Seyir Defteri - 26 Mayıs 2012 (Velimeşe Yağlı Güreşlerinde)


Velimeşe'deyiz...
26 Mayıs sabahı, kahvaltı bile yapmadan davul zurna sesleri işitmeye başlıyoruz.

Neler oluyor, derken sokağın köşesinde bir deveci görüyorum. Hatırlıyorum ki (yılda bir kere yapılan ve geleneksel hale gelen) Velimeşe Yağlı Güreşleri için hazırlıklar başlamış.
Ve o zaman fotoğraf makinesini alıp dışarı çıkıyoruz..



Develer, ince bir iple bağlı oldukları eşeğin ardı sıra yürüyorlar. Her adımlarında sırtlarındaki hörgücü örten kocaman havutları da sallanıyor ağır ağır, bir sağa bir sola. Boyunlarındaki çanlar ve bileklerindeki çıngırakların sesi de uyum sağlıyor adımlarına.

Cüssesi küçük olsa da develere önderlik yapan bu güzel gözlü eşek ve onu tutan deveci manzarayı tamamlıyor.
Bize de deklanşöre basıp fotoğrafı çekmek düşüyor. :)

Develer ağır adımlarla, yaylana yaylana dolaşıyor Velimeşe sokaklarında...
Bir özel gündür bu gün, insanlar haberiniz olsun, diye mesaj veriyorlar.





Belediye binasının önündeyiz...
Davul zurna kahramanlık havası çalıyor çünkü yiğitler bugün er meydanına çıkacak, çayırda güreşler atılacak...
Velimeşe Belediye Başkan Rasim Yüksel de giriyor kareye, cazgırı da aramıza hep birlikte fotoğraf çektiriyoruz.







Biz belediye binası önünde sohbet ederken, turunu tamamlamış olan develerin yaklaştığını görüyoruz.



Geliyorlar ve yolun karşısındaki gölgelikte duruyorlar.
Ben develeri seviyorum; Aydın'da İncirliova'da, Nazilli'de ne güreşler takip ettim.
(Bilen anlar kunuşmayı: -Adı ne bunun? -Adı yok. Deve... Nerden geldiniz? -Kabakça'dan... -Tülü mü bunlar? -Tülü... -Güreşiyorlar mı? -Kaçanlar. -Ha, kesmek için mi? -Yo, kullanıyoruz da... -Aydın'dakileri biliyorum. -Bunlar da oralardan zaten...)




Fakat develer gerçekten, her hayvana benzeyen mahluklar değildirler. İnsana çok yakın, gayet hisli, insanın çok konuda pek çok işine yarayan özel hayvanlardır...
Sahibiyle birbirine öyle tutkuyla bağlananlar var ki!..
Şimdi adamcağızın ismini hatırlayamadım ama devesinin ismi Uğur'du. Nazilli'de (Çorlu gibi çok büyük bir ilçedir), traktör garajı gibi yüksek tavanlı bir yerde duruyordu hayvan. Görüşmek için telefon etmiştik. Hani sorulur ya "Bir şey lazım mı gelirken getirelim" diye.
Bana bir şey lazım değil ama Uğur'a bir kilo helva getirin, demişti...
Bozdoğan'da (dağda bir küçük ilçedir) kara suratlı bir deve daha vardı, havutunu ellettirmezdi sahibine bile. "Elbisesi ya onun, dokundurtmaz" demişti sahibi. Ama iki gün sonra İncirliova'daki (Aydın'ın hemen yakınında bir yer) deve güreşleri öncesinde o hayvanın burnunu öperken öyle bir fotoğrafını çekmiştim ki, muhteşemdi...

Deve konusu açılırsa kapanmaz, kısa keseyim mi?..



Bu cins develere aslında Buhur, diyorlar... Belli ki Asya kökenli oldukları için, yani "Buhara" göndermeli...
Horasan harç filan denir ya hani veya Horasan evliyaları denir ya... Bunlar da (bir zamanlar ilmin ve medeniyetin merkezi olan) Buhara, Semerkant civarından gelen/göç edenlerle birlikte geldikleri için bu ismi almış olduklarını tahmin ediyorum.
(Bilgi olsun diye söylüyorum ki: Hazret-i Mevlana da küçük yaşlarındayken, böyle bir göç yaşamıştı... O bölgede bulunan Belh şehrinden yola çıkmışlardı. Babası çok mübarek bir zat olan Sultanül Ulema (yani Alimlerin Sultanı, denen) Behaeddin Veled hazretleriydi. Büyük bir kafile (yanlış hatırlamıyorsam 700 develik bir kervandı) hazırlanmış ve Cengiz isimli çapulcunun Moğol orduları bütün medeniyetleri ezip yok edeceğine çok yakın bir zaman kala göç etmişler ve yıllaar süren o zor yolculuk, vatanımızda son bulmuştu.)

Asya develeri çok iri ve çift hörgüçlüdür. Afrika develeri ise daha ince, tek hörgüçlü. Kendi iklimlerine uygundurlar. Bizimkiler biraz kırma/melez oluyor yani. Afrika/Arap develerinden farklılar ve bunlara Buhur diyorlar. Erkekleri Tülü ve güreşmeye meraklı. Üç yaşında filan olgunlaşıyor bunlar. Yüzlerce deve (aynen yağlı güreş pehlivanları gibi pehlivan develer geliyor güreş meydanına ve hatta genç develerden bazıları "sadece güreş izleyip taktik öğrensin diye" getirililip meydanın kenarından güreş izlettiriyorlar... 
.....

Bu kadar not yeter, değil mi? :)
Deve görmek Velimeşe'de nadir rastlanan bir durum olduğu için geçen arablar durup incelemeye koyuluyor, çocuklar çekinerek yaklaşmaya çalışıyordu.






Sonra develerle bu kadar ilgilenmek yeter deyip eşeğin yanına gidiyoruz. Onun görevi de ağır yani.
Üstelik o da en az develer kadar sevimli. Başını okşuyorum, elime de değneği alıyorum.

Keyifli iş bu yahu :) Twitter'da yazmıştım: Ben aç kalmam, yazarlık olmazsa kervancılık yaparım, diye...




Güreşlere coşku veren mehter takımı önde, başkan ve güreş ağası hemen arkalarında, ve ahali yavaş yavaş er meydanı'na doğru gidiyor. Yeşil beyaz renkli duvarın ardındaki meşe ağaçlarının altında ise nice pehlivanlar ve pehlivan yürekliler yatmakta, çünkü orası Velimeşe Mezarlığı...



Kupa... Camekan içinde altın kemer ve her boy için madalyalar...



Güreş ağası Kani Tezcan, meşhur Tezcanlar Süt Ürünleri'nin sahibi. Çok emek veriyor yağlı güreş konusuna. Bu seneki güreşlerde de yine aynı hassasiyeti gösteriyor ve sonraki senenin güreş ağalığını gene o alıyor.
Şimdi...  Şu poza bakın ki bir sır söyleyeceğim size:
İlkokul'da iki sene onunla birlikteydik ve yedi sekiz yaşlarımızda da çok benzer pozlarımız vardı siyah önlüklerimiz içinde... :)



Eyy maşallaahhh... Nazar değmesin bu yiğitlere inşallah...



Çayırın kenarı kalabalık... Minikler, deste boylar... Güreşlere ilk önce en küçükten başlanır ama yüreği belki de cüssesine göre en kocaman ve en heyecanlı olanlar onlardır...
Ben de gidip yanlarına oturuyorum.
Biliyorum ki bunlardan bazısı sevinçten bazısı hırs ve üzüntüden ağlayacak az sonra!

Şimdi hepsi de heyecan içinde ve eşleşip güreşe başlamak için cazgırın çağırmasını bekliyorlar.

Ve peşrev başlıyor; ellerini kıspetlerine vura vura, keklik gibi gibi seke seke, ceylan gibi zıplaya hoplaya ilerliyorlar...



..ve ardından kıran kırana bir mücadele başlıyor; çayır yağa bulanıyor pehlivanlar çayıra karışıyor...
Hatta, minik olanlar çimenlerin arasında kayboluyor da zor seçiliyor.

 




Emsalsiz bir rekorun sahibi... Artık bir efsane olmuş biri var... Kim o?
Yirmi yaşından beri, tam 49 yıldır cazgırlık yapan, Kırkpınar Baş Cazgırı Şükrü Kayabaş... Elinde mikrofon ve bir anons yapıyor:

"Arılar bal yapar verirler oğul,
her ana doğurmaz sen gibi oğul...
Elinde kalemi, ne talihli kul...
Plaketini almak için gel bakalım çayıra,
Ey Muammer Erkul..."



Koşuyorum ben de çayıra...
Velimeşe Belediye Başkanı Rasim Yüksel, bu güreşler için özel hazırlanmış plaketlerden birini de bana takdim ediyor...
Güreş seven herkes gibi elbette kendisi debiliyor; gazetemiz Türkiye'nin ve yazarlarının Türk yağlı güreşine olan ilgi ve sevgisini... Özellikle Halil Delice abimizin "Kara Ahmet", "Koca Yusuf" gibi büyük pehlivanların romanlarını yazdığını, "Kırkpınar" isimli muhteşem kitabında pehlivanlığın ne olduğunu ve 650 yıllık Kırkpınar'ı anlattığını...

Ve güreşlere olan ilgimiz yüzünden verdiği Teşekkür Plaketini ben de kendisine teşekkür ederek alıyorum...



Hatıra pozu ise kameraya böyle yansıyor :)





Sıra geliyor, camekan içinde getirilen o meşhur altın kemere...
Kime o kemer?
Kani Tezcan'a...

Bu yıl dördüncüsü yapılan Velimeşe Yağlı Güreşlerinin son 3 yılında güreş ağalığı ünvanını elinden bırakmayan... Ve önümüzdeki senenin ağalığını da alan Kani Tezcan`a altın kemer takılıyor.
Tezcan`a altın kemeri Velimeşe Belediye Başkanı Rasim Yüksel ve Edirne Tarihi Kırkpınar güreş ağası Seyfettin Selim takıyor.
Kırkpınar Ağası Seyfettin Selim ise konuşmasında “Kani Tezcan`a artık Kırkpınar Ağalığı yakışır” diye hedef gösteriyor...
Sonra da mehter eşliğinde meydanda şeref turu atıyorlar...




 

Diğer yandan çayırda, onüç boyda yapılan güreşler devam ediyor.

Güneş altında parıl parıl parlayan kıspetler, pazular kasılıyor, vücutlar yuvarlanıyor...
Kimisi rakibini açık düşürüp temennayı çakarken, kimi de ummadığı mağlubiyetlerin şaşkınlığıyla meydanı başı önde terkediyor...


Sıra "ağır toplar"a geliyor...
Hatıra fotoğrafları çektiriliyor...
Biraz sonra kuralar çekilecek ve güreşler başlayacak...
İşte aşağıda, başkanın yanında meşhur pehlivan Mehmet Yeşil Yeşil ki, iki kere Kırkpınar'da başpehlivan olmayı başarmış bir ünlü isim. 



Biraz sonra bu pazular kasılacak, bu gözler sıcak zeytinyağı ile yanacak, suratlar çimenlere bulanacak...

Şu pozun sıcaklığına bakar mısınız?
Benim (ayıp olmazsa söyleyeyim) favorim şu ortadaki Güngör Ekin...
Ahmet Taşçı'yı takip ediyordum. Bir gün erken olarak sanırım ikinci turdu, ikisi eşleşmişti. Biraz güreştiler ve Ahmet usta (çırağı olan) Güngör'ün kıspetine vurup elini havaya kaldırdı ve güreşi ona bıraktı...

.

O gün konuşmuştuk ve sormuştum
(hayatta olduğu halde tarih olan ve heykeli nice dev pehlivanlarla birlikte Kırkpınar yoluna dikilen)
koca pehlivana...
İlerisi içinbir soru sonmuştum. O da iyi güreşçiler olduğunu söylemiş...
"Güngör'de istikbal var" demişti...

O zamandan beri benim gözüm hep Güngör Ekin'i arar, kulağım onun ismini işitmeye çalışır çayırlarda...
Ve bir gün onu Kırkpınar birincisi olarak görmeye başlayacağımıza inanırım.
.....



NOT: 
Bu arada, tekrar Ahmet Taşçı'ya "geçmiş olsun" diyelim ve acil şifalar dileyelim buradan da.

Karamürsel'deki "Pehlivan Sofrası" isimli lokantasında buluşmuştuk...
Bazı projelerimiz vardı onları konuşmuştuk.
Ben döndüm, bir kaç gün sonra o istenmeyen olay olmuş ve sağ bacağından iki yerden kurşunlanmıştı...
Bu satırları yazarken kemiği kırılmış olan ayağı hala alçıda, olduğunu biliyorum.
Allah şifa versin Ahmet Taşçı ustamıza...)
.....

İşte yukarıdaki karede Mehmet Yeşil Yeşil... Aşağıda ise Güngör Ekin güreşiyor...

Güreş arasında Karamürsellilerle biraz laflıyoruz...



Mehmet Yeşil Yeşil ile biraz muhabbet.
İlginçtir, ama konu açılır açılmaz:
"Halil Delice bana; Görmedin mi Alişimi Tuna Boyunda, isimli kitabını imzalamıştı, ama henüz okuyamadım" dedi...
Ben de; ilk fırsatta oku gerçeten çok güzel bir roman, dedim...
.....
Böyle bir koca pehlivan bulunur da poz kaçırılır mı?
İşte aşağıda İsmail Demirel abim ve arkada oturan hacı Ahmet amcam...



 

Tersten görünen mavi yazıda: 
"Velimeşe'nin ilçe olma yolunda vatandaşlardan ve siyasilerden destek bekliyoruz. Biz ilçe olmaya aday değil hazırız!" Yazıyor...
Koskoca Velimeşe Cumhuriyeti (!) hala ilçe statüsü kazanmamış mı yahu, diyecek şimdi bazıları...
Sebebi sanırım şudur:
Çorlu çok yakında olduğu ve kendisini bağlı olduğu Tekirdağ'dan epey büyük olduğu halde hala kendisi de ilçe statüsünde olduğu için böyle olmuş...
Zaman içinde, kim ne hakediyorsa ona ulaşır elbette...



 

Ve final müsabakası...
Cazgır heyecanla anons yapıyor, mani okuyor...
Sadece o değil izleyenlerin hepsi heyecanla dolu. Kim kazanacak bu son güreşi?
2009 ve 2010 yıllarının Kırkpınar Başpehlivanı Mehmet Yeşil Yeşil, ikinci turda Gökhan Arıcı`ya mağlup olarak dereceye girememiş ve meydanda kala kala iki pehlivan kalmış...

Kim bunlar? Son güreşe kalanlar?
Birincisi; Gökhan Arıcı, diğeri ise Güngör Ekin...

.....

Biraz sonra öyle bir kapışma başlıyor ki, peh peh peh...
Böyle bir güreş anlatılmaz yaşanır...
Sonunda sevinen Güngör oluyor ve elbette (benin adamım olduğu için) ben...

Suratlarına bakar mısınız; yeni bitmiş bir güreşte, kıpkırmızı olmuş her ikisi de...
Güngör, rakibinin elini tutup kendisi havaya kaldırıyor...
Gökhan Arıcı da az sonra yapılacak televizyon röportajında; "Güngör'ü yakında Kırkpınar'daki kürsüde de görürsünüz", diyor...

Helal olsun size aslanlar... Allah nazardan saklasın...
Güreş bittikten sonra da kardeşliği elden bırakmayıp böyle el ele poz verebildiğiniz için...

Yağlı güreşlerde son güreş biter bitmez madalyalar takılır, ödüller verilir...
Kürsü getiriliyor üzerinde Velimeşe Belediyesi yazan kürsünün üzerine Güngör Ekin, sonra Gökhan Arıcı çıkıyor...
Üçüncülüğü ise Arif Akın ile Ahmet Yavuz paylaşıyorlar...




Sonunda Güngör'le birkaç poz da birlikte çektirebiliyoruz...
Yahu, çok yağlısın be adamım; üstüne yumurta kırsalar pişecek hani!..

Bu surata iyi bakın... Güngör Ekin'in en önemli özeliklerinden biri de işte bu.
Bu güleryüzlü pehlivanı inşallah Kırkpınar güreşlerinde de kürsüde görmeye alışacağız...
Şimdiden başarılar diliyoruz.

...
Velimeşe Yağlı Güreşlerinin de gün geçtikçe daha da yaygınlaşıp,
kök salacağına inanıyoruz...



NOT:

Konunun devamını gazetedeki köşe yazımızda devam ederiz artık...
M:)

 

 


HEADER

H.Seçkin09-06-2012 20:50#10
Plaket çok yakışmış güzel abimize :)

Hicran Seçkin
Alıntı
Hilale M.06-06-2012 08:27#9
Oradaki küçük pehlivanlar ne güzel bir geleneğe hizmet ediyorlar böyle.

Her yıl Elmalı yağlı güreşlerine giderim de hiç küçük bedenli büyük yürekli pehlivanların güreşine tanık olmadım.

Ne güzel hizmetler bunlar. Ne de güzel tanıtımlar.

HİLALE M.
Alıntı
Osman B.Karabacak03-06-2012 23:56#8
Velimeşe'yi biliyordum. Simdi daha iyi tanıyorum.
Cezayir'de yasayan biri olarak Velimeşe'nin develeri de pehlivanlari da insanları da birbirinden yiğit diyorum.

Muammer Erkul'a yerel kultur motiflerine verdiği değer icin tesekkurler...

Osman B.Karabacak
Cezayir
Alıntı
Kivanc Oguz02-06-2012 18:39#7
Bugun fotoroman satisi diye bir sey olsa, bu eserinle fotoromancilari n krali olurdunuz Muammer abi. Ama bir senarist ve yönetmen olarak şunu açıkça söyleyebilirim ki, artık fotografi birakip film yönetmenliğine geçme zamanin gelmiş. Çok akici ve ilgi cekici sekilde anlattigin Velimese Yagli Guresleri, cok merakli olmadigim bir konu olmasina ragmen, sayende kultur dağarciğimda yerini aldi. Verilen plaketi haketmişsin hakikaten. Ayrica bu spora destek veren kişi ve kurumlari da tebrik ve dua ile anıyor, işlerinde basarilar ve sihhat temeeni ediyorum.

KIVANÇ OĞUZ
Alıntı
haticekiz01-06-2012 10:19#6
Velimeşeyi, pehlivanları, başkandan halka herkesi gördüm de bir Davut Amcamı göremedim :((
Güzel çalışmalara gönül vermek lazım ki, neticeye varılsın... Bir telefon kadar yakındım halbuki o gün, çağırsaydın gelirdim...
Emeklerine sağlık herkesin, keyfli organizasyon olmuş belli...
HATİCE EKİZ - Akyazı (Kuzuluk)
Alıntı
Mustafa Metin Tamer01-06-2012 07:38#5
VELİMEŞE'ye SELAM OLSUN !!!
Trakyamız'ın güzel beldesine...
Manisa - Turgutlu'dan yazıyorum.
Velimeşe'yi hiç görmedim ancak Velimeşe'yi iyi tanıyorum biliyorum.
Hatta çevremdeki insanlara bol bol anlatıyorum.Yan i Manisa'da da Velimeşe'yi tanıyan insanların sayısı küçümsenmeyecek ölçüde çoğalıyor.Hatta internette binlerce kişiye ulaştırıyorum..
Çünkü,
Velimeşe'nin Muammer Erkul gibi bir seveni ve etkili bir tanıtımcısı var.
Bizim şansımız bize bu güzellikleri yansıtan anlatan Sevgili Abimiz var.

SELAM ve TEBRİK OLSUN VELİMEŞE'nin SICAK İNSANLARINA - YÖNETİCİLERİNE
ki;
Kültürümüzün güzelliklerine sahip çıkıyorlar.Böyl esi organisazyonlar ı gerçekleştiriyo rlar ve katılımlarını esirgemiyorlar.
Orada bir Velimeşe var uzakta, görmesekte henüz tanıyoruz muhabbetle anıyoruz;)

M.M.TAMER - TURGUTLU
Alıntı
Sitki Kazanci01-06-2012 02:47#4
Bu guzel konuyu, guzel resimlerle bizlere sundugu icin Muammer dostuma tesekkurler.
Fotoroman gibi olmus.
Sitki Kazanci - Washington DC
Alıntı
Ali Kaya31-05-2012 19:22#3
Öyle kot pantolon t-hsirt ile meydana çıkmak olmaz. Öyle Kıspeti Zembilin de duvar süsü olarak kullanmayacaksı n :)

Velimeşe şenliklerinde sizi de meydanlarda görmek istiyoruz sayın Erkul.

ALİ KAYA
Alıntı
Celal Temür31-05-2012 17:43#2
Maşallaaaaah maşallah... Ne güzel ve ne kıymetli bir geleneğimizdir yağlı güreşler ve buna gönül veren gönüldaşlar... Sizi de can-u gönülden tebrik ediyorum üstadım. Böyle güzellikleri bulup bizlerle paylaştığınız için. Rabbim her birinin gücünün kuvvetini ziyade etsin, onları ve hepimizi de iki cihanda aziz kılsın. Muhabbetle...
CELAL TEMÜR-İst.
Alıntı
Muammer Erkul31-05-2012 17:01#1
Resmi görünenlerin, ismi geçenlerin ve memleketinden bahsedilenlerin yorumlarını lütfen buraya alalım...
M;)
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile