Seyir Defteri - 9 Şubat 2012 (Tarih "öksüz" kaldı)



Nasıl, titrerdi içim; yazabileceği en fazla zaman bu köşelerde bize yazabilmesi için... Her sabah bakardım gazeteye ve yazısını görür, rahat ederdim...
(Bir gün önce; "rahatsızlığı sebebiyle bugünkü yazısını yayınlayamıyoruz" gibi hiç alışık olmadığımız bir not gördük, köşesinde...

İşte bu haberi duyurmak varmış işte bugün....
Tarihe bakış açımızı düzene sokan, ve her yazısında ilgili konular hakkında da hap gibi doz doz, öz ve can alıcı bilgiler de vermesine bayılırdım.
Genç insanlara en sık; okuyun, dediğim yazarlardan biriydi...

Ve söz bitti yine...
Yine ne yazarsak bundan sonra; "ardından/hatıra" kategorisine girecek!


Son nefesine kadar yazdığı, aynı gazetenin bir köşesinde bulunmak da mutluluktu benim için.
Ardında; çok dua edecek kişiler bıraktı...

Aşağıdaki satırlar, Türkiye Gazetesi sitesinden, vefatının hemen ardından yayınlanmıştı.
Altına, çeşitli köşe yazıları da ekleyebiliriz.
Sizler de en altına varsa hatıralarınızı veya (bu millete ve ailesine ve gazetemiz çalışanlarına) taziyelerinizi yazabilirsiniz...



.

Yılmaz Öztuna'yı kaybettik

09 Şubat 2012 Perşembe - 09:14
Gazetemiz Başyazarı, tarihçi Yılmaz Öztuna, Ankara'da tedavi gördüğü hastanede vefat etti.



Yılmaz Öztuna
ANKARA - OZEL - Türkiye'nin önde gelen tarihçilerinden, gazetemiz başyazarı Dr. Yılmaz Öztuna vefat etti. Nefes darlığı ve solunum sistemi rahatsızlığı nedeniyle hafta sonunda Ankara Güven Hastanesi'nde tedavi altına alınan Öztuna, bugün sabaha karşı 82 yaşında Hak'ın rahmetine kavuştu. 

YARIN DEFNEDİLECEK
Yılmaz Öztuna, yarın Fatih Camii'nde cuma namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda defnedilecek.

10 ŞUBAT İADE-İ İTİBAR YAPTIĞI SULTAN HAMİD'İN VEFAT YILDÖNÜMÜ
Yılmaz Öztuna Sultan II. Abdülhamid'e iade-i itibar yapan, onun her kesim tarafından tanınmasını sağlayan tarihçi  olarak bilinir. Türk tarihini genç nesillere sevdiren pek çok eser kaleme alan Öztuna'nın defin tarihi olan 10 Şubat, aynı zamanda, iade-i itibar yaptığı Sultan Hamid'in de vefat yıldönümü.

YILMAZ ÖZTUNA KİMDİR?

İstanbul'da 20 Eylül 1930'da dünyaya gelen Dr. Öztuna, Türk Tarihçiliğine ilim adamı, düşünür, edip ve lider olarak mührünü bastı. Paris Üniversitesi Siyasî İlimler Enstitüsü'nde (Sciences Politiques), Sorbonne'da Fransız Medeniyeti (Civilisation Française) kısmında, Alliance Française'nin yüksek kısmında okuyan Öztuna, ilk makalesini on üç yaşında kaleme aldı, ilk kitabı ise on beş yaşında yayınlandı. 1969'da Adalet Partisi'nden Konya Milletvekili seçilen Öztuna, TRT Denetleme, Repertuar ve Eğitim kurulu üyeliği, Kültür Bakanlığı Bakan Başmüşavirliği, Millî Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında çeşitli kurullarda başkan ve üyelik yaptı. 1974 - 80 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti resmi ansiklopedisi olarak çıkarılan Türk Ansiklopedisi'nin genel yayın müdürü olarak görev yaptı.1983'de MDP'nin kurucuları arasında yer alan Öztuna, tarihçiliği kadar müzikolog kişiliği ile de tanındı. İTÜ bünyesinde Türk Mûsikisi Konservatuarı'nın kurulmasını sağladı. Öztuna'nın televizyon programları ve yazıları ABD, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerde yayınlandı. Kültür Bakanlığı'nın kurucuları arasında yer alan Öztuna, kamuoyuna "Büyük Türkiye", "Osmanlı Cihan Devleti", "Büyük Türk Hakanlığı" gibi tabirler kazandırdı. Türkiye'de Osmanlı tarihinin iadei itibarında etkisi büyük olan Öztuna, Ayasofya Hunkâr Mahfili'nin ibadete açılması, Topkapı Sarayı'nın Hırkâ-i Saâdet Dairesi'nde Kur'ân okunması, 1000 Temel Eser, Ankara Devlet Konser Salonunun ve İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nin Türk Mûsikîsi'ne açılması gibi zaman içerisinde gerçekleşen bir çok projeye ön ayak olmuştur.Türk Kara Kuvvetleri'nin ve Deniz Kuvvetleri'nin evvelce yanlış olarak kutlanan yıldönümlerini bugünkü doğru başlangıç tarihleri ile kutlanmasını sağlayan da yine Öztuna oldu. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Öztuna, 20 yılı aşkın bir zamandır Türkiye Gazetesi'nde "Durum" başlığı ile bay yazı kaleme aldı. Ayrıca haftalık olarak tarih sohbetleri gerçekleştirdi.


ÖZTUNA'NIN ESERLERİ
Yayınlanmış çok sayıda eseri bulunan Öztuna'nın kitaplarından bazıları şöyle: "Bir darbenin anatomisi", "Türk tarihinden yapraklar", "Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri", "Türk tarihinden portreler", "Tarih sohbetleri1-2-3", "Osmanlı Devleti Tarihi 1-2", "Tarih ve Politika Ansiklopedisi", "Tanzimat Paşaları Ali ve Fuad Paşalar", "Büyük Osmanlı Tarihi", "Osmanlı Hareminde Üç Haseki Sultan".

BiR DARBENiN ANATOMiSi

Yılmaz Öztuna bu kitabında 1876 askerî darbesini, Sultan Abdülaziz`in tahttan indirilmesive ölümü olayını, bütün detayları ile anlatıyor. Bütün o dönemin şahitlerinin ifadelerini naklediyor.

TÜRK TARİHİNDEN YAPRAKLAR

Türk Tarihinden Yapraklar, Yılmaz Öztuna`nın 1968`te İstanbul Radyosu`nda yaptığı konuşmalardan oluştu. Her konu, bir konuşmadır. 1969`da Millî Eğitim Bakanlığı`nın 1000 Temel Eser serisinin 11. kitabı olarak basılıp 20.000 tiraj bir haftada satıldı. 1992`de Millî Eğitim Bakanlığı`nca Türk Klasikleri serisine alındı ve bu serinin 17. kitabı olarak basıldı. Şimdiye kadar 5 baskıda 58.000 tiraj yapan Türk Tarihinden Yapraklar artık klasiklerimiz arasına girmiş bulunuyor. Osmanlı ağırlıklı olmak üzere 2.200 yıllık tarihimiz içinde tam bir gezintidir.

OSMANLI PADİŞAHLARININ HAYAT HİKAYELERİ

Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikâyeleri, Yılmaz Öztuna`nın klasikleşmiş kitaplarından biridir. Nesiller tarafından ilgiyle okundu. Bu kitaba dayanılarak senaryolar, piyesler yazıldı, filmler çekildi. 12 Osmanlı hâkan-halîfesinin kronolojik olarak hayatlarından kesitler veren bu eser, Osmanlı tarihinin en çarpıcı taraflarını vurguladı. Konuşmalar, o çağların Türkçe`si ile yazıldı. Olaylar, çok duru ve klasik bir dille tasvir edildi.

TÜRK TARİHİNDEN PORTRELER

Biyografi, tarihçinin edebiyata yaklaşabilme yeteneği ile orantılı bir türdür diyen yazar,  aynı zamanda biyografiyi edebiyatın bir türü olarak da tarif ediyor. Kitaptaki biyografiler, hayatları ve kişilikleri anlatılan şahsiyetlerin doğum sırasına göre kronolojik şekillerde anlatılmış. En yaşlıları Bumın Kağan, en gençleri Turgut Özal olmak üzere… Yılmaz Öztuna hayatta olan kişileri de kitabına almaktan kaçınmış. Daha mütevazi çapta tanıttığı şahsiyetler sadece Türk büyükleri ve Türk dâhileri değil, Türk`e çok zarar vermiş birkaç kişi de kitapta anlatılanlar arasında.  Yazar, "Hiç unutulmasın, tarihin küçükleri de, tarihin büyükleri derecesinde milletlerin hayatını ve geleceğini şiddetle etkilemişlerdir"  sözleriyle anlatıyor kitabını... 

TARİH SOHBETLERİ I, II, III

Biz bir cihan imparatorluğunun varisleriyiz. Geleceğimize dair görüşler ileri sürer, programlar yaparken geçmişteki bu muazzam siyasî ve medenî tecrübelerimizden sonuna kadar istifade etmek bizim en tabiî hakkımızdır. Millet ve devlet olarak misyonumuzu belirlemekte en sağlam ölçüyü de böyle bir tarih şuuru ile getirebiliriz. Bu itibarla aydınlarımızın ve gençlerimizin kendi tarihleri hakkında muhtelif cihetlerden bilgi edinebilecekleri eserlere ihtiyaç duydukları muhakkaktır.Ötüken, işte bu mülahazalarla, Türk tarih ve mûsıkîsine yaptığı değerli hizmetler ve verdiği kıymetli eserlerle haklı bir şöhret kazanan değerli yazar Yılmaz Öztuna`nın “Tarih Sohbetleri”ni üç cilt halinde sunmaktan şeref duyar.

Yılmaz Öztuna'nın gazetemizde kaleme aldığı son makalesi...


.

Durum
Yılmaz Öztuna
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
06 Şubat 2012 Pazartesi
Mevlid hakkında
 

Dünyanın herhangi bir ülkesinde ansızın karşılaşıp sizi en çok üzecek olay nedir? diye bir şey düşünmemiştim. Suriye despotu Esad, uzun tecrübelerinden sonra bunu başardı. Geçtiğimiz Cuma namazından sonra Başkan Esad Humus şehrinde gerçekleştirdi.
Mevlid, Türkler’in İslâm’a bir hediyesidir. İlk mevlid, Erbil şehrinde Türkmen Atabeyleri tarafından okutuldu. Müslümanlar çok sevdiler. Hızla bütün Müslüman âlemine yayıldı ve en vazgeçilmez dinî törenlerden biri oldu.
4 Mevlid vardır. En kutsalı birincisi olan Efendimiz’in doğum günü yapılanıdır. Asıl mevlid budur (Ar.doğum), sonra halk, diğer üçüne böyle dedi. Osmanlı’da vazgeçilmez bir imparatorluk törenidir. Bizzat hâkan-halîfe başkanlık eder.
Geçtiğimiz Cuma, mevlid günü idi. Esad, bir Sünni şehri olan Humus’ta 400 kişiyi öldürtüp binlercesini yaraladı. Şehri yakıp yıktı. Böylesine bir cinayeti İran’a güvenerek yaptı. Halbuki İran Şîası’nda (Câferîlik’te) Peygamberimiz’e böyle bir saygısızlık yoktur. Ancak olay, Sayın Başbakanımız’ın erken teşhis ettiği tehlikeyi mezhep kavgasını körüklemek, mümkünse savaşa dönüştürmek için düzenlendi.
Rusya, Türkiye’ye sattığı petrolde fiyat indirimi yaptı. İran, taleplerimize rağmen, en yetkili ağızlardan, böyle bir şey düşünmediğini resmen bildirdi. Bahane, Malatya’da füzelerin geldiğini bildirecek bir radar istasyonu kurmamızdır. Ama aynı indirimi gaz için Başbakan Erbakan, Türkiye ile federasyon kurmak istediği söylenen Hâşim-i Rafsancânî’den de alamamıştı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Arap Birliği’nin Suriye için istediği yaptırımları onaylamak için toplandı. Rusya, yaptırımların azaltılmasını isteyerek Amerika’yı dara soktu. Çin ise büsbütün reddetti... Amerika’nın baskı altına alınmak istendiği görülüyor. Bize ne, Amerika işin içinden çıksın! diyorlar.



İnna lillah ve inna ileyhi raciun...
Allahü teala  rahmet eylesin.
Okumayı bilenler, en azından birer Fatiha göndersin onun ruhuna;
Ki zaten bu okuduklarımız bütün okuyanların ve her birimizin de ruhuna gidecektir.
Aynen, aynı gölün içindeki damlalar gibi...

M.




Cenazesinin kaldırıldığı 10 Şubat 2012 günü Türkiye Gazetesi'nde yayınlanan sayfa:

Türk tarihi öksüz kaldı

10 Şubat 2012 Cuma


Türk gençliğine tarih bilincini aşılayan, siyaset, edebiyat ve daha birçok alanda otorite olan Yılmaz Öztuna’yı kaybettik.



Türk tarihi öksüz kaldı
Yirminci ve yirmi birinci yüzyıl Türk Tarihine ilim adamı, düşünür, edip ve lider olarak mührünü basan Yılmaz Öztuna, 82 yaşında tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Nefes darlığı ve solunum sistemi rahatsızlığı sebebiyle hafta sonunda Ankara Güven Hastanesi’nde tedavi altına alınan Öztuna, dün sabaha karşı Hak’ın rahmetine kavuştu. Yılmaz Öztuna, bugün Fatih Camii’nde cuma namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedilecek.
Öztuna, 1992 yılında “Tarihten Portreler” başlıklı köşesiyle gazetemizde yazmaya başlamış, 1998 yılına kadar haftalık yazılarına devam etmişti. Evli ve iki çocuk babası olan Öztuna, 1 Eylül 1998 tarihinden bu yana da gazetemizin başyazarlığını yapıyordu.



İLK KİTABI 15’İNDE ÇIKTI
20 Eylül 1930 İstanbul doğumlu olan Yılmaz Öztuna, lise tahsilini ikmal ederken İstanbul Konservatuarına da devam etti. 1950 Eylülünden 1957 Temmuzuna kadar Paris’te eğitim aldı. Tarih yazıları çok erken yaşlarda başladı. İlk makalesi on üç yaşında iken ve ilk kitabı ise on beş yaşında iken basıldı. 1969’da Adalet Partisi’nden Konya Milletvekili seçilerek Ankara’ya yerleşti. Tarihçiliği kadar önemli bir hususiyeti de musikişinas ve müzikolog kişiliğiydi. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Dünyadaki ilk Türk Mûsikisi Konservatuarı’nın kurulmasını sağladı. Eser ve yazıları çeşitli dillere tercüme edildi. Yılmaz Öztuna’nın bir ilim adamı olarak Türk cemiyetine yaptığı katkılar sayılamayacak kadar çoktu. Kültür Bakanlığı’nın kurucularındandı. “Büyük Türkiye”, “Osmanlı Cihan Devleti”, “Büyük Türk Hakanlığı” gibi son yıllarda çok kullanılan tarihi ve siyasî tabirler ona aitti. Ayasofya Hunkâr Mahfili’nin ibadete açılması, Topkapı Sarayı’nın Hırkâ-i Saâ-det Dairesi’nde Kur’ân-ı kerîm okunması gibi zaman içerisinde gerçekleşen birçok proje onun eseriydi.



HANEDANI KİTAPLAŞTIRDI
Şehzadelerin Türkiye’ye dönüşüne vesile olan önemli isimlerden biri olan Öztuna’nın hanedanın şeceresini çıkarması ailenin de ona yakınlık kurmasını sağladı. 1952’den bu yana yalnız yazılı kaynaklardan değil, pek çok şehzade ve sultan ile görüşüp bilgi topladı. Kendisini, jeneoloji uzmanı (hanedanların, sülalelerin, ailelerin köklerini inceleyip soyağacı çıkartan bilim dalı) olarak tanımlıyordu.Öztuna, 5 hacimli ciltten oluşan “Devletler ve Hanedanlar” isimli dev eserinde Osmanlı hanedanın yanı sıra dünya hanedanlarının da şeceresini ortaya koyuyordu. 60’dan fazla yayınlanmış eseri bulunan Öztuna’nın kitaplarından bazıları şöyle: “Bir darbenin anatomisi”, “Türk tarihinden yapraklar”, “Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikâyeleri”, “Türk tarihinden portreler”, “Tarih sohbetleri1-2-3”, “Osmanlı Devleti Tarihi 1-2”, “Tarih ve Politika Ansiklopedisi”, “Büyük Osmanlı Tarihi”


II. Abdülhamid’e İADE-İ İTİBAR
Yılmaz Öztuna, Sultan II. Abdülhamid’e iade-i itibar yapan, onun her kesim tarafından tanınmasını sağlayan tarihçi olarak bilinir. Türk tarihini genç nesillere sevdiren pek çok eser kaleme alan Öztuna’nın defin tarihi olan 10 Şubat (bugün), aynı zamanda, iade-i itibar yaptığı Sultan Hamid’in de vefat yıldönümü... Abdülhamid’i savunan yazar, hanedanla münasebeti Sultan Abdülhamid’i yakından tanımasını da beraberinde getirdi. 1960’lı yıllara kadar ‘Kızıl Sultan, istibdatçı’ diye karalanan ve tarihçiler tarafından pek savunulmayan Sultan Abdülhamid’i ilk defa Yılmaz Öztuna, büyük bir devlet adamı olarak savunmuştu. Öztuna’nın 12 ciltlik Türkiye Tarihi kitabında Sultan Abdülhamid ilmî ve siyasi açıdan tarihteki yerine oturtuluyordu. ‘Resmî tarihe aykırı’ bulunmasına rağmen Öztuna’nın kitaplarındaki görüşleri kimse çürütemedi. O, Osmanlının örselenmiş itibarının iade edilmesinde de en büyük pay sahiplerinden biriydi.


Yılmaz Öztuna, 12 ciltlik meşhur eseri “Türkiye Tarihi”ni 16 yaşında yazmaya başlamıştı

Çocuk yaşta kitap yazdı
Yapı Kredi Bankası’nın sahibi Kâzım Taşkent bir gün Öztuna’ya “Osmanlı tarihine ilişkin halkın elinde ciddi bir şey yok. En iyi Osmanlı tarihi nedir?” diye sorunca “Hammer tarihi” cevabını aldı. Ancak Hammer’ın yazdığı tarih 1774’te kalıyordu, ilmî açıdan çok eskiydi. “Sizin nezaretinizde tercümeye başlayın” diyen Taşkent’e bir teklifi olduğunu söyledi Öztuna: “Benim baskıya hazır bir Osmanlı tarihim var” Öztuna’nın bu cesur teklifine rağmen daha önceden yazdığı önemli bir eseri de şöhreti de yoktu. Sadece Türk Musikisi Lügati vardı yazdığı ancak onu sınırlı sayıda müzisyen okumuştu. Taşkent, bu teklifi, pekâlâ deyip kabul etti. Birinci cilt basıldıktan sonra herkes okudu: “Türkiye Tarihi, 65 bin basıldı, herkes okudu; İsmet İnönü, Celâl Bayar, Süleyman Demirel, orgeneraller... Bayar önünde resim çektirdi. Bu kitabı 16-17 yaşından itibaren malzemelerini toplamaya başlamıştı. İşte bu kitabın 12. cildinde Sultan Abdülhamid tarihteki yerine oturtuluyor, Mithat Paşa ise eleştiriliyordu. Kitabı Demirel’in de okuması, ona Adalet Partisi’nde milletvekilliği yolunu açacaktı. Siyasete girdikten sonra Demirel’in de Özal’ın da yakını oldu.



35 yaşında Hayat Tarih Mecmuası’nın Genel Yayın Müdürü olan Yılmaz Öztuna, kısa sürede derginin tirajını 450 binlere çıkardı

Tarihi sevdiren adam
Yılmaz Öztuna iş hayatına 1960 yılında Hayat Mecmuası’nda 1500 lira aylıkla başladı, 1 yıl sonra 8 sayfalık kültür sayfalarının mesul yazı işleri müdürü oldu, daha sonra genel yayın müdürü... Öztuna, 1965’ta yayınlanmaya başlanan Hayat Tarih Mecmuası’nın yayın müdürü olmasına rağmen her sayıda bir yazısı yayınlanır, genelde kapak sayfası olurdu. Öztuna’nın gayretleriyle derginin haftalık tirajı kısa sürede 450 binlere kadar tırmandı ki bu o günün şartları için inanılmaz bir rakamdı. Dergi, kısa sürede toplumda tarihe olan ilgiyi ve sevgiyi arttırdı. Desteğini aldığı geniş kesimin ilgisini sürekli tutmak için de klasik tarihin dışında birçok popüler konuyla da ilgilendi ve künyesinde yazdığı gibi bir “kültür” dergisi görünümünü korumaya çalıştı. Oysa dergi daha çok muhafazakâr, milliyetçi bir ideolojik kimlik taşıyordu. “Batı medeniyetçisi, fakat Türk ve İslam tarih ve kültürüne saygılı kalarak Türklük şuurunu geliştirmek” şeklinde özetlenebilen derginin bu yayın politikası ve ideolojik yöneliminin arkasında da Genel Yayın Müdürü Yılmaz Öztuna’nın büyük etkisi vardı.



Abdullah Gül, Çankaya Sofrası’nda ünlü tarihçiler Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Yılmaz Öztuna’yı ağırlamıştı.

CUMHURBAŞKANI GÜL: Genç nesillere tarihi sevdirdi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gazeteci-yazar Yılmaz Öztuna’nın vefatından duyduğu üzüntüyü ifade ederek, çalışmaları, fikirleri, yazıları ve kitaplarıyla kültür hayatını zenginleştiren Öztuna’nın, tarihin en iyi şekilde anlaşılmasında ve genç nesillerde tarih bilincinin güçlenmesinde büyük etkisi olduğunu bildirdi. Gül, mesajında, Öztuna’yı, 2008 yılında Çankaya Sofrası’nda ağırlamaktan duyduğu mutluluğu da dile getirdi.


BAŞBAKAN ERDOĞAN: Hizmetleri büyük izleri kalıcı olacak
Öztuna’nın vefatı sebebiyle başsağlığı mesajı yayımlayan Başbakan Erdoğan, “Değerli bilim adamı, duayen gazeteci-yazar ve siyaset adamı Yılmaz Öztuna’nın Hakk’ın rahmetine yürümüş olmasından dolayı büyük bir hüzün ve teessür içindeyim. Yılmaz Öztuna, üstlendiği görev ve sorumluluklarla milletimize büyük hizmetlerde bulunmuş, büyük eserler kaleme almış, eğitim, bilim, kültür, sanat ve medya camiamızda silinmez izler bırakmıştır” ifadelerini kullandı.

AHMET DAVUTOĞLU: Yeni nesil onun izinden gidecek
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Türkiye Gazetesi Başyazarı Yılmaz Öztuna’yı rahmet-i Rahman’a uğurluyoruz. Öztuna, sadece Türk basını değil, tarihçiler için de abide bir şahsiyetti. İnanıyorum ki, bütün hayatı bu toprakların tarihinin daha doğru anlaşılmasına adamış nadide münevverlerimizden Öztuna’nın eserleri ile yetişen nesiller, onun izinden gidecekler. Muhterem Öztuna’ya Allah’tan rahmet, Türkiye Gazetesi camiasina, okurlarına ve ailesine başsağlığı diliyorum.”


ERTUĞRUL GÜNAY: Eserleriyle daima saygıyla anılacak
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da mesajında, Öztuna’nın vefatından duyduğu derin üzüntüyü ifade ederek, şunları kaydetti: Bakanlığımıza da büyük emek veren saygıdeğer başyazarınız tarihimize ve kültürümüze özgün kalemiyle ve eşsiz dehasıyla ışık tutarak siyasetten müziğe pek çok alanda mihenk taşı olmuştur. Ardında bıraktığı eserlerle daima saygıyla anılacak merhuma Allah’tan rahmet, Türkiye gazetesi ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.


FARUK ÇELİK: Hocanın vefatı bizi derinden yaraladı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik: Türkiye Gazetesi’nin Başyazarı Prof. Dr. Yılmaz Öztuna Hocamızın kaybını üzüntüyle öğrendik. Başımız sağ olsun. Basınımızın en değerli yazarlarından biri olan tarihçi Prof. Dr. Yılmaz Öztuna Hocamızın vefatı, hepimizi derinden yaraladı. Başta aile bireyleri ile Türkiye Gazetesi’nin çalışanları meslektaşlarımız olmak üzere, Türk Basınının üzüntüsünü paylaşır, merhum Hocamıza Allah’tan rahmet dileriz.


TAZİYE MESAJLARI...
> İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu mesajında şunları kaydetti: “Merhum Öztuna’nın Türkiye’de tarih bilincinin gelişmesinde çok büyük bir emeği var. Nur içinde yatsın. Bıraktığı eserleriyle hep yaşayacak. Bütün Türkiye gazetesi ailesine başsağlığı diliyorum.”

> Bahçelievler Belediye Başkanı Osman Develioğlu: Başyazarımız Saygı değer insan Yılmaz Öztuna’nın vefatını üzüntüyle öğrendim. Türkiye Gazetesi ailesine başsağlığı, merhum Öztuna’ya Allah’tan rahmet diliyorum.

> Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Öztürk: Gazetenizin yazarı Prof. Dr. Yılmaz Öztuna’nın vefatını büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum. Merhum Öztuna’ya Allah’tan rahmet, ailesine ve Türkiye Gazetesi camiasına başsağlığı diliyorum.

> Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu: Türkiye Gazetesinin Başyazarı ve değerle meslek büyüğümüz Prof. Dr. Yılmaz Öztuna’yı kaybettik. Sevgi ve saygıyla anarken, ailesine ve basın topluluğuna başsağlığı diliyoruz.

> İstanbul Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Engin Köklüçınar: Hocamızın vefatı, hepimizi derinden yaraladı. Başta aile bireyleri ile Türkiye Gazetesi’nin çalışanları olmak üzere, Türk Basınının üzüntüsünü paylaşır, merhuma Allah’tan rahmet dileriz.

> Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay: Türk basını ve tarih dünyası yeri doldurulamayacak bir kalemei kaybetti. Gazetenizin başyazarı Yılmaz Öztuna’nın aramızdan ayrılması bizleri derinden üzmüştür. Öztuna’ya Allah’tan rahmet dileriz.

> Basın Ve Halkla İlişkiler Müşaviri Abdülkadir Özkan: Milletimizin dünü-bugünü ve yarınına ışık tutan Öztuna’nın vefatını büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayım. Kendisine yüce Allah’tan rahmet ve Türkiye Gazetesi çalışanlarına sabr-ı cemil niyaz ediyorum.

> Marmara Grubu Vakfı Başkanı Dr. Akkan Suver: Türk düşünce hayatının önemli şahsiyetlerinden bilgin ve alim Yılmaz Öztuna’yı kaybetmenin yüksek üzüntüsü içindeyiz. Türkiye Gazatesi ailesine ve Türk milletine en içten başsağlığı diliyoruz.


YARIN BAKAN GÜNAY’DAN ödül alacaktı
82 SENELİK hayatı boyunca sayısız ödüle layık görülen Yılmaz Öztuna’ya son ödülü, yarın İstanbul Yıldız Parkı’ndaki Malta Köşkü’nde “Vefatının 94. Yılında Devlet-i Aliye’nin Ulu Hakanı Sultan 2. Abdülhamid’i Anma Programı” akabinde Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından verilecekti. Merhum Öztuna’ya, “Türk tarihine ışık tutan eserleriniz, gelecek nesillere armağan oldu. Türk dünyası size gönülden teşekkür eder” denilerek ödüle layık görüldüğü bildirilmişti.

 


.


Hakkında yayınlanan köşe yazılarından bir kaçı:                                      
     
 

YILMAZ ÖZTUNA
Rahim Er

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yılmaz Ötuna'yı kaybettik. 
Cenabı Hak, rahmet ve mağfiretiyle muamele eylesin. 
Çeyrek asra yakın'dır Türkiye gazetesinde yazarlık ve baş yazarlık yapıyordu. 
Kalem mahsullerinin İsimlerini tek tek saymaya kalksak bu sütuna zor sığar. 
İlk kitabı 15 yaşında çıktığına göre demekki  65 senedir elinden kalem düşmedi. 
Çalışkan bir şahsiyetti. Türkiye gazetesinde hafta içi her gün yazdı. 
Bayramları bile mazeret saymadı. 
Bunu bana 'biz Bâb-ı âli'de böyle gördük' diye açıklamıştı.  
Öyle ki vefatından sadece iki gün önce yazısı çıkmadı... 

Tam ismi Abdullah Tahsin Yılmaz Öztuna'dır. 

Aile kökleri evladı fatihandandır. 

Soy ismi, o köklerin nakışını taşır. 

Kültür milliyetçisidir. Yahya Kemal hayranıydı. Nihal Atsız, O'nda Türk milliyetçiliği fikrinin şekillenmesinde tesiri olmuştur.
Yılmaz Öztuna'yı tâ orta son sınıfa giderken tanıdım. 
Hayat Tarih Mecmuası'nı Adana  Kuruköprü'de bir gazete kulubesinde asılı görmüş ve almıştım.  Kapakta Yahya Kemal'in 'Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?/Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!' beyti yazılıydı. Yılmaz Bey, o sırada derginin nâşiri/editörüydü. Kendisiyle bu son senelerde bir çok telefon konuşmamız oldu. Ne var ki hiç yüz yüze  gelemedik. Ancak O'nu en iyi tanıyanlardan olduğum söylenebilir. BKY'de çok sayıda kıymetli eserini neşrettik. Başucu kitabı 'Bir Darbeninin Anatomisi' adlı eserdir denebilir.  Bu kitabı okumayan bir aydın, muhakkak eksik kalır. 
Yılmaz Öztuna, kitaplarında Türkçe'yi çok güzel yazan, sohbetlerinde güzel konuşan üslûb sahibi bir kalemdi. 

Aramızda büyük yaş farkı olduğu halde 'üstadım' diye söze başlardı. Bir İstabul Beyefendisiydi. Osmanlının iadeyi itibarında, Sultan Abdülhamid'e  karşı yapılan haksizlığın bitmesinde emeği vardır. 'Büyük Türkiye' gibi bazı kavramlar kendisine aittir. Mustafa Reşit Paşa ve O'nun yetiştirmesi paşalara dair görüşleri kabul görmemiştir. Atatürk'le alakalı ifadeleri de zaman zaman sınırları zorlamıştır.
7 Aralık 2011 Günü Washington'dan dönüş yaptım.
Ertesi gün 'hoş geldiniz' faksı masamadaydı.
Bu zarafeti, bir kat yukarımızda hatta aynı katta oturup da yolda-yolakta gördüğünde '... gelemedim' mahcupluğuna düşenler için ibretamiz bir harekettir. Tabiîki ve asla kimsenin bize 'hoş geldiniz' deme mecburiyeti yok . Ancak bir kaybımıza işaret etmek istiyorum.
Yılmaz Öztuna, bir tarih mütefekkiridir.
Tek başına bir fakülte gibi çalıştı.
Velûd bir kalem olarak nesillere tarihi sevdirdi. 
Fakat, bir akademik unvanı olmadığı için akademik çevreler fazla rağbet göstermediler. Halbuki akademik çalışma, hadisenin  işçilik tarafıdır. O işçiliği tefekkkür tezgâhlarından geçirecek üst bakışa gerek vardır.
Yahya Kemal, Peyami Safa, Erol Güngör, Kemal Tahir, Necip Fazıl, Ömer Öztürkmen... gibi bazı isimler işte nihayet Yılmaz Öztuna da dahil oldu.
Arkada kalan Mehmet Niyazi, Sezai Karakoç, Yurdagün Göker, Kadir Mısıroğlu, Yavuz Bülent Bakiler  gibi bazı isimler ise 70'i geçmiş vaziyetteler.
Bizim çığlığımızsa vadilerde yankılanmaya devam ediyor.
"Ekonomik kalkınma tamam!"
Şükran duyuyoruz.
Lakin, fikri kalkınmaya dayanmayan maddi kalkınmalar kalıcı olamaz.
Bu gitmiş ve yaşı kemale ermiş değerlerin yerini ne ile, nasıl ve ne zamn dolduracaksınız?
Bizi duyan var mı?
Derdimizi anlayan bulunur mu?




Köşe Yazısı
Nuh Albayrak
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
10 Şubat 2012 Cuma
Tarihin teşekkürü...
 

Aslında hiç düşünmüyordu ama çok sevdiği gazetemizin sahibi Enver Ören’in ısrarı üzerine başlamıştı yazmaya...
Fakat... Türkiye ailesi onu bağrına öyle bastı ki, 12 Ocak 1992 günü başlayan bu beraberliği ancak 20 yıl sonra gelen ölüm ayırabildi.
Hatta son yazısını, yoğun bakım yolunda yazmıştı.
Vazife şuurunu bize lisan-ı hal ile öğrettin.
Bir de hem mütefekkir hem de mütevazı olabilmeyi...
Değerli hocam, Abdülhamid Han’ın ahirete intikal ettiği gün uğurluyoruz sizi.
İşte tarihin teşekkürü...





O günkü ilk sayfa:

http://www.turkiyegazetesi.com/GazeteGoster.aspx?tip=1
.




.

Köşe Yazısı
Mustafa Selçuk
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
10 Şubat 2012 Cuma
Sermuharrir
 

Kadim gazetecilik dönemindeki başyazarlık müessesinin son temsilcilerindendi.
Gazete makalesinin sadece yorum değil bilgi de ihtiva edebileceğini gösteren muharrirlerdendi.
Tarihi mufassal, gazete makalesini muhtasar yazabilen, iyi bir entelektüeldi.
Gazetemizin başyazarı Yılmaz Öztuna vefat etti.
Yazılarındaki bilgi ve tarih analizlerinden istifade ettiğim kıymetli yazarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.


 

 

DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent Bâkiler
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
11 Şubat 2012 Cumartesi
Vah! Vah ki vah!
 

Haberi, Ankara’dan telefon açan çok aziz arkadaşım Rıza Akdemir’den aldım: -Çok üzüleceğini bildiğim halde söylemek mecburiyetindeyim: Yılmaz Öztuna rahmet-i rahmana kavuştu! dedi. Birdenbire bir boşluğa düşer gibi oldum. Sonra
-Vah! diyerek dondum kaldım. Vah ki vah! Vah ki vah!
Türkiye gazetesi, önce onun hasta olduğunu bildirmişti. Başmakale yazdığı köşesinde yer alan sade bir cümle dikkatimi çekmişti: “Başyazarımız Yılmaz Öztuna, hasta olduğu için yazamamıştır” deniliyordu. O günün akşamında evine telefon açtım. Yılmaz Ağabey diye söze başlar başlamaz beni sesimden tanıyordu ve
-Nasılsın Yavuz Bülent diyerek gönlümü alıyordu.
Telefon çıngırağı uzun uzun çaldığı halde cevap veren olmadı. Sinyal sesinden sonra not bırakmam isteniyordu:
-Yılmaz Ağabey dedim bugünkü Türkiye’de hasta olduğunuzu okudum. Merak ettiğim için arıyorum. Geçmiş olsun. İnşâllah kısa zamanda sağlığınıza kavuşursunuz.
Bir gün sonra ölüm haberini aldım...
Yılmaz Öztuna’yı 1965 yılında, Hayat Tarih Mecmuasında çıkan yazılarını okuyarak tanıdım. Şevket Rado’nun, sahibi olduğu HAYAT TARİH MECMUASI‘nın neşriyat müdürü idi. Derginin her sayısında önemli konular ele alarak sade, fakat güzel bir dille yazıyordu. 1965 yılında o, İstanbul’da idi. Ben Ankara Radyosunda çalışıyordum. HAYAT TARİH MECMUASI yanında TÜRKİYE TARİHİ ciltleri de yayımlanmaya başladı. Diyebilirim ki o TÜRKİYE TARİHİ ciltleri, bizim tarihimizi başlangıçtan günümüze kadar dosdoğru ele alan ve dosdoğru ölçüler içerisinde ortaya koyan mükemmel çalışmalardan biridir. Hayat yayınları arasında çıkan TÜRKİYE TARİHİ ciltleri, daha sonra 14 cilt halinde ÖTÜKEN Yayınevi tarafından bastırıldı. Her Türk aydınının evinde bulunması gereken eserlerdendir.
Yılmaz Öztuna’nın altmış civarında kitabı var. Onun güzel imzasıyla çıkan kitapları arasında aklıma gelen ilk isimler arasında şunları sayabilirim: Dünya Tarihi- Vilayetlerimizin Tarihi ve Osmanlı Devleti Tarihi-Türk Tarihinden Yapraklar-Barbaros Hayrettin Paşanın Hâtıraları-Bir Darbenin Anatomisi-Türkler, Araplar, Yahudiler-Hacı Arif Bey-Türk Musikisi Ansiklopedisi-Rumeli’ni Kaybımız-Türk Musikisi Tarihi-Büyük Türk Sözlüğü-Türk Besteciler Tarihi... ve daha 50 civarında başka eserleri...
Yılmaz Öztuna ile, 1969 yılında Ankara’da Son Havadis Bürosunda yüz yüze tanıştık. Ve o, benim çok sevgili ağabeylerimden biri oldu. Demek ki 57 yıldan beri onun yazıları ve eserleriyle beslendim. Demek ki beni bugünlere getirenlerden biri de odur.
Ömrünün hiçbir devresinde eğilmedi. Devletin resmî tarih anlayışı içinde olmadı. Dosdoğru yaşadı ve dosdoğru yazdı. Hafızası, şaşılacak derecede kuvvetliydi. Osmanlı Hanedanının bütün şehzadelerini bile, eşleriyle, çocuklarıyla anlatıyordu. Tarihte kurulan 117 Türk devleti içinde Osmanlıları birinci sırada tutuyor ve seviyordu. Cumhuriyet devrimizi övmek için Osmanlı devletine sövmek gafletinde olanlardan değildi. Cumhuriyetimizi kuran bütün paşalarımızı, Osmanlı devletinin yetiştirdiğini söylüyor ve yazıyordu.
Gazetemizdeki başmakaleleri, derin bir tarih şuurunun süzgecinden süzülüp gelen mükemmel tahliller ve terkiplerdi. Yetim kalmış gibiyim.
Türkiye okuyucularına ve bütün Türk milletine başsağlığı diliyorum. Büyük bir tarih âlimimiz yazmayacak artık!



 

Noktalar
İsmail Kapan
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
12 Şubat 2012 Pazar
Yılmaz Öztuna’nın ardından...
 

Uzun yıllar aynı işi yapıyor olsanız bile, bazen yazı yazmak zorlaşır!.. Merhum başyazarımız, Yılmaz Öztuna’ya dair kalem oynatmak da, birçok sebeple kolay değildir...
Altmış beş-yetmiş yıla uzanan bir kalem mesaisinin hikâyesini, daracık bir sütuna sığdırmak, nasıl kolay olabilir ki! On üç yaşında ilk makalesini yazmış olan merhum Öztuna, seksen iki yaşına kadar (ve vefatından sadece üç gün öncesine kadar... Son yazısı 6 Şubatta neşredildi. 9 Şubat sabahı rahmetli oldu) bunu aralıksız devam ettirdi. Binlerce makale, konuşma ve konferansın yanı sıra, tirajı milyonlara varan altmıştan fazla eser bıraktı. İlk kitabını daha on beş yaşında iken yazmış olduğunu, Rahim Er Ağabey, önceki gün köşesinde duyurdu...
Yılmaz Öztuna’nın bariz hususiyeti, bütün bu eserleriyle tarihi bize gerçekten sevdirmiş olmasıdır. O muhteşem üslubu, kitaplarının su gibi okunmasını sağlamıştır. Ama daha da önemlisi, yazdığı kitaplarda, tarihî mevzuları doğru olarak anlatması ve öteden beri yanlış aktarılan bilgileri de düzeltmesidir. Bu noktada, Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın, cenaze namazından sonra yaptığı kısa ve özlü konuşma, hakikaten çok önemli. Prof. Ortaylı, merhum Öztuna’nın yukarıda belirttiğimiz iki özelliğini teyit ettikten sonra, milletimizin böyle kıymetli münevverleri asla unutmadığını, unutmayacağını ifade etti.
Bir fani olarak, Yılmaz Öztuna ömrünü tamamladı. Ama eserleri bundan sonra da milletimizi aydınlatmaya devam edecektir. Beklenen ve arzu edilen, kitlelerin bu değerli eserlere bihakkın sahip çıkması, sadece okumakla kalmayıp, öğrendiği bilgileri hazmetmesi ve o istikamette ilerlemesidir.
Merhum Öztuna, Osmanlı Cihan Devleti’nin vizyonunu her fırsatta hatırlatır ve takip edilmesi gereken ideal siyaset tarzını, devamlı olarak tekrarlardı. Milli mefkûremizi en güzel şekilde söze ve kaleme döken bir tarihçi idi. Bazı yazarlar gibi, resmî ideolojinin bezirgânlığını yapmadı. Tam aksine, resmî ideolojinin kalın bir zırhla koruduğu tabuların devamından çok rahatsızdı. Geçmişte bazı politikacıların hataları sebebiyle, bu tabuların yıkılmasının zorlaştığından sık sık bahseder, buna dair üzüntüsünü ifade ederdi.
Dört yıl boyunca her ay, Fuat Bol ve ben, merhum Öztuna’yı TGRT HABER’deki televizyon programında konuk ettik. Hem tarihî olayları, hem siyasi ve aktüel meseleleri kendisine sorduk. O muhteşem tarih hamulesiyle verdiği bilgiler, siyasi ve aktüel meselelerde yaptığı analizler, tek kelime ile eşsizdi. Bu hususiyetinden ötürü, devlet ricali nezdinde büyük itibara sahipti. Ne yazık ki, son senelerde, sağlık problemleri sebebiyle kendisine yapılan yurt içi ve yurt dışı davetlere icabet edemiyordu... Yaklaşık bir ay önce, dünkü gün için, Sultan II. Abdülhamid Han’ın vefatının 94’üncü yılı münasebetiyle tertiplenen bir ilmî toplantıda konuşma yapması için, değerli hemşehrim Mehmet Tosun’un ısrarı üzerine, ben de istirhamda bulunmuştum. Merhum, sağlık mazeretini ifade ettikten sonra; o pek nazik üslubuyla, takdim edilecek plâketi, kendisi adına benim almamı rica etmişti. Ecel...
Yeri doldurulamayacak bir büyük kalem daha, tarih oldu! Allah rahmet eylesin... Yakınlarına, sevenlerine ve okuyucularımıza başsağlığı diliyorum...

Pazarola
İsmail Kaya
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
12 Şubat 2012 Pazar
Tarihçilere bırakılmayacak kadar önemli
 

Pazarlamayı anlatırken, “Pazarlama, sadece pazarlamacılara bırakılmayacak kadar önemlidir“ deriz. “Pazarlama, sadece satışlar durgunlaştığında akla gelmemeli, işin başı bu olmalıdır“ deriz. “Konuyu tarihçilere bırakalım“ sözü de biraz ona benziyor. “İhtiyaç halinde kullanın“ vaziyeti...
Bunun gibi, tarihin de yalnızca tarihçilere bırakılmayacak kadar önemli olduğunu, tarihi sevdiren insan, değerli tarihçi, gazetemizin başyazarı, rahmetli Yılmaz Öztuna’nın vefatı vesilesiyle bir kere daha hatırladık. Kendisine rahmet diliyor, yakınlarına ve sevenlerine taziyelerimi sunuyorum...
Tarihle ilgisi kopmuş/koparılmış bir neslin gençleri olarak toplumları millete dönüştüren unsurlardan biri olan tarih şuurunun, geçmişten geleceğe bir hedefi, hülyâsı, maksadı ve stratejisi olan herkes, her kurum ve her bilim için olmazsa olmazlardan biri olduğunu, tarihle bağını kesen birey, toplum ve halkların iflah etmediğini, onun akıcı üslubuyla kaleme aldığı kitap ve yazılarından öğrenmiştik.
Bizim yetiştiğimiz dönemlerde tarih, sıkıcı, itici, zorlama bir dersten ibaretti. Hayatımıza girememişti. Rahmetli Öztuna gibi vicdan sahibi az sayıdaki alaylı yazarlarımızın ve gerçeği haykırabilen mektepli tarihçilerimizin eserlerinden anladık ki, bize okutulan tarihler bile, yabancı gözüyle kaleme alınmış, formatlama amaçlı propaganda metinleri imiş.
Tarihin üreticileri var; tarihe mal olmuşlar... Tarihin müşterileri var; kişiler, nesiller, müesseseler ve yöneticiler, kısaca, hepimiz... Tarihin yazıcıları, paketleyicileri, satıcıları, tüccarları da var...
Bir de, tarihi hayatımıza katan, onu bir değere dönüştüren “pazarlamacıları” olmalı, diyoruz. Zira, her şey gibi, tarih de pazarlanmak istiyor. Pazarlanmayan, müşterisine ulaşamayan tarihin kimseye faydası olmuyor.
Ciltlere hapsolmuş, kıtalara yayılmış belgelerle, tarih bilimiyle, tarihçiler uğraşacak. Ama ayrıca istiyor ve bekliyoruz ki, birileri de, içeride ve dışarıda geniş kitlelere tarihi doğru dürüst anlatsınlar. Tarihimize “albeni” katsınlar. Tarihi bize satsınlar.
Lakin, muhteşem sultanları da, çağ açan sultanları da sığlaştırıp, tarih merakımızı istismar etmeden...


 

KIRK KAPI
Mehmet Soysal
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
12 Şubat 2012 Pazar
Tarihe adanmış bir ömür
 

Kapalı kapılar ardında yalan ve iftiralardan ibaret tarih külliyatı yazan sözde tarihçilerin ihanetini gün ışığına çıkartabilmek için ömrünü adayan gazetemizin başyazarı Yılmaz Öztuna Hakkın rahmetine kavuştu...
Ermeni isyanlarını bastırdığından ve batılı devletlerin oyunlarını bozduğundan dolayı kendisine batılı tarihçiler ve muhalifleri tarafından ‘kızıl sultan’ diyenlere karşı Yılmaz Öztuna, Sultan II.Abdülhamid Han‘ın büyük bir devlet adamı olduğunu belgeler ışığında ispat etmişti...
Yine Bir Darbenin Anatomisi adlı eseriyle Sultan Abdülaziz Han dönemindeki entrikaları da Yılmaz Öztuna‘dan öğrenmişti...
Sultan Vahdettin Han‘ın vatan haini olmadığına dair tarihî gerçekleri de Öztuna‘nın kaleminden öğrenen bu ülkede; ne acı ki hâlâ yalan tarihçilerin entrika ve yalandan ibaret senaryolarının rağbet gördüğünü de görüp gitti...
İnsan bu, ruhunda, entrika ve yalana inanmak da var...
Ama milyonların da doğru tarihi anladığına şahit oldu ve gitti...
*
Osmanlı’ yı sevdiren ve tanıtan Yılmaz Öztuna yüzeysel kronolojik bilgileriyle kendince tarihî olayları yorumlamaktan kaçınan biriydi...
Belgeler ışığında olayların perde arkasını analiz eden ve büyük bir derinliği olan Yılmaz Öztuna Sultan II.Abdülhamid Han’ ın dönemini ve önemli ayrıntıların altını çizmişti...
Sultan II. Abdülhamid Han‘ın tahttan indirilmesinde büyük rol oynayanların da kimler olduğunu Yılmaz Öztuna şöyle özetlemişti;
Karaso , İtalya’dan para alan bir casus olup, Libya’nın İtalya tarafından yutulmasına meş’um bir rol oynamış, sonradan İtalya’ya kaçmış bir vatan hainidir.
Ermeni Aram Efendi , Ermeni ihtilal komiteleri ile yakın ilgisi olup Sultan Abdülhamid’den Ermeniler’in intikamını almak için Abdülhamid’i tahttan indiren ekibe sokulmuştur.
Jandarma Paşası olan Es’ad Toptani , birkaç yıl sonra devlete isyan ederek Arnavut istiklali için silah çekmiş ve sayısız Türk’ün kanına girmiş bir adamdır.
Arif Hikmet Paşa , sonraki yıllarda karanlık siyasi hayatı olan bir denizcidir.
*
Sultan II. Abdülhamid Han‘ı ise Selanik’e sürgüne gönderme işini planlayanın ise Mahmut Şevket Paşa‘nın olduğunu belirten Yılmaz Öztuna,Yıldız Yağması diye tarihe geçen olayın gerçek yüzünü aydınlatmıştır...
Yaklaşık 3 yıl sürgünde kalan Sultan II. Abdülhamid Han 10 Şubat 1918 günü Beylerbeyi Sarayı’nda hastalanarak vefat eder...
Ömrünü, masa başında karalanmış tarihi aydınlatmakla geçiren Yılmaz Öztuna, Sultan II. Abdülhamid Han gibi 10 Şubat tarihinde hakkın rahmetine kavuştu...
Ölüm haberini duyunca ve bu tarih çakışmasını da öğrenince ve yine 10 Şubat’ta dünyaya gelen Enver Ağabeyden duyduğum bir sözü hatırladım;
“İnsanın meşguliyeti neyse akıbeti de odur!”
Meşguliyeti ve akıbeti de güzel olan ender insanlardandı...



Yaşadıkça
Sefa Koyuncu
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
12 Şubat 2012 Pazar
Öztuna bir ekoldür
 

-Yılmaz Öztuna‘yı kaybettik.
-Eserleri kaldı yadigâr.
-Öztuna mektep adamdı, ekoldü.
-Türk tarihçiliğinde çığır açan müstesna bir ilim adamıydı.
Cumhuriyet dönemi resmî tarihçilerinin, milletimizi yalan yanlış bilgilerle şaşırtmaya çalıştığı bir dönemde ortaya çıkıp yılmadan, yorulmadan doğruları cesâretle yazdı.
Sultan Abdülaziz Han, İkinci Abdülhamid Han ve Vahdeddin Han aleyhinde yazılanların iftira olduğunu belirterek, Osmanlı‘yı kötüleyenlerin karşısına belgelerle dikildi.
-14 ciltlik Türkiye Tarihi bir şaheserdir.
***
-Yılmaz Öztuna adı ilk defa Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye‘de dikkatimi çekti.
Yüzyılımızın bu en muhteşem eserinde bilhassa Osmanlı tarihinin kritik konuları anlatılırken, Öztuna‘nın Türkiye Tarihi adlı kitabına atıf yapılıyordu. Dünyadaki her insan için biricik kurtuluş rehberi niteliğindeki Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye‘nin en önemli özelliklerinden biri ise ancak doğruluğundan kesin olarak emin olunan eserlerin kaynak olarak gösterilmesidir.
-Öztuna‘nın Türkiye Tarihi de bu değerli kaynaklardan biridir.

LİSELERDE OKUTULDU
Öztuna, daha sonra lisede karşıma çıktı.
Lise üçüncü sınıflar için yazdığı Tarih‘i (1976), ders kitabı olarak okuma şansına nâil oldum.
Bu eseri zamanla, başucu kitaplarımdan biri oldu.
-Nasıl olmasın ki?
Bakın, 271. sahifesinde ne diyor:
“Milletlerarası sol, bütün dünyada klasik değerleri gözden düşürmek için büyük çaba harcamış, bu uğurda milyarlarca dolarlık dış yatırımlar yapmış, işine yarar her mihrâka para dağıtmıştır. Klasik resim yerine dejenere resim, klasik musiki yerine dejenere musiki, klasik şiir yerine vezinsiz, kafiyesiz laf yığınları ortaya çıkarmıştır. Kan, şiddet ve şehvet edebiyatını işlemiş ve teşvik etmiştir. Dinî ve ahlakî değerleri küçük düşürmeye çalışmıştır. Millî kahramanları aşağılamak, millî tarihi küçümsemek ve tahrif ederek yeni nesillere öğretmek için bütün kalemşorlarını seferber etmiştir.”
-İyi ki liseyi, böyle muazzam bir eserin ders kitabı olarak okutulduğu dönemde bitirmişim!
***
Sonraki yıllarda Öztuna‘yla Türkiye gazetesinde buluştuk. Takıldığım bâzı konuları kendisine (telefonla) sorduğumda, gâyet sabırlı ve nâzik bir üslupla aydınlattı.
Prof. Dr. İlber Ortaylı‘nın dediği gibi, “Bütün bir nesil bilmediklerini, Yılmaz Hoca’mızdan öğrendi ama daha önemlisi, yanlış bildiklerini onun sayesinde düzeltti. Bugün çok muhterem bir üstadımızı ve muhterem bir meslektaşımızı ebediyete uğurluyoruz.”

20 YIL, DİLE KOLAY...
Ortaylı, Öztuna‘nın cenâze töreninde yaptığı konuşmada, önemli bir şey daha söyledi: “Tabiî ki, ilim adamlarına çalışma imkânı sağlayanlara da teşekkür etmemiz lâzım.”
Bu çerçevede; merhum Yılmaz Öztuna‘yı rahmetle yâd ederken, teşekkür etmemiz gereken çok önemli bir şahsiyet daha var.
O da; Öztuna‘ya, Türkiye gazetesinin kapılarını açıp, başyazarlık pâyesi veren sevgili Enver Abi’miz.
Gerçekten de dehâ olsanız bile; mekân ve imkânınız yoksa zâyi olursunuz.
-Esâminiz okunmaz!
Enver Abi, Öztuna‘ya 20 yıl işte bu mekân ve imkânı verdi.
Öztuna‘ya sâhip çıkarak; bizlere, bu çok değerli tarihçi, yazar ve stratejistin yazılarından istifâde etme fırsatı verdiği için Enver Abi‘ye müteşekkiriz.
***
Ve, Öztuna‘yı, “Fethi mümkün kılan dehâsının tahlili”ni yazdığı Fâtih’in camisinden dualarla uğurladık.
Son söz:
-Gözün arkada kalmasın Üstâd.
-Eserini yaşatacağız!..



 

DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent Bâkiler
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
12 Şubat 2012 Pazar
Yılmaz Öztuna’ya kör bakanlar
 

Yılmaz Öztuna artık yok.
82 yıllık ömrünü, 60 eserle ve binlerce makaleyle değerlendirerek, güzelleştirerek, ebedileştirerek göçüp gitti. İslâm inancına göre, onun sevap defteri hiç kapanmayacak, kıyamete kadar açık kalacak. Çünkü o, geride bıraktığı tarihî eserlerle, gelecek nesillere de ışık tutacaktır.
Onun aziz naaşını, omzunda ebediyete uğurladıktan sonra bu şehrin büyük gazetelerini teker teker gözden geçirdim. Gördüm ki, bazı gazeteler, onun ölüm haberini, tek sütun üzerinden 5-10 satır halinde geçiştirmişler. Bazı gazetelerimiz ise, oralı bile olmamışlar. Yani Yılmaz Öztuna’nın vefatını tek satırla olsun vermemişler. İçimden: Yazıklar olsun size! Yuh olsun geçmişinize, geleceğinize! dedim. Bu ruhsuz, bu köksüz basınımız fahişelikten “Aşk yapmak, aşk yaşamak” diye bahsediyor. Şununla bununla, resmen metres hayatı yaşayan kızlar, kadınlar ise, ar damarları patladığı için yüz binlerin, milyonların önünde ağızlarını “düzeyli bir ilişkimiz var!” diye açıyorlar. Metres veya kapatma kelimeleri, şu geberesi performans soytarısının koluna girerek “düzeyli ilişki” oldular. Günde kırk kişiyi koyunlarına alan yırtık fahişelerimiz ise artık “aşk yaptıklarını, aşk yaşadıklarını” söylüyorlar. Tarihimizin hiçbir devresinde aşk duygusu bu kadar kirlenmemiştir. Şimdi milletimize hasım haline gelen bâzı gazetelerimiz, bu düzeyli ilişkileri, bu aşk yapmaları kocaman başlıklarla, kocaman resimlerle vermekten utanmıyorlar. Daha geçen hafta, bir sokak ortasında, oynaşıyla öpüşürken pantolonu düşen ve donsuz olduğu görülen bir adamın kocaman resmini ve düzeyli ilişkisini sütunlarına taşıyan gazetelerimiz, Yılmaz Öztuna gibi müstesna bir tarihçimizin vefatını görmezlikten geldiler.
Bir ülkede, “düzeyli ilişkiler” içinde yaşayan iki kişi bile olmasa veya bizim bâzı gazetelerimizin resimleri ve isimleriyle ön plâna çıkardıkları “aşk yapanlar” aramızda bulunmasa cemiyet hayatında hiçbir sarsıntı meydana gelmez. Aksine, daha huzurlu, daha güvenilir, daha sağlıklı... bir millet teşekkül eder. Ama bir milletin tarihçileri yoksa veya bir milletin tarihçilerine rağmen, orada tarih şuuru teşekkül etmemişse, büyük felâketler, her an kapıda demektir. Çünkü tarih şuuru, bir insanın hâfızası gibidir. Hâfızasını kaybeden, hatta kendi adını bile hatırlamayan bir kimse ne ise, tarih şuurundan kopan bir millet de odur. İşte Yılmaz Öztuna ve onun gibi büyük tarihçilerimiz toplulukları millet şuuru etrafında toplayan tarih şuurunun o tılsımlı gücün mimarlarıdırlar. Akıllarda daha iyi kalması için, çok basit bir örnek vermek istiyorum: Hani biz bir bulgur pilavı yapmak için elimizin altında yeterli miktarda bulgurun, suyun, tuzun, yağın bulunmasını isteriz. Bu malzemelerden biri bulunmadığı takdirde, bulgur pilavı hiç olmaz veya yenmeyecek kadar tatsız-tuzsuz bir nesne ortaya çıkar... Büyük kalabalıkların millet şuuru etrafında birleşmesi için de dil, din, tarih şuuru, gelenekler ve görenekler, güzel sanatlar gibi kültür kaynaklarına şiddetle ihtiyaç vardır. Bu kaynaklardan biri olmadığı takdirde, millet çok ciddi buhranlarla karşı karşıya demektir. Yani tuzsuz, yağsız, susuz... bir bulgur pilâvı ne ise, dilden, dinden, tarih şuurundan mahrum bir topluluğun durumu da odur. Yılmaz Öztuna ve benzerleri millet hayatımızın temel taşlarıdırlar bu bakımdan kaybımız çok büyüktür.


Uluç Market
Öcal Uluç
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
11 Şubat 2012 Cumartesi
Başımız sağ olsun!..
 

Babam, “Dünya tarihini okumazsan dünyayı ve insanı, Türk tarihini okumazsan ülkeni ve milletini tanıyamazsın” derdi!.

En çok sevdiğim dersler; Tarih - Edebiyat ve Matematik’ti!.
Tarih ve Edebiyat sevgimi rahmetli Babam Fuat Uluç’a borçluyum ve elbette tarih sevgimin bir başka hocası da Ankara Gazi Lisesi’ndeki hocam, “tarihçi - gazeteci - yazar” Enver Behnan Şapolyo idi!.
Bu sevgi bana, Türk ve dünya tarihi ile ilgili romanlar dahil elime ne geçerse okumanın yolunu açtı.
Babam, “Dünya tarihini okumazsan dünyayı ve insanı, Türk tarihini okumazsan ülkeni ve milletini tanıyamazsın” derdi!.
İşte bana eserleri ile “Ülkemi ve milletimi tanıtan” büyük insanlardan biri idi Yılmaz Öztuna; “O” da, rahmetli hocam Şapolyo gibi, tarihçiydi, yazardı, gazeteciydi!.
Ölümü ile “Türk tarihini öksüz bırakanlar” galerisinde “ebediyen” yerini aldı!.
Aziz milletime, Türkiye ve Öztuna ailelerine, tarih ve basın camiasına bu büyük kaybımızdan dolayı başsağlığı dilerim.
Cennetteki mekânında nur içinde yatsın!..

 

 http://www.haberkusagi.com

Bir Yılmaz Öztuna daha yetişir mi acaba?

alt

Hakkı Arslan
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
twitter.com/hakkiarslan

Yılmaz Öztuna gibi bir ilim adamını anlatmak için bile
hatrı sayılır ilim sahibi olmak gerekiyor.

O kadar çok iş yapmış, o kadar çok eser bırakmış ki,
insanın, "bir ömre bu kadar eser nasıl sığar" diyesi geliyor.

İlk kitabı 15 yaşında yayınlanmış,
60'dan fazla kitap yazmış,
sadece Büyük Türkiye Tarihi 14 ciltten meydana geliyor.

Allah rahmet eylesin.
82 sene, dolu dolu bir ömrün ardından her fani gibi ahirete göç etti.
Allah mekânını cennet eylesin.

Hiçbir sevabı olmasa,
hiçbir hizmeti olmasa,
sırf II. Abdülhamid Hân'ın hâtırasına yaptığı hizmetler ona yeter.

Osmanlı sevgisi, Abdülhamid Hân sevgisi, Türk sevgisi ona yeter.

Sadece şunu düşünüyorum.
Bir Yılmaz Öztuna nasıl yetişir?
Yeni Yılmaz Öztuna'lar yetiştirecek bir kurum, sistem var mıdır?

Eğitim eğitim deyip duruyoruz,
böyle ilim adamı yetiştirebiyorsa işte ben ona eğitim derim.
Çağdaş eğitim derim.

Yoksa, felsefeye boğulmuş günümüz eğitim sistemiyle Yılmaz Öztuna'ların yetişmesi biraz zor.

 


 







 


.


HEADER

İbrahim Arslan11-02-2012 13:21#18
Türkiye Gazetemizin, gençliğin, tarihin başı sağ olsun.
Merhum Yılmaz Öztuna hocamıza Allah'tan rahmet, ailesine ve sizlere ve hepimize sabırlar dilerim.
İ.Arslan
Alıntı
İlyas Çaylı10-02-2012 22:09#17
Güzel ülkemizde Üniversitelerin ilgili Edebiyat Fakültelerinde Akademik ünvanlı o kadar bol insan var ama bize ceddimize ait olan doğru bilgileri Yılmaz Öztuna araştırıp buluyor neşrediyor. Üniversitede yılları geçmiş biri olarak o kadar çok utanıyorum ki tembelliğimize aymazlığımıza.. . Acaba o fakültelerdeki görevliler de utandılar mahçup oldular mı, ellerinde müthiş imkanlar varken. İyi paralı Tübitak, Dtp, Araştırma Fonları gibi, neden,!!!

Rahim Abinin yazısından cesaret alarak yazdım, ama kopuk kopuk oldu. Yılmaz Bey o kutucuktaki metne sğmayacak özellikte biriydi. Rabbimiz Celle Celalüh Kusurlarını affetsin. Büyüklerin himayesinde olsunlar inşaallah.
Güle Güle Serdengeçti Yılmaz Öztuna. Seni bu ülkenin asil insanları, yıldönümlerinde boş kelimeler yada yaldızlı söylevler ile anmakla kalmaz, Misyonunu üstlenip değerlerimizi azimkerane olmazsa olmaz, verimliliğe geçirirler nasipse ve çok çalışma ile...
Selam ve Dua ile

İlyas Çaylı
Alıntı
İlyas çaylı10-02-2012 14:47#16
Güzel ülkemizde Üniversitelerin ilgili Edebiyat Fakültelerinde Akademik ünvanlı o kadar bol insan var ama bize ceddimize ait olan doğru bilgileri Yılmaz Öztuna araştırıp buluyor neşrediyor.Üniv ersitede yılları geçmiş biri olarak o kadar çok utanıyorum ki tembelliğimize. Acaba o fakültelerdeki görevliler de utandılar mahçup oldular mı,Ellerinde müthiş imkanlar varken. neden,!!!
Alıntı
İlyas çaylı10-02-2012 14:30#15
Yılmaz Bey gibi Serdengeçtiler uykusuz, sıkıntılı uzun geceleri günleri çekip diğerleri gibi olmayıp rahatını feda ederken milletim, milletim diyordu. Çalkantılı dönemlerde tek doğru üzerinde istikametini değiştirmedi, bir din görevlisinin yapamadığını o hırka-ı Saadet dairesinde 24 saat Kur'an-ı Kerim okunmasını başlatıyor günümüze kadar, Ağlamaklıyım. Bu ne büyük bir hizmet diğerlerini unutturuyorsun Serdengeçti Yılmaz Bey,, İlk defa Kültür bakanlığı onun eseri. Ve Dev temel eserler olan yazdığı kitaplar. Genç nesillere Türk Tarihini sevdirmesi.
Geride bıraktığın necip milletimiz senden çok mesajlar aldı. Rabbim günahlarını bağışlasın, Serdengeçti Yılmaz Öztuna
İlyas Çaylı
Alıntı
Mustafa Metin Tamer10-02-2012 09:49#14
İnna lillah ve inna ileyhi raciun.
Allahü teala rahmet eylesin.
ilm ve millete hizmet uğruna geçirilen ömrü; Rabbimiz kendi izzeti ile şereflendirsin sevdikleriyle haşr eylesin.
Duacıyız...Ömür yolunu tamamlayıp taşıdıkları emaneti hakkıyla muhafaza edip bir sonraki nesillere teslim ederek gidenlere. Gövdesi toprak altına girerken köklerini yeryüzünde nice nesillere uzatabilmişlere.
Sevgi ailesinin sitesinde gidenlerle gelenlerin haberlerini aynı anda görüyoruz...
Yine duacıyız...Bir Çınar'ın daha geldiğini duydukça..Rabbi m: yüzlerce yıl yeryüzüne adaleti yaymış, inancı ilmi irfanı ahlakı ile ışık olmuş, kahramanlıkla yoğrulmuş aziz milletimizi; veli makamına ulaşmış ilm ehlinden, deli makamına ulaşmış kahramanlardan mahrum bırakmasın.(amin)

MUSTAFA METİN TAMER
Alıntı
ömür10-02-2012 07:04#13
inna lillah ve inna ileyhi raciun...
Alıntı
ayşe10-02-2012 05:49#12
Allahu teala rahmet eylesin.
Mekanları cennet olsun...
Alıntı
H. EREN10-02-2012 05:35#11
Evet, neden ölüm var? Neden annelerimiz ölüyor? Neden ayrı kalıyoruz, neden her an sevdiğimiz birinin kayıp acısını duyacak gibiyiz... Anneciğimin ne zaman fotoğraflarına baksam, en neşeli anımda bile baksam gözlerimden akan yaşları tutamıyorum.
Ve bazen korku büyüyor büyüyor... Çok sevdiğim var, demek ki çok kaybedeceğim ya da bırakıp gideceklerim var diye bazen derin derin düşünsem de gerçek hayat burda değil deyip susturuyorum yükselen sesleri.
Hayırlı cumalar canım abim.
Rabbim tüm sevdiklerimizi, sizi, bizi iki dünyada da korusun kollasın inşallah.

Habibe Eren
Alıntı
Ertuğrul Gümüş09-02-2012 22:53#10
Başımız sağolsun,
İnna lillah ve inna ileyhi raciun...
Allahü teala rahmet eylesin.

ERTUĞRUL GÜMÜŞ
Alıntı
Zehra09-02-2012 20:58#9
Allah(c.c.) rahmet eylesin.
Yakınlarına, mesai arkadaşlarına, sevenlerine sabır diliyorum.


Zehra Öner
Alıntı
Okur09-02-2012 15:55#8
Çok üzgünüm...
Sabah sana belki ben olmam, belki de sen olmazsın derken haberim yoktu YILMAZ ÖZTUNA'yı kaybedişimizden .
Ve şimdi BAŞYAZARIMIZ yok :,(
Her giden kocaman bir boşluk bırakıyor ardında! Dünyamızdaki yerleri nasıl da büyükmüş... Ahmet Arvas gibi, Mehmet Oruç amca gibi ve giden diğer büyük ustalar gibi...
Her vefat haberinde sağlıklarında kıymetlerini bilemediğimizi düşünüp en çok da buna ağlarım... Ve yalnız kalışımıza...
Allahu teala mekanlarını cennet eylesin. Kalanlara hayırlı ömür, bizlere de onların kıymetini bilmeyi nasip etsin.

Türkiye Gazetesi ailemizin başı sağolsun...

OKUR
Alıntı
mehmet09-02-2012 14:27#7
TÜRKİYE GAZETESİ AİLESİNİN BAŞI SAĞOLSUN. ALLAHÜ TEALA MEKANINI CENNET ETSİN İNŞALLAH.

Mehmet
Alıntı
Sultan Gül09-02-2012 14:13#6
Allah gani gani rahmet eylesin.
Ailesine, sevenlerine sabırlar dilerim.

Sultan
Alıntı
Kürşat Karakebelioğl09-02-2012 13:56#5
Tarihimizi en doğru şekilde öğreten, anlatan, yazan öğretmendi. Tarihimizi, atalarımızı bize sevdiren,tarihi mizi bilen bir tarihçiydi. Türk dünyası için çok büyük bir kayıp.
Allah rahmet aylesin.

KÜRŞAT Karakebelioğlu
Alıntı
Adem Bölükbaş09-02-2012 13:23#4
İnna lillah ve inna ileyhi raciun.

Adem Bölükbaş
Alıntı
Muammer Erkul09-02-2012 13:05#3
Bugün,
Birdenbire aklıma "ölüm neden var" diye bir soru geldi ve hemen ardından da cevabı imdadıma yetişti: Çünkü ölümsüzlük var!..
Ölmeden ölümsüzlüğe kavuşmak mümkün değil.
Türkiye Gazetesi'nden başyazar olarak ömür bitirmek...
Ve MEVLİD isimli son yazısına: "Dünyanın herhangi bir ülkesinde ansızın karşılaşıp sizi EN ÇOK ÜZECEK OLAY nedir? diye bir şey düşünmemiştim." diye başlayabilmek kaç babayiğidin harcıdır?..
Mekanın Cennet olsun, koca usta...
Büyükler elinden tutsun..
M.E.
Alıntı
Halil Uygun09-02-2012 12:55#2
Allah-ü Teala rahmet eylesin, inşallah imanlı ölmüştür. Türkiye gazetesi son yıllarda çok değerli başyazarlarını vefatları nedeniyle kaybetti. Bunlardan ilki merhum seyyid Ahmet Arvas abimiz, ardında Yalçın Özer abi ve son olarak da Yılmaz Öztuna olmakta. Cenabı Hak günahlarımızı af eylesin, sevdikleriyle beraber olmaya her demde nasip eylesin.
Alıntı
Güllaç09-02-2012 12:53#1
Allahü teala rahmet eylesin. Hüzünlendim!
Ve dua ediyorum şimdi...
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile