Seyir Defteri - 11 Haziran 2012 (O muhteşem dokunuş!..)

11 Haziran Pazartesi. Hava sıcaktı ama öyle boğucu değil, özellikle ağaçların altında gayet rahat edebiliyor insan...
Saat öğleden sonra 5'i geçmiş, ikindi vakti... Bahçe duvarının arkasında bir gürültü, bir kıyamet ve ara sıra "yılan" diyen sesler duyuluyor. İnsanların bir kısmı "durun" bir kısmı da "vurun" diye bağırıyor...

Biliyor musunuz, ben yılanları severim en azından faydasına inanırım...
Bir bahçede veya yakınlarında bir yılan olması demek; orada fare, köstebek, danaburnu ve benzeri zararlıların olmaması, yuvalanamaması, barınamaması demek...

Ama bu hayvanların yüzü soğuk (aslında soğuk da değiller ama) öyle derler!

Az sonra duvardan yükselip baktım. Bitişik bahçenin ortasına doğru, yarısı çocuk yarısı büyük insanlar ortalarına almışlar yılanı, Kezban'ın kız ise kaşları çatık, bir yandan hala kafasına vurmaya çalışıyor...
Komşuya seslendim; 
"Verin onu da resmini çekeyim", dedim...
Kalın bir sopanın ucuna takıp getirdiler ve adam boyundan yüksek duvardan bizim bahçeye aşırttılar...
"İşin bitince atarsın", diye tembih ettiler...

Duvar ardından tembihler devam etti:
"Bak bu ölmemiştir dikkat, kaçar gider... Yılanlar yıldızları görmeden ölmez" filan...

Bizim bahçe, yan tarafa göre sakin. Fakat yılan da büyük suç işlemiş. Onun için bir olup binmişler tepesine...
Yumurtalarının üzerinde yatan kuluçka tavuğun yanına girmiş yılan...
Bir kaç yumurtayı da kırdığını söylüyorlar.
"Yılan kırmamıştır çünkü o yutar yumurtaları, yumurtaları kıranlar yılana vurmaya çalışanlardır" filan dedim ama kimse duymadı beni...

.
.


Her ne ise ve her nasılsa; yılan bizim bahçede. Biraz incelemek lazım...
Başına vurmuşlar, yazık! Bir de sırtının ortasına...
Canlı, diyorlar ya gerçekten de kıpır kıpır. Ama onların dediği gibi "canlı" değil de bedeni hareketli galiba. Yani bilinçli bir hareket yapmıyor sadece kasları hareket ediyor. 

O ilk dokunma anı, yaşamanızı isterdim....
Yavru yılanlara dokundum daha önceleri de. Bir kaçını bulup, uzaklara götürüp araziye saldım filan.
Ama bu boyda bir ergen yılanı ilk defa elime alıyordum...
Önce, ben de, bir soğukluk hissedeceğimi sanmıştım parmaklarımın arasında, sanki bir solucana dokunma hissi gibi gibi...
Yanılmışım!..
Sonra, ıslak ve kaygan bir his bekledim sanki...
Gene yanılmışım!
Gayet diri, kuru, sert... Kayma işini minik pulları ile yaptığı belli olan... İçinde binlerce ince tel olan kalın bir kablo tutar gibi ve içindeki her bir telin de ayrı ayrı hareket edebildiğini hisseder gibi...
En hüzünlü kısmı da bu hayvanın bir daha avlanamayacağını, toprağın içinde delikler açmış sebze kökü düşmanı olan haşeratın peşinden artık gidemeyeceğini biliyor olmak...
Son canlılık belirtilerini avucunda hissediyor olmak!

.
.
.
.

Cinsini bilmiyorum. Saldırgan olduğunu da sanmıyorum...
Aslında mayıs sonu çıkmaya başlar yılanlar. Birkaç yıl önce Gelibolu'da neredeyse yılanlar arasında uzun zaman geçirmiştim. Bu sene bu hayvan, gördüğüm ilk yılandı...

  .
Yılan konusundan sıkılan oldu mu bilmem.
İki not ile bitireyim sözü:
Birincisi kuyruğundan tutup salladığın zaman böyle salıyor kendini...
İkincisi de bu yılanla karşılaşmışsan ve gözden kaçırmışsan, işte bunun boyu kesinlikle "üç metre" oluyor! :)

Yemin etse başı ağrımaz, çünkü gerçekten de insan öyle görüyor...
Sebebi yılanın şekli ve  hareket biçimi...
Her yanı kıvrık bir şekil görüyorsun ve kaybolduğu ana kadar katettiği bütün o kısa mesafedeki hareketin bütününü zihninde tutuyorsun, öyle hatırlıyorsun...
Yani bir buçuk metrelik bir ergen yılan kesinlikle zihninde üç metre olarak yerleşiyor!

Bu da kendi kendimize oynadığımız bir zihin oyunu belki de...

Yılanlar hakkında hikayeleri veya bu görünen yılan cinsi hakkında bilgisi olan varsa aşağıya yazmasını bekleriz.

Hepinize yılansız ve yalansız günler diliyorum...
M:)))

 

 


HEADER

FATMA12-07-2012 22:21#7
Yılanda bile sıcaklık bulan güzel insan ;)

Fatma
Alıntı
Hicran Seçkin12-07-2012 14:54#6
Ben de severim yılanları:)
Yavru bir yılanı tutmuştum ama büyüğünü tutmaktan da çok çekinmem sanırım: elime geçirsem yani:)

Hicran Seçkin
Alıntı
Habibe13-06-2012 22:16#5
Abicğmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm....
Ayyyyyyyyyyyyyyyyyy, o yılana nasıl dokundunuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuz!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Seyir defterine bayılırım ben, korkudan okuyamadımm bileeeeee :((((((((((((((((((((((((((((((
ÇOK KORKUTUCU

HabibeEren
Alıntı
Mustafa Metin Tamer13-06-2012 18:37#4
Resimleri Sela Anneye de gösterdim :)
Sela Anneden de bol bol yılan hikayeleri dinledim.
Bak bu kadarını ben de bilmiyordum.
Sela Annenin çocukluğu yılanlar arasında geçmiş. Tütün tarlalarında.

İki tane daha bilgi öğrendim:
Dantel işlerken oya örerken elin terlemesin diye canlı bir yılanı ellemen gerekir, derlermiş.
Buna istinaden Sela Anne çocuklu yaşlarda canlı koca bir yılanı bulmuş.

Bir de yılan saldırmıyorsa sakın öldürmeyin der Sela Anne.

Bir de der Sela Anne; bu fotoğraflarla bana çocukluğumu hatırlatan Oğlumdan Allahü teala razı olsun.

Belki çocukluğu yılanlarla bu kadar haşir neşir olduğundan mı; korkmaz Allah'tan gayrısından Sela Anne :)

M.M.T :) Tugutlu
Alıntı
Ayşen13-06-2012 14:40#3
Muammer abi yazını okurken yılanı kurtardığını ve hayata döndürdüğünü yazarak bitireceğini sanmıştım üzüldüm.. :)
Ayşen
Alıntı
Muammer Erkul13-06-2012 13:16#2
Iyyy, kendimi görünce şimdi içim bi tuhaf oldu.
Ya, hoop, adamıım, bu basbaya koskoca bir yılan be yahu!..
M;)))
Alıntı
Hilale M.13-06-2012 08:54#1
Yılanları severim, izlemeyi de severim, dokunmayı da.
Aslında hayvanları severim. İnsanlar yılanı da sevdiğimi duyunca biraz huylanıyorlar gibi :)

Belli ki bol bol yılan görülesi bir yerdesiniz. Dua beklerim :)

HİLALE M.
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile