest04-03-2009 13:45#17
Allah rahmet eylesin. İnşaallah şefaatlaerine nail eylesin. Babamız ve annemiz gitti. Öksüz ve yetim kaldık. Ama yerine bıraktıklarına, Allah hayırlı uzun ömürler versin. Başımızdan eksik etmesin inşaallah, amin...

AHMET DERİN
Alıntı
Muammer Erkul04-03-2009 02:19#16
Çekirge Çetin demek ki şu vagonların lokomotifiydi ha!..
Demek ki Çetin olmasaydı, belki de Muammer Erkul olmayacaktı! Belki de Stop Köşemiz olmayacaktı! Belki de okuduğumuz binlerce yazı ve "Sevgi Ailesi diye andığımız" binlerce birbirini seven sevgili olmayacaktı! Nihayetinde bu sitemiz olmayacaktı!
Bunun ne kadar korkunç bir şey olduğunu idrak etsem titrerdim!
Demek ki Hanımannemiz olmasaydı Çetin olmayacaktı, yoluna devam edemeyecekti!..
Pamuk ellerinden inşallah cennette öperiz Hanımannemiz...
Minnet ve şükran duygusu böyle bir şey olsa gerek!

CELALEDDİN H.
Alıntı
Guest04-03-2009 02:07#15
Büyük bir insana hizmet etmek nimetine kavuşma seçilmişliğinde olan muhterem Hanımannemizin ruhuna selam ve hayırlı dualar olsun inşallahü teala.

İLYAS ÇAYLI
Alıntı
Guest03-03-2009 14:13#14
Tanımadan sevdiğim biricik hanımanneye Allahü teala rahmet eylesin. O'nu en sevdikleri ile komşu eylesin. Bize de ahırette tanışmak nasib olur inşallah. Ben de yıllar önce Çekirge Çetin'le tanımıştım sizi... Demek sizi kazanmamıza da Hanımanne vesile olmuş, bunu duyduğuma da çok sevindim. O hem size hem de bize sahip çıkmış yıllar önce, bütün güzel anneler gibi... Bursa'dan gelen hanımannenin ailesine de müjdeler olsun...

LALE
Alıntı
Guest03-03-2009 06:00#13
Öncelikle sevgi ailesine selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

Dün, Hanımanneye musalla komşusu olan teyzemizin;
..yakın bir arkadaşımın hanımannesi (kayınvalidesi) olduğunu öğrenmiş... Ama bir türlü taziyede bulunamamıştım.
Bu sabah kendisini aradım, özür dileyerek taziyede bulundun. Fakat ben onu teselli edecekken kayınvalidesini n vefatı ve sonrası ile ilgili anlattıklarında n sonra ben teselliye muhtaç hale geldim...
Neler mi anlattı?
Malum, teyzemiz Bursa'dan Hanımannelerin cenazesi için geliyormuş, yola çıkmadan önce ilk hatm-i şerifi o göndermiş daha gelmeden İstanbul'a, listenin en başında onun ismi varmış... Ama nereden bilsin okuduğu Kuranı Kerim'in ve mezkuratın ve hattâ tüm hanımanne sevenlerin dört bir yandan gönderdiği hediyelere kavuşacağını.
[Yolda, o da can emanetini teslim etmiş. O sıra yine cenazeye gelen bir arkadaş, o hanımefendinin durumunu görüyor ve aceleyle Silsile-i Aileyye'yi okumaya başlıyor...]
...
Fakat bu cenazenin sahibi varmış meğer!..
Bursa'nın bir camii ayarlanmış namaz için, mezar yeri de hazırlanmış ama; İstanbul'dan gelen telefonla cenaze doğru Eyüp Sultan Camii'ne... Kimse ne olduğunu anlamamış ama emir büyük yerden. "Cenaze bizim artık" demişler ve eklemşler:
"Hanımanne yalnız sokağa bile hiç çıkmazdı!.."

[Sokağa bile yalnız çıkmayan Hanımanne, en sevenlerinden biri ile son yolculuğuna çıktı böylece. Aynı cemaat aynı duygularla kıldı onun da namazını.
Sahibini bilen kullar, denizin ortasında bile can verseler sahip çıkılıyor işte böyle, ve hem de ne sahip çıkmak!..]

AYHAN ÖZBEK
Alıntı
Guest03-03-2009 05:48#12
İnternet haberlerinde okudum Nefise annemizin Rabbine kavuştuğunu... Böyle insanlar için ölüm "vuslat"tır, sevgiliye kavuşmaktır ne mutlu onlara ki cennet bahçelerine gittiler inşallah.
Hüseyin Hilmi Işık adını Enver Ören adını hep çocukluğumda evimize giren Türkiye Gazetesi ile tanımıştım. Sabahları evimize bırakılan gazeteyi henüz okumayı yeni sökerken okumaya başladığımı, Çekirge Çetin'i, Deli Balta'yı, Kemalettin Tuğcu'nun hikayalerini, bulmacaları vs. okuduğum Türkiye Çocuk Dergisi çok özel bir yere sahip hayatımda. Büyüdüm, halen okumaya devam ediyordum Türkiye Çocuk Dergisi'ni. Hatırladıkça burnumun direği sızlıyor, içimde bir yerlerde gül fidanları, çocukluğumun meltemleriyle kokularını saçıyor yeniden. Benim için çok önemli ve özel... Geri gelmeyecek çocukluğum...

NUR AKTOPRAK SUMAN
Alıntı
Guest03-03-2009 05:41#11
Hepimizin başı sağolsun. Rabbim inşallah mekanı cennet eyler. Şefaatlerine nail oluruz. Bu dünyada çok istememize rağmen nasip olmadı görüşmek. Hizmetiyle şereflenip, hayr duasını almak:sad:( Ama inşaallah hakiki alemde nasip olur. Amin ecmain. Dua eder, kıymetli dualarınızı istirham ederiz efendim.

DELİ KIZ
Alıntı
Guest03-03-2009 05:40#10
Cenazede bir arkadaşım şöyle demişti: O kadar yanında ve yakınında hissediyormuş ve benimsemiş ki "CENAZEYE GİDERSEM AVLUDA ÖLÜRÜM SANDIM" dedi. Gerçek sevgi bu olsa gerek...

Ya Rümeysa Gel teyzedeki sevgi...
[Yani aynı gün, Eyüp Sultan'da musalla taşında yanyana yatan ve namazları birlikte kılınan ikinci hanım mevta.]
İlk hatm-i şerifi gönderip sonra Hanımannesinin cenazesine yetişmek isterken musalla arkadaşı oluverdiler. Allah-ü Teala hepimize bu samimiyeti ve akıbeti nasip etsin.
ŞEFAATLERİNE NAİL EYLESİN
TÜM DÜNYA'NIN BAŞI SAĞ OLSUN...

Hürmet ile...
AYHAN ÖZBEK
Alıntı
Guest03-03-2009 05:36#9
Allahü teala rahmet eylesin. Rabbim hepimizi şefaatlerine kavuşturur, inşaallahü teala...

AYŞENUR AKCA
Alıntı
Guest03-03-2009 05:32#8
Rabbim şefaatlerini nasip eylesin. Amin.

ESK. AYŞE
Alıntı
Guest03-03-2009 05:31#7
Birisine vefat haberlerini vermem gerekti... Hâlâ düşünüyorum nasıl söyledim, dilim nasıl telaffuz edebildi diye...
Üzüntümüz büyük... Ama buna üzülmek de büyük bir nasip, üzülmeyen nasipsizler de pek çok!
Allahü teâlâ derecelerini âli eylesin, bizleri de şefaatlerine nail eylesin...
Onlar sevgiliye kavuştu, sevdiklerine kavuştu; onlar için ölüm şeb-i arus...
Üzülen bizleriz, geride kalanlar... Bir kez daha, bin kez daha boynu bükülenler...
Geride kalmak ne zor...

KARANFİL
Alıntı
Guest03-03-2009 05:29#6
Bugün taziyede onun odasında onun evinde oturmak nasip oldu. Son görmemin üzerinden yaklaşık on yıl geçmiş sanırım, çocukken bana o kadar büyük görünen ve pek çok insanın sığdığı o oda, o ev bu defa küçücük gözüktü. Sanki hep oturduğu o yerde gibiydi yine. Çocukluktaki hatıralar ne kadar canlı kalıyor insanın hafızasında. O evde çok mübarek insanları gördüm ve bir daha eskisi gibi olmayacağını düşündüm hiç bir şeyin...
Pişmanlıklar, daha çok gitseydim, daha çok görseydimler, keşkeler kaplıyor insanın içini. Bu nasıl bir ihmalkarlık ya da nasıl bir aptallıktır ki sanki yaşamaktan vazgeçilmez hazlar alınıyormuşcası na insan en kıymetlilerini bile unutabiliyor.

"Yeryüzündeki herkesin sizi benden daha fazla sevmesini arzu edecek kadar sizi sevmek..." Sanırım böyleydi, yanlış hatırladıysam kusuruma bakmayın. Bugün hep bu cümle aklımdaydı. Öyle ki o insanları görebilmek şerefine erebildiği için kendini de sevmek sanki. Böyle değişik ruh halleri. Ama yine hep aynı aptallıklara döneceğini bile bile...

NUR
Alıntı
Guest03-03-2009 05:26#5
Rabbim İnşallah ahirette kavuşturur bizi, hepimizi...
Allahü Teala rahmet eylesin, şefaatlerine nail eylesin. Amin.

FENA
Alıntı
Guest02-03-2009 13:30#4
Ah annem... Rabbim seni de aldı mı yanına? Şimdi hem öksüz hem yetim kaldık mı? Manevi dünyamızın mimarı 2001 de sevdiğine kavuştu, sen de anca sekiz yıl dayanabildin, sen de vardın sevdiklerinin yanına. Sizi hiç görmedim, amma annem gördü sizi çooook uzun yılllar önce. Ben de onun gözlerinde gördüm sizi... Öyle tanıdım, öyle sevdim sizi, sizleri... Şimdi baş tâcımız yok, o tâcı süsleyen mücehver de yok artık bu âlemde. Bizleri mahzun bıraktınız gittiniz öte âleme. Sağlık olsun, davet geldi, siz de icabet ettiniz. Ne mutlu sizlere, sizin gibi yaşayanlara... Boğazım düğümlendi, gözlerimden yaşlar aktı akacak, zor tutuyorum kendimi. Niye böyle oldu ki, neden hanımannem? Ben sizi hiç dünya gözüyle görmedim ki, beni böyle dolduran ne? Ne diyeyim, mekânınız cennet olsun inşallah, Fahr-i kâinat Efendimizin sancağı altında olursunuz inşallah. Söyleyecek çok sözüm var amma çok doluyum ne diyeceğimi bilemiyorum. Allahü teâlâ'nın rahmeti üzerinize olsun.
Muammer abi senin de Çekirge Çetin'imizin de başı sağolsun.
Allahü teala bizlere son nefeste kelime-i şehâdet getirerek ölmeyi nasip etsin.

A.FARUK YILMAZ - Çayırova
Alıntı
Guest02-03-2009 12:57#3
Çok muhterem bi insandı.
Kaybımızla birlikte iyice öksüz kaldık!
O hepimizin hanımannesiydi...

AYŞE KARAKAYA
Alıntı
Guest02-03-2009 12:56#2
Allah-ü teala sevgi ailesinin tüm fertlerini hanımannelerin şefaatlarına nail eyler inşaallah... Bir büyük yıldız daha kaydı yeri dolmayacak... Cenab-ı Hak ailesine ve sevdiklerine sabr-ı cemil nasip etsin. Derecelerini ve cennetteki makamını ali eylesin. Hepimize şefaatci kılsın... Amin...

Not; Son yolculuğunda sol tarafımda yaslanan Mustafa Necati Özfatura abimle birlikte uğurlamak ta varmış nasibimizde... Ve kabrine Fatihalar okuyarak, dualar ederek toprak atmak ve de o topraktan bilmem kimlere nasip olacak kadar da sahip olmak... Çok şükür...
Ya Rabbi; bizleri bu dünyada o kalabalığın içinde olmayı nasip ettiğin gibi ahirette de yine onlarla olmayı nasip et... Amin...

KADİR ÇETİN
Alıntı
Guest02-03-2009 12:54#1
O'nu kaybetmenin acısıyla yanan yüreğimizin ateşi hiç sönmesin inşallah...

ÜFTADE
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile