Seyir Defteri - (Aman Allah'ım, ya bunlar doğru ise!..)




Aşağıdaki satırları sonuna kadar ancak CESARETİ OLANLAR okuyabilecek...
Yazının başlığı aslında her şeyi, veya çok şeyi anlatıyor bize.
Anlıyor muyuz?

Kendi adıma, benzer uyarıları her okuyuşta şöyle bir titriyor ama sonra unutuyorum veya hatırlamak işime gelmiyor!
Öylesine hayatımızın içine alıyoruz ki karşımıza çıkan yenilikleri...

Şimdi, yorum yapmıyorum...
Ama aşağıdaki satırları da okumanızı tavsiye ediyorum.
Gerisi size kalmış...




Cep Telefonunun Zararları Gizleniyor!..


Devra Lee Davis


Dünyanın en önemli kanser uzmanlarından biri olarak bilinen Nobel ödüllü Amerikalı Devra Davis, yeni kitabı “Disconnect” (Bağlantıyı kes) ile gündeme oturdu.
Davis, cep telefonlarının sağlığa etkileri konusunda “küresel bir alarm durumu” ilan edilmesi gerekirken, cep telefonu endüstrisinin büyük çabaları sonucunda bu cihazın zararlarını göstermeye çalışan bilim adamlarının karalandığını, hatta dünyanın bir numaralı sağlık otoritesi Dünya Sağlık Örgütü’nde (WHO) bile cep telefonu zararları konusunda entrikalar döndüğünü yazdı.


İşte Pittsburg Üniversitesi Onkoloji Departmanı direktörü olan ve sayısız ödüle layık görülen Davis’iten çok çarpıcı satırbaşları:


Bir bilim adamı olarak bundan 6 yıl öncesine kadar cep telefonlarının emniyetli olduğuna inanıyordum.
Hükümetlerin, sağlık kurumlarının insan sağlığını böylesine tehdit edeceğinden şüphelenilen bir cihazın tüm dünyada hızla yaygınlaşmasına bile bile izin vermeyeceklerini düşünüyordum.
Ancak son 6 yılda öğrendiklerim beni bu düşünceden vazgeçirdi.

Kanserli bir hücrenin şu anki modern cihazlar tarafından tespit edilebilmesi için binlerce kez bölünüp çoğalması lazım.
Ambulans aramak için kullandığınız cep telefonu aslında ambulansı aramanızın ana sebebi olabilir.

Sigorta şirketleri cep telefonu firmalarına sigorta hizmeti vermiyor çünkü bu firmaların ileride cep telefonlarının ileride sağlık sorunlarından zarar gören insanların açacağı davaların hedefi olacağını düşünüyorlar.
25 yaşına kadar insanların beyinleri gelişmeye devam eder.
Çocuklar bundan 5 sene öncesine kadar elektromanyetik dalgaların yoğun olduğu bir ortamda yaşamıyordu.
Son araştırmalar açıkça ortaya koyuyor ki radyo dalgaları da oluşturdukları radyasyonla yaşayan hücrelerin bozulmasına sebep olabiliyor.
Bu zarar çocuk beyinleri için çok da riskli.
Rus bilim adamlarının cep telefonu kullanan 5-12 yaş arası çocuklar üzerinde yaptıkları 5 yıllık araştırma sonucunda bu çocukların cep kullanmayan yaşıtlarına oranla beyin kapasitesinde düşme, dikkat dağınıklığı ve öğrenme bozuklukları görüldü.


İşte ispatları;

İnsanlarda kansere yol açtığı bilinen maddelere maruz kalan fareler de mutlaka ama mutlaka bu hastalığa yakalanıyor.
Bu sebeple farelere başka maddelerden gelecek zararların da insanları aynı şekilde etkileyebileceği düşünülerek cep konusunda fareler üzerinde birçok araştırma yapılıyor.

5 SAATTE BÜYÜK DEĞİŞİM

Atina Üniversitesi’nde fareler uzerinde yapılan deneyde de 1 saat cep telefonu ve wifi bulunan ortamda kalan farelerin öğrenme bozukluğu çektiği, uzun süre bu dalgalara maruz kalan farelerin de 5 saat önce öğrendiklerini bile unuttukları görüldü.
Hamile farelerin de bu dönemde cep telefonu dalgasına maruz kalmalarının ardından hücrelerinin bozulduğu, bu bozukluğun yavrularında da beyin zararına yol açtığı belirlendi.

BEYİN DUVARINI İNCELTTİ

İsveç’teki Rausing Laboratuvarı tarafından yapılan araştırma sonucunda günde 2 saat cep telefonunun tehlikeli dalgalarına maruz kalan hayvanlarda beyni zararları maddelerden koruyan beyin-kan duvarının inceldiğini ve güçsüzleştiğini gözlemledi. Ve vücuttaki hücre bozulmalarını tedavi eden genlerin de bu ivazifelerini yerine getiremedikleri tesbit edildi.

EN ÇOK ZARARI ÇOCUKLARA
2010 yılında Avusturyalı bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre çocukların kemik ilikleri yetişkinlere oranla 10 kat daha fazla radyasyon emiyor.

KANSERDE 3 KAT ARTIŞ

Dünyanın en çok cep telefonu kullanan ülkesi olan İsrail’de 20 yaş altındaki kişilerde başın cep telefonunun tutulduğu bölgesindeki organlardaki kanserlerle ilgili vakalarda 3 kat artış kaydedildi. Kullanım kılavuzlarında iPhone için 1.5, Blackberry içinse 2.5 santimetre ‘kulağınızdan uzak tutun’ deniyor.


WHO’da cep telefonu krizi

2003 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nde kimsenin çok da haberi olmayan bir cep telefonu krizi yaşandı.
WHO’nun Harvard mezunu Norveçli başkanı Gro Harlem Brundtland WHO’daki ofisi içerisinde cep telefonu kullanılmasını yasakladı.

Gro Harlem Brundtland
Ofisin çevresine odaya girenlerin mutlaka cep telefonlarını kapatması yönünde ikazlar da asıldı.
Bir gün, ziyarete gelen gazetecilerle konuşurken röportaj sırasında başı ağrıyınca “Kimsenin telefonu açık mı?” diye sordu.
Fotoğrafçının telefonunu titreşime aldığı ortaya çıktı.

Uzun süredir cep dalgalarına maruz kalmadığı için odada bir cep telefonunun açık olması bile onu etkilemişti.
Dünya Sağlık Örgütü’nün cep tehlikesi konusunda daha aktif olması gerektiğini savundu.
Ancak bu kaygıları dile getirmesinden 5 ay sonra görevinden oldu.
Arkasında cep telefonu endüstrisinin adamı olarak bilinen ve “cep telefonları zararsız” kampanyasının dünyadaki en önemli temsilcisi olarak görülen yardımcılarından Avustralyalı Michael Repacholi’nin olduğu savunuldu.
Repacholi, 3 yıl sonra elektromanyetik dalgaların zararlarıyla ilgili yapılan ve “zararsız” sonucuna varılan çalışmada cep telefon endüstrisinden para aldığı ortaya çıkınca WHO’daki vazifesinden ayrılmak mecburiyetinde kaldı.
Başkan’ın “deli” olduğuna WHO yönetim kurulunu ikna ederek vazifeden alınmasını sağlayan Rapacholi hakkında 2008’de, Amerika’da “insanlığa karşı işlediği suçlar sebebiyle" dava edildi.
Dava dilekçesinde Nazi doktoru Joseph Mengele’ye benzetilen Repacholi’nin tıp eğitimi almış bir kişi olmamasına rağmen WHO’da cep telefonlarıyla ilgili ilk çalışmanın başına getirildiğini, onun da cep telefonu şirketlerinin menfeatları doğrultusunda hareket ettiği ileri sürüldü.

Michael Repacholi
Önce sigara şimdi ‘cep’e karşı

Alkol ve sigaranın zararlarının tartışıldığı 1970’lerde sigara konusunda çok mühim araştırmalara imza atan Alman profesör Franz Adlkofer, şimdiye dek cep telefonları için yapılan ve AB’nin 3 milyon euro’luk fonla desteklediği REFLEX çalışmasında da başroldeydi.
Cep telefonu konusunda kararı “belirsiz” olarak açıklanan bu çalışmanın açıklanmayan sonuçlarından biri radyo dalgalarının hücrelerin normal olarak çalışmasına mani olduğunun tespit edilmesi, bu durumun yeni çıkan 3G telefonlarda önceki telefonlara oranla çok daha ciddi şekilde görülmesiydi.

Franz Adlkofer

Cep telefonlarını üzerinde taşıyan, günde 2 ile 4 saat arasında kullanan erkeklerin sağlıklı sperm sayıları diğer erkeklere göre çok daha düşük. 2006 yılında GATA’daki bilim adamları tarafından yapılan araştırma sık cep telefonu kullanan erkeklerde spermlerin daha az hareketli ve daha az sağlıklı olduğunu gösterdi.
Bu çalışma 7 farklı ülkedeki uzmanların araştırmalarıyla da desteklendi.

Cep’i bulan şimdi en azılı düşmanı

Şu anda dünyada cep telefonlarıyla alakalı en mühim araştırmaları daha önce cep telefonu endüstrisinde bilim adamı olarak çalışan ve modern cep telefonlarının tasarlanmasında büyük rol oynayan Utah Üniversitesi profesörü Om Gandhi yapıyor.
Amerikan senatosunda 5 yaşındaki çocukların beyinlerinin cep telefonu dalgalarından nasıl etkilendiğine dair bir sunum da yapan Gandhi, bu kaygılarını dile getirmeye başlamasının ardından cep telefonu üreticilerinin bir numaralı hedefi oldu.
2000’li yıllardan itibaren yaptığı araştırmalara hiçbir fon sağlanmadı.
Onu karalamak için cep telefonu firmaları tarafından uzmanlar çalışmalarında hatalar bulsunlar diye hususi olarak tutuldu.

Om Gandhi
Gandhi cep telefonu firmalarının cihazların sağlığa tesirlerinii test ederken cihazın kafatasından 1.5 santim uzakta tutulduğunu varsaydığını , oysa ki telefon beyinden her 1 milimetre uzaklaştırıldığında beyne elektromanyetik dalgaların erişiminde yüzde 10 azalma görüldüğünü, bu sebeple testlerde cihazların zararsız çıkmasının da çok normal olduğunu söyledi. Yeni nesil telefonlar konusunda ise şu ikazda bulunuyor: İlk cep telefonlarında sadece tek bir anten vardı. Ancak şimdiki akıllı telefonlarda hem GPS anteni, hem telefon anteni, hem internet için hususi antenler bulunuyor.
Bu da radyasyonun 3’e katlanması demek.


Korunma yolları

Cep telefonu dalgalarının zararlarından korunmak için bir reçete de sunuluyor.


· Kesinlikle ama kesinlikle cep telefonunu kulaklıkla kullanın.
Mümkünse kablolu bir kulaklık ile konuşun. Wireless ve Bluetooth kulaklıkları kullanmadığınız sürece açık tutmayın.

· SAR değeri düşük bir telefon alın. (Değişik telefonlar için SAR değerlerini www.sarvalues.com adresinden öğrenebilirsiniz)

· Asansör gibi kapalı alanlarda ve otomobil, metro, tren gibi toplu taşıma araçlarında telefon kullanmamaya dikkat edin. Düşük sinyal seviyesi olan yerlerde görüşmelerinizi mümkün olduğunca kısa tutun.

· Telefonun elektromanyetik dalga yayan antenleri arka bölümündedir.
Telefonu mutlaka cebinizde taşıyacaksanız vücudunuza temas eden yön ekranın olduğu taraf olsun.

· Hamile kadınlar cep telefonunu karın bölgelerinden uzak tutsunlar.

· Kulaklık kullanamadığınızda telefonu hoparlörden kullanmaya çalışın.

· Haberleşmenizi mümkün olduğunca SMS aracılığıyla yapın.

· Telefonu uyurken kapatmayacaksanız kesinlikle yastığınızın altına koymayın, yatağınıza da mümkün olduğunca uzakta tutun.







HEADER

Zehra Öner06-07-2011 16:45#7
Minik bir reçete de, sağlıklı bir psikoloji için;

-İnanç ve ibadet!
-Olumlu düşünmek, olumluya odaklanmak!
-Faydalı meşguliyet!
-Stres yönetimi!
-Sevmek-sevilme k!
-Muammer ERKUL okumak!

(Not: Sevgi Ailesi! Tarafımca seviliyorsunuz… ) :)


Zehra Öner
06 Temmuz 2011
Alıntı
Zehra ÖNER02-07-2011 13:57#6
Son! (Sabrınıza teşekkür)

İşte reçete:
- Gerektiği zaman (ve doğru zamanda), faydalı olanla, gerektiği kadar beslenmek!
- Doğru zaman aralığında, yeteri kadar uyku!
- Bulunulan yaşa ve sağlık durumuna uygun, rutine bağlayarak, yeterli hareket (spor)!
- Kişisel hijyen!

(Aşağıda yazılmış olanlar; bu konuda yazılabilecek her şeyin yanında, neredeyse hiç derecesindedir!)

Zehra Öner
02 Temmuz 2011
Alıntı
Zehra ÖNER02-07-2011 13:54#5
Devam...

Başka bir tür şeker hastalığında da; vücutta insülin hormonu oluşturulabilip salgılanabilmek tedir. Ama vücudu oluşturan yapı taşı hücreler, bu hormona öyle bir direnç gösterirler ki hormon görevini yapamaz. ( Şeker hastası olmayan, sağlıklı kişide; vücut hücreleri, bu insülin hormonunun uyarmasıyla, kandaki şekeri içeri alıp kullanır ve kişiye enerji sağlar. ) Şimdi; vücuttaki trilyonlarca hücre, iş birliği yapıp, seferberlik ilan ederek; neden, şeker kullanımına aracılık yapan insüline direniyor?

Bitmek bilmeyen savaşların yaşandığı bir vücutta, günlük stabil yaşam nasıl imar edilecek? Yapı taşları can derdindeyken; mide, kalp, beyin, ciğer… düşünceler, duygular nasıl sağlıklı olacak! (Beden ruhu etkiliyor, ruh da bedeni!)
Alıntı
Zehra ÖNER02-07-2011 13:53#4
Devam...

Vücuda asla sokulmaması gereken bazı yiyecekler ve içeçekler sindirim sisteminin iç dokusunun yapısını bozup, seçiciliğini kırıp hücrelere ulaşıyor. Bunda ısrar etmek, hücrelerin, zararlılara karşı direncinin de canına okuyor! Sonra gelsin hastalıklar!

Şu şeker hastalığı çok ilginç gelir bana; bir türünde insanlar dışarıdan insülin hormonu alırlar. Çünkü vücutta insülin hormonu oluşturulamaz. Neden? Sebeplerden biri şu; insülin üreten hücrelerin yapılarındaki bozulmalar, bu hücrelerin vücut tarafından düşman olarak algılanmasına sebep olur! Ve bağışıklık sistemi bunları yok etmeye çalışır! İnsülin üreten bu hücrecikler, nasıl oluyor da, savunma sisteminin düşmanlığını kazanıyorlar? Bu hücrelerin yapısı neden bozuluyor?
Alıntı
Zehra ÖNER02-07-2011 13:51#3
Devam...

Yemek yemek…

Gereğinden fazla yemek yendiğinde; vücut fazlasını yabancı madde olarak algılıyor ve ondan kurtulabilmek için acil durum ilan ediyor! Sürekli çok yiyen biriyseniz, vücudunuz, sürekli olarak meydan muharebesi içinde, bilesiniz! Bu durum, hücrelerinizin kondüsyonunu artırıyor zannetmeyin! Hücre bazında ve de birçok bazda inanılmaz kayıplar veriyorsunuz!

Vücutta, gereğinden fazla biriken yağlardan, negatif etkili salgılar salgılanıyor!

Şişmanların iç organları; hareket edemeyecek ölçüde sıkışıyor, bulunmaları gereken bölgeden başka bölgelere itiliyorlar!

Şişman, ağır bir vücut iskelet sisteminin ve eklemlerin baş belasıdır!
Alıntı
Zehra ÖNER02-07-2011 13:47#2
Devam...

Şunu anlamak istemiyor insanlar; somut olarak gözle görülebilen beden trilyonlarca hücreden oluşuyor. Vücut binasının temelini hücreler oluşturuyor. Beslenmek diye tanımlanan şey de hücreleri beslemekten ibaret. Yani öyle olmalı. Ama insanın yaptığı ne; iştahını beslemek!

İnsanlar, canlı kalabilmek için beslenmeli, iştah için değil! İştahın da çok önemli görevleri var tabii! İştah olmasaydı mesela, insan tembellik edip kendisini açlıktan öldürebilirdi. Tehlikeli olan; iştahı zevk aracı yapıp, amacından saptırıp, mideyi çöp kutusu gibi kullanmaktır. Trilyonlarca, canlı hücrecikle beraber yaşıyorsunuz! Hücrelerinize dikkat edin; onları dinleyin, anlayın, nefes almalarına-dinl enmelerine-yeni lenmelerine müsade edin. Bunu; kendiniz için, kendi adınıza, kendi vücudunuzun sağlığı için... yapacaksınız, başka biri için değil!
Alıntı
Zehra ÖNER02-07-2011 13:45#1
Hücreleri, dolayısıyla insan varlığını tehdit eden şeyler, sadece yukarıda anlatılanlar değil ki! Beslenme ve yaşam koşullarının hücreler üzerindeki etkilerini anlata anlata bitiremiyor uzmanlar.

Vücuttaki sistemler çok komplike. Her şey birbirine o kadar ince ayarla ve o kadar çok bağlı ki; bilim bunu, her yönüyle açıklayabilmekt en aciz. İnsanlara düşen nedir; bu mükemmel sisteme muhalefet etmemek! Muhalefet eden, arızaları da kabul edecek!.. İnsan vücudu gerçekten çok dayanıklı! Ancak sistem, bir yere kadar emniyet tedbiri alabilir, bir yere kadar savunma davranışı gösterebilir. Muhalefette ısrar; önce ufak arızalarla sinyal verir, devamında da bloke olmuş bir sistemle insanı baş başa bırakır! İşte o an, geç kalındığının anlaşıldığı andır!

Zehra Öner
02 Temmuz 2011
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile