Seyir Defteri - 05 Ocak 2010 (Sıçan doğuran dağlar!..)

 

 


Geçen pazar gününden beri şu yazıyı yacağım da;
..ne yazayım?..
Edebi cümleler kurmak için ter dökmeye, ahenk tutturmak için hece sayıp, ardı ardına gelen kelimelerin sertliğini ölçmeye değer mi?
Alt tarafı bir film izlemişsin ve düşündüklerini yazmak istemişsin...

A
ylarca her kanal ve gazetede bangır bangır anlatılan... Belli ki filmi izlememiş bazı beyefendilerin kalemlerinden çıkmış metinlerle kültür sanat sayfalarında kendine geniş geniş yer bulan...
Avea, Türk Telekom, TTnet internet, Cola Turca, Ülker markalarının sponsor damgalarını afişlerinde bulunduran "Yahşi Batı" filmini oynatan sinemadan çıkanların söylediklerini büyük kanallardan biri yayınlıyordu. Bir beyefendi dedi ki:
"Cem Yılmaz imajı zihnimde yıkılmasın diye bir daha onun çektiği filmleri izlemeye gitmeyeceğim!"

Hayatın hangi diliminde her üç dakikada bir söver ki insan?..
Zamanın içinde kayboluşunu unutmaya çalışan acemi erlerin, boş arsalarda sigara içmeye (alışmaya) çalışan toy oğlanların filmi değildi ki Yahşi Batı...
Bütün yayın organlarıyla, çoluk çocuk cümlemizin sinema salonlarına çağırıldığı bir yapımdı.
Veya biz öyle sanıyorduk!


Ekrandaki o beyle aynı fikirdeyim...
Bir gün aklını başına alacak kameranın ardında olanlar ama ne zaman bilmiyorum!


Acaba bazı adamlar kızkardeşlerini alıp veya kendi çocuklarını alıp yahut kendi analarını babalarını alıp kendi çektikleri filmlere götürebiliyorlar mı?
Yahu televizyonlarda söylemene izin verilmeyen, okullarda söylemene izin verilmeyen, toplu taşıma araçlarında söylemene izin verilmeyen, aile toplantılarında, çocukların yanında söylenmesine izin verilmeyen...
Hatta meyhanelerde filan söylenecek olsa, söylenen şeyin anında başına getirilebileceği sözleri neden sinema yaparken kasına kasına söyleme ihtiyacı duyar bazı adamlar?..
Daha mı çok erkek olurlar?..
Daha mı çok para kazanırlar?
Daha çok adına ne olur, sövdüleri zaman?
Koskoca televizyon kanallarına, gazetelere, dergilere, aklı başında bilinen san'at camiası mensuplarına aldanarak sinemaya gidiyorsun; şok!..
Şöyle gerilerek gülmek mümkün mü?
Sövmenin neresi komik?..
Kimler suratlarına sövüldüğü zaman güler?
Gülmüş olmak neyin ölçüsüdür ayrıca?


Bazıları da; "neden bu sövmelere takmışlar, filmin dekorları ve oyunculuğu filan gayet iyiydi" diye yazmışlar...

Bunu yazan insanlara bir tablo çizelim.
Hayat etsinler şunu:
Yolculuk yapacaklar, terminalin en ünlü firmasına gidiyorlar...
En iyi araba markasının en yeni alınmış otobüsünden bilet alıyorlar...
Kendi istedikleri saatte kalkan otobüsün kendi istedikleri koltuğunda oturuyorlar...
Şoför gayet tecrübeli, hostesler gayet kibar ve titiz, istedikleri anda çay kahve, kek kurabiye, gazete dergi, yastık batttaniye, ne ararsan var...
Bu mekemmel otobüs o kadar özgür ve rahat ki; her isteyenin, istediği zaman, sesli ve sessiz yellenmesi, ortalığı kokutması da serbest. Geğirmek te serbest, çoraplarını çıkarıp koltuk kenarlarına asmak, parmak aralarını kaşımak, kasıklarına ellerini sokmaları serbest!..

Onu yazanlar, bunu böyle yapanlara ne derlerdi acaba?
"Afferin, ne kadar iyi yapıyorsun, gene yap, işitemedik bir daha kokut" derler miydi?
Böyle mi demesi lazım diğerlerinin?
Neden "araba yeni koltuk rahat, varsın kokutsun millet" neden demezler?

Önümde başı kapalı bir kızcağız ve genç bir oğlan, belli aşıklar ve "eğlenceli" bir film izlemeye gelmişler...
Sağımda yaşı 60'ın epey üzerinde tonton bir karı koca...
Az ileride bir ana baba ve 8-10 yaşlarında iki oğlan çocuğu da var yanlarında...
Yani tam bir aile ortamı, tek başına gelmiş (iyi ki) sadece bendim ve pazar sabahının ilk matinesinde sanırım 15'inci kişiydim...
Herkes sessizce oturuyor, perdede Yahşi Batı filmi, Cem Yılmaz ve ekibi sövüyor, salonda çıt yok...
Sonra gene sövüyor, herkes duymazdan geliyor...
Sonra gene sövüyorlar, kaza ile sövdü diye düşünüyor herkes, sonra gene sövüyorlar, sırada birileri "acaba çocukları çıkarsak mı" diye düşünüyor, sonra gene sövüyorlar, sonra banyo fıçısı/küveti içinde görülüyor iki çıplak, sonra gene sövüyorlar ve gene ve gene...

SIÇAN doğuruyor işte "kocaman" denen dağlar!
Akıllanmayan kafalara verilen paralar haram olsun ve "ne yaparsa kabulüm" diyerek böyle filmlere sponsor olanlara yazıklar olsun!

Bu yazıyı (kelime israfı olmasın diye) yazmaktan vazgeçmiştim bir ara.
Ama olur da bu haftasonu benim gibi şaşırır, reklamlara aldanır, sinemaya gideceğiniz tutar... Hatta çocuğunuzu, karınızı, sevgilinizi, annenizi, babanızı, iş arkadaşlarınızı bir komedi filmine götürmeye niyetlenirsiniz, dedim... Ve sizleri uyarmak için yazdım bunları...
Bilin ki artık "dağ" tümsekler "sıçan" doğuruyor!..

Asla çocuk götürmeyin!
Asla (büyük de olsa) çocuğunuzla, ana babanızla gitmeyin...
Asla kahkahalarla güleceğinizi hayal etmeyin...
..gidecekseniz de bunları bilerek gidip izleyin...
(İzlemek için, televizyonlarda yanlanacak kadar traşlanmasını bekleyin)
Bana da uyarmadı, demeyin.



HEADER

Guest11-01-2010 11:34#4
Daha önceki filmlerde (Arog, Gora, Recep İvedik) sınandığı halde, bu tür sanata ve mizaha yakışmayan, yeni nesile kötü örnek olacak filmlerin reklamlarına kanmamak lazım.
Alıntı
Guest09-01-2010 22:50#3
Oohh bee, ben yazmışım kadar ferahladım...

GÖLÇİÇEĞİ
Alıntı
Guest09-01-2010 14:12#2
"Acaba bazı adamlar kızkardeşlerini alıp veya kendi çocuklarını alıp yahut kendi analarını babalarını alıp kendi çektikleri filmlere götürebiliyorla r mı?"

Ne acı ki bu sorunun cevabından bile emin değilim.
Recep İvedik'lerin serisi devam ediyor, Kutsal Damacana'ya da film deniliyor.
İnadına izleniyor Aşk-ı Memnu'lar... İçim elvermiyor söylemeye lakin; demek ki bir talep var bunlara.

ALİ EKİZ
Alıntı
Guest09-01-2010 11:24#1
Sokakta öğrendiği kötü sözü evde söyleyince ablası hemen götürüp, lavaboda ağzını yıkamıştı kardeşinin... (Yanlış hatırlamıyorsam ) Ömer Öztürkmen büyüğümüzün bir hatırası olarak yazmıştın sanırım abiciğim.
Bunların ağızlarına, çamaşır suyundan geçtik, tuzrûhu döksen sökemez kirlerini!
Bir zamanlar Türk sinemasında "porno furyası"nın gelip geçtiğini işitmiştim bir de, bir Türk sineması büyüğünden. Bu "küfür furyası"nın da en kısa zamanda geçmesini diliyoruz.

Bir başka büyüğümüz de, yeri geldikçe,
"BİZ EŞEKLİK EDERSEK, SIRTIMIZA SEMER VURAN ÇOK OLUR" der!

Ya bu filmleri isteyenlerin işkembelerine ne demeli?!

Cem Yılmaz n'apsın? Baktı ki millet böyle filmlere gişe rekorları kırdırıyor, "istenen bu" dedi belki de!


HİCRAN SEÇKİN
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile