Seyir Defteri - 29 Temmuz 2012 ("SU GİBİ" isimli yazı kimindir?)


Bu sabah telefonumdaki ilk mesaj şuydu: "NAZLI ILICAK, SABAH GAZETESİNDEKİ KÖŞESİNDE, İSMİNİ VERMEDEN SENİN YAZINI YAYINLAMIŞ!.."
Önce şaşırdım, sonra öylece kaldım...
Çünkü hani şöyle bir durum: "Biri yapsa bile o yapmaz, hem neden yapsın?"

Baktım, evet, doğruydu.
Üzülsem mi, sevinsem mi bilemedim çünkü köşede "Bu yazı Mevlana'nındır" iddiası da vardı...
Ayrıca (Veysel Eroğlu'na teşekkürler) diyordu. Bu bir isim benzerliği miydi yoksa sayın Çevre Bakanımıza mı teşekkür ediliyordu ve eğer öyleyse benim yazım için neden ona teşekkür ediliyordu?

"SU GİBİ" 2000 senesinin ilk haftasında (4 Ocak 2012 Salı) yazdığım...
Türkiye Gazetesi'ndeki STOP köşemde en az üç defa yayınladığım...
 
www.muammererkul.com isimli web sitemde tekrar tekrar yayınlanmış...
2002 yılında Nesil Yayınları'nda çıkan
"Sen İstanbul olsaydın" isimli kitabımda da olan bir yazımdır...
Çok defa seslendirildi:
TRT İstanbul radyosunda Sırrı Er
(okuma örneği) ,
TGRT FM'de İrfan Atasoy
(okuma örneği) gibi profesyonel akadaşlar tarafından (ve diğer onlarca radyoda sayısız defalar) okundu... 
TRT İzmir (TRT Belgesel) televizyonundaki programımızda konusu geçti, yazı okundu...

Yazı, şu anda hala sayısız internet sitesinde (maalesef çoğu da başka isimlerle) yayındadır. Bazı kitaplara çeşitli isimlerle konduğu söyleniyor ama görmedim. Bir dergiye ise (uyduruk bir isimle) kapak olarak basılmıştı...
Bazıları ise "Sen kiiim, SU GİBİ yazısını yazmak kim" tavrı içinde, maalesef!..
Bazı internet yazarlarından açıkça "Sen almışsın ben de aldım ne olacak" diyenler bile gördüm! 
(Yeni kanunun çakmasını hasretle bekliyoruz!) 

Bu konuda bu güne kadar olan gelişmeler içinde en ilginç olanını ise bugün yaşadık.
Çocukken çizgi romanları için aldığım (Tercüman İNCİ) gazetesinin sahibi ve yöneticisi olan ve büyüdükçe (Tercüman'ın başyazarı iken) yazılarını hayranlıkla okuduğumuz NAZLI ILICAK hanımefendi, Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde "SU GİBİ" İSİMİ YAZIMI, BÜTÜN OLARAK VE İSİM ZİKRETMEDEN YAYINLADI...



Kasıt olmadığını elbette biliyorum.
Fakat şu anda kendilerinden istirhamımız şudur:
Lütfen, yine kendi köşelerinde (dipnotta bir satır değil de) yeni bir yazı ile, bizden ve yazılarımızdan bahsetmeleridir.
www.muammererkul.com
isimli sitemizde ve kitaplarımızda; "SU GİBİ" benzeri daha çok yazımız vardır.
Bu nahoş durum, umarım ki (yazılarımızla bile olsa) tanışmamıza... Ve hem de SU GİBİ yazımızın artık "YAZARINA KAVUŞMASINA" vesile olur...

Saygılar sunarım.
Muammer Erkul

NOT: Yukarıdaki satırları, Nazlı Ilıcak hanımın kendi facebook sayfasında 
http://www.facebook.com/#!/nazliilicak.sabah  yayınladığı (bana ait) yazımı, kendi sayfamda
http://www.facebook.com/#!/muammer.erkul.5  yayınlarken, üzerine not olarak yazmıştım...




Gazeteyi görenlerden yazıyı tanıyanlar ve sitemizi takip eden arkadaşlar Sabah Gazetesi'nin sitesine girmeye, haberi twitterda, facebookta ve kendi maillerinde paylaşmaya... Ve Türkiye Gazetesi'ni arayıp konu hakkında yazı işlerini zorlamaya başladılar...

Öğleden sonra, Türkiye Gazetesi'nin web sayfasında
"Nazlı Ilıcak'tan büyük gaf:
Mevlana değil Muammer Erkul"
haberi yayınlandı:



http://www.turkiyegazetesi.com.tr/

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/news/18705/mevlana_degil_muammer_erkul.aspx



Bu durum bir gaf mıydı?..
Sanmıyorum!
Onun için gazeteye telefon ettim ve bu "GAF" kelimesinin biraz ağır kaçtığını konuştuk...
"Nazlı Ilıcak bile ayıramadı" gibi bir başlık atacaklarını söylediler...

Peki bu durum bir hak ihlali miydi?
Yoksa, hatta bir övgü müydü bu yazım için?..
İşte bu benzeri duygularla, daha ilk mesajı şöyle göndermiştim (twitterdan) siteye...

"Sevinsem mi üzülsem mi: Nazlı Ilıcak Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde SU GİBİ yazımı (Muammer Erkul'a ait) Mevlana'nın diye yayınlamış...



Kızmak ise hiç aklıma bile gelmedi.
Çünkü Nazlı Ilıcak hanımefendi, kararlılığına, sabrına ve birikimine hayran olduğum...
Tercüman İNCİ'den yani benim ilkokul yıllarımdan beri bildiğim bir meslek büyüğümüzdü... 
Hatta o İnci ilavesinin benim için bir hatırası da vardır ki şöyle: Orada, "Yumurcak" isimli bir çizgi çocuk yayınlanırdı ve ona bakıp: "Bir gün bunun gibi çizgi kahramanım olacak" diye düşünürdüm...
Belli ki daha o zamandan, bizim Çekirge Çetin'imizin hayalini kuruyormuşum.
Ve bildiğiniz üzere Çetin'imiz hala gazetemizde (şu an Ramazan sayfasında) yayınlanmakta...




AYNI SORUYA CEVAP

TGRT FM kadrosundan İrfan Atasoy kardeşim, o güzel sesiyle Su Gibi isimli yazımı okuyup ve bizim sitemizin (Multimedya / Radyo Kayıtları) bölümünde yayına açtığımız zaman...
Yorumlara bir soru gelmişti.
İsmini sadece "Ahmet" olarak yazan bu okuyucumuz:
"Su gibi yazısı sizin mi yoksa Mevlana'nın sözlerinden derleme mi?" Diyordu...
Ona yazdığımız cevap ise şöyleydi:

 

CEVAP:
Muammer Erkul (24-03-2012 tarihinde, saat 14:05)

"Su gibi" isimli yazı evet, bizimdir.
2000 senesinin Ocak ayında (nasıl ve niçinini bir kaç yerde anlatmıştım) yazılmıştı.
"Sen İstanbul Olsaydın" isimli ve 2002 senesinde Nesil Yayınevi tarafından basılan kitabımızda da vardır.
Çok yerde yayınlanmış, hatta başka uyduruk isimlerle de yayınlanmıştır! Elbette bunların takibi zordur...
...
Siz ve ben ve bizler Hazret-i Mevlana'nın sözlerinin pek çoğunu anlayamıyoruz. Çünkü onlar çok derin manaları barındırıyorlar .
Onları anlayamadığımız için de, günümüzde yazılmış hem de üstelik bizim tarafımızdan kaleme alınmış yazıları bile o mübarek şahsiyetlerin yazdıkları ile karıştırabiliyoruz.
Bizim yazdıklarımız, bizim yazdıklarımız; o büyüklerin yazdıkları ise "o büyüklerin" yazdıklarıdır!..
Fark olarak bu bile yetmez mi?
...
Neticede, kâğıda yazılmış olan şekillere "harf" diyoruz.
Bir kâğıt; üzerine "ateş" yazsak yanmıyor, "su" yazınca ıslanmıyor!
Bunun gibi, bizim yazdıklarımız da Hazret-i Mevlana'nın yazdıkları da aynı kâğıt üzerinde bulunabiliyor...
Aynı kâğıt üzerinde yanyana durabilirler, evet; fakat aynı kâğıt üzerinde yanyana dursalar bile, yine aynı kâğıt üstünde yanyana duran "köle" ve "sultan" kelimelerinden daha çok başkadırlar birbirinden.
Köle de sultan da yanyana durabilir ama biri sultan iken öbürü sadece köledir!
...
Dolayısıyla, sözlerinizi övgü olarak kabul edip teşekkür ediyorum, lakin "Su gibi"nin yazarı olarak haddimi de biliyorum.

Bir kaç sene önce basılan "Aşk-ı Mevlana" isimli kitabımızın başında da benzer bir bölüm yazmıştık.
Elinize geçerse bakarsınız.

Saygılar selamlar.
M.E. :)
 




TWİTTER'DAKİ NOTLARIM:                        

Sosyal medyada yayılan paylaşımlarını buraya toplamak zor, çünkü çok fazla var...
Fakat, hem kendi düşündüklerimi anlatan, hem de durumu özetlemek için twitterda yazdığım satırları buraya eklemem lazım.
Orada şunları söyledim:

1- Yanlış anlaşılmasını istemem. Nazlı hanıma asla kızgınlığım yok suçlamıyorum da. Seyir Defteri'ne bakarsanız bu açıkça bellidir...

2- İstediğim şu ki; Su Gibi isimli bu yazımın aklına esenin altına kendi ismini yazdığı bir yazı olmaktan artık kurtulmasıdır!..

3- Nazlı Ilıcak'ın Su Gibi yazımızı "Mevlana'nın Su Felsefesi" başlığıyla Sabah Gazetesi'nde yayınlaması belki de bunu sağlayacak yazımıza.

4- Bugün İlesam başkanıyla görüştüm de Hepimiz yeni kanunun çıkmasını bekliyoruz, dedi. O zaman böyle sıkıntılar da olmayacak.

5- Nazlı hanım ne yapsın, Veysel Eroğlu göndermiş ve zaten antoloji . com 'da bile bu yazı en az üç dört ayrı isimle yayında!..

6- Şimdi bazı arkadaşlar "Boşuna mı uğraştık, tamamen susalım mi" derse derim ki. Aynen devam edin, paylaşın, hatta eğlenin. Çünkü...

7- Bir yazıyı kurtarmak belki bütün yazıları ve yazar arkadaşları mağduriyetten kurtarmanın kapısını açabilir!..

8- Bir yazı, yazarının çocuğudur. Çocuklarımız sahipsiz kalmasın! Çünkü her çocuk kendi ana babasının yanında güzeldir, mutludur. Değil mi?



.


 
...


İŞTE SİTEMİZDEKİ "SU GİBİ" YAZISI 

Bunca adı geçen yazımızı sitemizde de görmek istersiniz değil mi?
Orada mışıııl mışıl uyuyordu...
Hadi bir tıklayıp uyandırın, olmaz mı?..
;)
http://www.muammererkul.com/stop-ki-mainmenu-2/2000-mainmenu-34/204-su-gibi-04-ocak-2000-sal.html




YORUM:                           

Kızmadım evet, fakat ilginç olan başkalarının bana kızdığını hissediyorum!..
"Bu yazıyı neden yazdın da başımızı derde soktun" gibisinden!

Bu başa gelen iş, hiç yapılmamış veya yapılmayacak bir hata değildir. Önemli olan böyle bir şay başa geldikten sonra ne yapıldığıdır.
Öyle değil mi?

Sanal ortamda, sosyal medyada, Türkçe anlayan bütün ülkelerdeki sayamadığımız kadar çok haber sitelerinde yayınlandı aynı haber. Googlea iki ismi yanyana yazıp bakın geriye doğru, acaba kaç sayfa gidiyor!..

Bunlar da önemli değil...
O kadar tepkiye rağmen, ne bana ne gazeteme henüz ne bir telefon, ne bir mail, ne bir mesaj, ne bir tweet...
Önceleri "bana Veysel Eroğlu gönderdi" deyip durmuşlardı.
Sonra da twitter hesabında sadece "pazar günü düzelteceğim" ve "yazı başkasınınmış" demiş!

Buna nasıl kızabilirim ki ben?
Derin bir şaşkınlık içindeyim sadece...

Ne yapmam lazım?
Kapılarını çalıp: "Efendim, Hazret-i Mevlana'nın kaleminden dökülmüş sandığınız o yazıyı ben yazmıştım da, çok afedersiniz efendim bir daha yapmam" mi demeliydim...

Hatta şunu (twitter, facebook ve sitemizde) dedim:
Böyle bir durumdan kolayca sıyrılmanın yolu; yeni bir yazımızı yayınlayın, internette isimli isimsiz yazımız çoktur hatta biz de seçebiliriz... "Muammer Erkul'un bir yazısını yayınladım bu gün, aferin çocuğa iyi yazmış. Hatta geçen hafta da Su Gibi isimli yazısını Mevlana yazısı sanıp yayınlamıştım" dersin iş kapanır...

Daha ne diyeyim?..
Saygılar gönderiyorum yine...

Ve sizlerin de sabrınıza hayranlık duyuyorum.
M:)
  





OKUYUCULARIN FACEBOOK'TA HAZIRLADIĞI MUAMMER ERKUL PROFİLİNDE
YAPILAN HABER VE KULLANILAN FOTOĞRAF:                   
.
Twitterda  @merkul  profilinden kopyalanmış twitler:
 

(Muammer Erkul'un twitter hesabından aldık)

-Dün, "Hurma Mesafesi" ismindeki yazımın linkini vermiştim (o da çok kereler yayınlanmış ve radyo kaydı olarak alınmıştır).
-Nazlı Ilıcak'ın, (geçen haftanın özrü olarak, birlikte) yeni bir Muammer Erkul yazısı yayınlaması teklifimde samimi ve ciddiydim.
-Bizler, hem birbirimizi anlamaya ve hem de birbirimizle kolkola yürümeye hazır olursak, hayat çok daha kolay olurdu.
-Yazımın Sabah Gz'de Nazlı hanımın köşesinde yayınlanması v...
e ismimin hiç geçmemesi ilk defa olmuş ve son defa olacak bir hata değildir...
-Ben de yapmışımdır ve uzun süre yazan çoğu yazarın da başına gelmiştir...
-Aslında Nazlı Ilıcak'ın, böyle (ve hem de benimle bağlantılı) bir iş yüzünden başının bu kadar derde girmesine üzüldüm... Samimiyim.
-Fakat asıl üzüldüğümüz, hataya sahip çıkılması, insanların terslenmesi ve uyaran kişilere gösterilen aksi tavır!
-Çoğu arkadaşımızın (okuyucumuzun) gözünden; anneanneleri yaşındaki bir kültür insanının, bir günde buzdan bir heykel gibi erimesi hoş değil!
-İnsanlar; neler olduğundan, neler yaşadıklarından çok NE HİSSETTİKLERİNİ hatırlayacak...
-Yani insanlar seninleyken ne hissediyorlarsa, osun! Şu an aklıma "İnsanların karşısına şans gibi çık" diyen yazım geldi...
-O da çok eskidir ve eminim değişik isimlerle yayındadır! Maalesef...
-İşte bunun için, tekrar başa döneyim: Bu noktada bir hata varmış! Var imiş!.. Ki, böyle bir anda hiç tanımadığım çevreler bile piranhalaştı!
-Halbuki, ah o tatlı dil, nerdesin? "Tamam yavrum, yazıyı çok beğendik Mevlana'nın sandık, en kısa zamanda düzeltiriz" dense iş kapanmıştı!
-SU GİBİ ve benzeri yazılarımın, 1994 senesinden beri binlercesi yayınlandı. Okunsun diye yazdık bunları! Orada da yayınlanması mutluluktur.
-Beni inciten şu: BU GÜZEL YAZI, SENİNSE GÜZEL DEĞİL!.." acaipliği!.. Gülmeli miyiz, ağlamalı mı?..
-Sizden ricam, şu yirmi kadar tweetimi yeni baştan, bütün olarak tekrar okumanız. Nazlı hanım bu dönemde kırıldıysa sebebi benden değildir...
-Saygım kendilerine devam edecek ama Su Gibi ve bütün yazılarım evlatlarımdır. İsteyenler köşesine yazımı koyabilir ama yazarının ismiyle!


.....
Muammer Erkul'un sitesindeki Seyir Defteri bölümünde "Su Gibi isimli yazı kimindir" yazısının linki:
http://www.muammererkul.com/seyir-defteri-mainmenu-25/4393-seyir-defteri-29-temmuz-2012-qsu-gbq-isimli-yaz-kimindir.html

 

İLESAM BAŞKANI M.NURİ PARMAKSIZIN TELEFONU        

O gün (1 Ağustos 2012) ikindi vakti sonrasi, İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) başkanı M. Nuri Parmaksız bey aradı beni.
-Senin durumunu takip ediyoruz, dedi. Az önce Nazlı Ilıcak ile görüştüm. Uzun ve gayet olumlu bir konuşma geçti aramızda. Muammer Erkul'un kendine has ve çok hoş bir tarzı vardır, dedim. O da "istifade ederim" diyerek kitaplarından istedi.
Ben ayrıca "Ramazan günü gayet hoş olur, Hurma Mesafesi, isimli yazısını yayınlayın, dedim...
O da "Bu tip yazıları hafta içi yayınlamıyorum, Pazar günü düzelteceğim" dedi.
Sen arar asistanıyla konuşursun, çünkü kitapların diğer postalarla karışmamasını istedi, dedi...
.....
Mesai bitmişti. O gün cevap vermedi telefonları, sonraki gün konuştum Arzu hanımla. 
Adresi aldım ve sonra Nesil Yayınevi ile irtibata geçip Sabah Gazetesi'ne hem Nazlı hanıma hem de Arzu hanıma birer takım kitap gönderilmesini sağladım...




DÖRDÜNCÜKUVVET MEDYA'DA ÇIKAN ÜNAL BOLAT YAZISI:       

1 Ağustos 2012 günü, Dördüncü Kuvvet Medya'daki köşesinde Ünal Bolat imzasıyla şu yazı yayınlandı:
......

 SU GİBİ Mİ; MEVLANA GİBİ Mİ?

Çarşamba, 01 Ağustos 2012 18:18

   ÜNAL BOLAT 

 

Ona bundan sonra Muammer değil de Mevlana Erkul dersem şaşırmayın.
Çünkü Muammer Erkul’un yazıları Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerinin sözlerinden ayırt edilemiyor.

Hadi canım sen de mi diyorsunuz?
Açın bakın Sabah Gazetesi’nde  29 Temmuz 2012 Pazar günü yayınlanan yazıyı...
Sabah yazarı Nazlı Ilıcak, köşesinde yayınlamış yazıyı…
Muammer Erkul’dan alıntı yaparak mı?
Hayır…
Çünkü yazısının sonunda Ilıcak, Veysel Eroğlu’na teşekkür ediyor.
Niye? Çünkü Veysel Bey dolayısıyla haberdar olmuş yazıdan.
Kim bilir Veysel Bey de, bu mükemmel yazıyla nasıl alakalı? Orasını da bilmiyoruz.
Bildiğimiz bir şey varsa, Sabah Gazetesi’nde Nazlı Ilıcak’ın yayınladığı o güzel yazının, on sene öncesinde Türkiye gazetesinde Sevgili Muammer Erkul’un yazmış olmasıdır.

Muammer Erkul’un kaleme aldığı bu yazı, okuyucuları tarafından o kadar beğenilmiştir ki, herkes birbirine göndere göndere internet ortamında artık anonimleşmiştir…
Yani zaman içinde yazı halka mal olmuş… Ve efsaneleşmiş… Tıpkı Yunus’un şiirleri, Mevlana’nın esrarlı sözleri gibi…

Türkiye’deki yazarlarımız kendilerini tevazuun en ücra köşelerinde kendilerinden bile saklayacak derecede gizleseler de, kalemlerinden süzülen damlalar, kamuoyunda kestane şekeri gibi birbirine ikram edilmeye devam ediyor…
Bir yazı ki, okuyan onu Mevlana’nın sözünden ayırt edemiyor…
Bir yazı ki, ülkesindeki entelektüeller bile bu yazının anlam güzelliğindeki zirveyi Mevlana’nın yazısıyla eş tutarken zerre tereddüt etmeyecek kadar yazıdan keyif ve ilham alıyor…

O zaman şu gerçeği haykırmak gerekiyor…
Sanatımız adına, kültürümüz adına, edebiyatımız adına ülkemiz adına…
Ey oturduğu yerde ahkâm kesen sanatseverler…
Ey sanat yorumcusu kartviziti taşıyanlar,
Ey akademisyenler…
Ve ey edebiyat kürsülerinde geçmişin tozlu raflarında gelecekten habersiz dolaşanlar…
Şöyle bir soluklanın da dinleyin bre!
Hani söyler durursunuz hep…
“Nerde Yunuslar Mevlanalar?” diye…
“Hani nerde? Bir daha onun gibiler gelir mi?” diye eyvah eder gam çekersiniz…
Ya da öyle görünürsünüz…


Bre alın işte size günümüzün Mevlana’sı…
Mevlana’nın ahlakıyla ahlaklı… Onun sevgisi gibi gönlü sevgi dolu… Su gibi tertemiz bir aşk adamı… Bir gönül adamı, bir sufi…
Bakın işte Muammer Erkul..
Alın işte… Okuyun… Okuyun da anlayın geçmişten günümüze, zerre değişmemiş aşkın büyüsünü… Okuyun ve fark etmeye çalışın Leyla’mdan Mevla’ma ulaşan tül tül perdeleri…
Okuyun ve soluyun bir sevda büyüsünün zemheride bile kalpleri sımsıcak yapan ıtırını…

Sonra da dışı pamuk gibi ama içi nasırlanmış elinizi, dışı mütebessim ama içi taşlaşmış vicdanınıza koyun… Deyin ki:
Sahi Mevlana da zamanında böyle anlaşılmamıştı değil mi?
Biz de anlayamıyoruz…

Oysa şiirinde “Kızım, sen de Fâtihler doğuracak yaştasın!” diyen Arif Nihat Asya da bilse ki günümüzde gerçekten Fatihler doğuracak kızımız da var, Mevlana’nın alemi kaplayan sırrını içinde hazmetmiş Mevlanalarımız da var…
Neyimiz yok peki?
Bu altın kalplerin, altın kalemlerin değerini anlayacak kuyumcularımız yok…

Çünkü sanat ve edebiyatımız, mimarimiz, kültürümüz dünden bugüne geçemeyecek şekilde düne hapseden kafaların elinde halen…
Seni bu güzel yazılarından dolayı bir kere daha kutluyorum… Senin gibi bir gönül ehlini tanıdığım için de kendimi bahtiyar hissediyorum sevgili arkadaşım…
Sen bu gazetede yazılarına devam et…
Çünkü bu güzel yazılar zaten ancak bu güzel gazetede yayınlanabilir…

Ne demişler:
“Altının kıymetini sarraf bilir… “
Sen yazmana devam et!
Sen yaz… Su gibi… Yazıların Türkiye’den tüm Türkiye’ye ulaşsın…
Gam çekme… Seni fark etmeseler de o yazıların yıllar sonra Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerinin asırlardan beri süzülüp gelen yazılarıyla buluşur ummana ulaşan ırmakların birbirine karıştığı gibi…
Su gibi… Su…
.

http://www.dorduncukuvvetmedya.com/4641-su-gibi-mi-mevlana-gibi-mi.html
.





MURAT BAŞARAN'IN KÖŞE YAZISI:                       

2 Ağustos Perşembe günü Murat Başaran'ın, Türkiye Gazetesindeki köşesinde yayınlanan yazısı:

.

Dünya Hali
Murat Başaran
02 Ağustos 2012 Perşembe

Felsefenin Cazibesi!


Hanımefendinin, Sevgili Muammer Erkul’un “Su Gibi” yazısını “Mevlana’nın Su Felsefesi” diye yayınlaması zaten ironik.
Ama altına “Veysel Eroğlu’na teşekkür” notu koyması daha da ironik.
Demek ki Sayın Bakan da, Sayın yazar hanımefendi gibi okudukları ve çok beğendikleri bir yazının internet bataklığından gelmesini fazla umursamıyorlar ve altındaki imzaya hemen itibar ediyorlar.
Tamam, Muammer’in yazısı Mevlana Hazretlerine yakıştırılacak kadar güzel ve hiçbir imanlı yazar Mevlana Hazretlerine benzetilmekten bizar olmaz.
Ama neticede gazetedeki köşende yayınlayacaksın “Acaba” demeden. Adını da “Su Felsefesi” koyacaksın. İslamiyetle felsefeyi yanyana getirmeye çalışanlar, dinin düşünerek müdahale edilebilir bir alan olmasını isteyenler... Neyse...
Bu yazı Mevlana Hazretlerine ait değil mesajları üzerine de “Nerden bileyim, Veysel Bey yollamış, biz de yayınladık” yollu savunma yapacaksın; “Aaa ne güzel, demek Mevlana Hazretlerine yakıştırılacak kadar güzel yazan biri var!” diye sevinip şaşırmak yerine.
Anlaşılıyor ki, Hazreti Mevlana’ya da, gerçek yazara da, yazdığınız gazeteye de ve okuyucularınıza da saygınız yok.
Hatta asistanınıza da...
Madem köşenizi emanet edecek kadar güveniyorsunuz, bari arkasında durun!
Felsefe yapmayın.
***
Aslında önüne sonuna hiçbir değerlendirme ve yorum yapılmadan kullanılan iktibaslar biraz yaz rehavetinin, biraz Ramazan istirahatinin eseridir. Başka zamanlarda ise yazar yorgunluğunun. İş kazası her zaman olabilir. Önemli bu kazayı yok saymama saygısıdır.
***
Şimdi en azından bilhassa Mevlana Hazretlerine atfedilen her yazıyı enine boyuna incelersiniz. Çünkü her yazı “Su Gibi” ve her yazar Muammer gibi “Gel ne olursan ol...” diye çağırmaz adamı.



http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=544139

.

 
 

HASAN ÖZSAN'IN SİTEMİZİN ZİYARETÇİ DEFTERİ'NDEKİ YAZISI :     

 

Sayın Erkul,
"Su gibi" yazınızla ilgili gördüğünüz onca takdirin yanında benimkinin anlamı kalmış mıdır bilmiyorum...
Bu olayın tek hayırlı yani benim gibi bu yazınızı bugüne kadar okumamış olanlara bir şans tanımış olmasıdır.

Nazlı Hanım'ın yazılarını hep hayranlıkla okuduğunuzu belirtmişsiniz.
Merak ettim, hangi dönemin Nazlı Ilıcak'ı en çok beğenerek okudunuz?...
Bana göre basın-yayınımızın eskimeyen gazetecilerinin ortak yanının "dönem gazeteciliği" yapmış olmalarıdır.
Nazlı Ilıcak'ın Demirel, Ecevit, Özal, Çiller, Erdoğan dönemlerindeki yazılarını bir hatırlayın. 12 Mart, 12 Eylül gibi olağanüstü dönemlerindeki yazılarını da... Darbecilere övgü döneminden, sövgü dönemine geçişini nasıl değerlendirirsiniz bilemem.
Nazlı Hanımla tanışmışlığımız yok. Dilde özleşmenin gündemde olduğu günlerde bir yazısında "Yaşam, kuram" denilince sayın Mehmet Kaplan'ın aklına tuhaf şeyler çağrıştırdığını yazmış ve öztürkçeçilerle dalgasını geçmişti. Ben de ona bundan sonra kendisiyle "selam, kelam, kaymakam vs vs" kelimelerini kullanıp kullanmayacağını soran bir mektup yazmıştım. Lakin yanıt gelmemişti.
Amacım Nazlı Hanım'ın dedikodusunu yapmak değil.
Ancak onunla ilgili yaşadığınız hayalkırıklığının boşyere olduğunu anlatmak derdim.
Uzaktan tanıdığımız kimi insanları gözümüzde büyütürüz. Aslında ters bir persvektif halidir bu. (Oysa uzaktaki cisimler küçük görünür, bizse hayran olduğumuz insanları uzaktan büyük görürüz) Ama onlara yaklaştıkça küçüldüklerini, dokunduğumuzda aslında sandığımız gibi büyük olmadıklarını anlarız...
İşte sizin bu vesileyle yaşadığınız bu hâldir. Bu gerçeği kabullenemiyorsunuz.
Siz safdil duygularla "gaf" nitelemesinin ağır kaçtığını söylemişsiniz. Ne ağırı? Bana göre hafif bile kalmış. Bu resmen bir gafı da aşan bir olaydır. Sizin o güzel "su gibi" yazınızın Mevlana ile uzaktan yakından ilgisinin olamayacağını ortalama bir Mevlana okuru zaten anlardı... Hadi Veysel Eroğlu anlamamış, Nazlı Hanım da mı anlamamış?
Marks hayranı pekçok solcunun "Das Kapital!iokumadığı gibi, muhafazakar kesimin Mevlana hayranlarının da aynı şekilde pek çoğunun Mesnevi'nin kapağını açmadıklarına inanırım. Bu bizim insanımızın temel riyakarlığıdır.
Sizin "su gibi" yazınızı iyiniyetle olsa bile Mevlana'nın zannedilmesi karşısında ne diyeceğimi bilemedim doğrusu. özürü kabahatinden büyük bir hâldir bu.

Son olarak bu vesile ile şunu da belirtmek isterim. sanal alemde binlerce uydurma Can Yücel, Mevlana, Muhammed İkbal vb sözleri dolaşır oldu...
Can Yücel'in kızı bunlarla uğraşmaktan(Adı Su'dur)yıldı artık.
Bilgi kirliliğine batmış vaziyetteyiz. Kim ayıklar, nasıl ayıklar bilemiyorum. Yoksa su akar yolunu bulur mu bilmem.

Her neyse, bundan sonra Nazlı hanım'ın yazılarını okurken yine aynı hayranlıkta olabilecekmisiniz merak ederim...
Sağlıcakla ve dostlukla kalın, her daim "su gibi" aziz olun..

Hasan ÖZSAN

Admin Comment: Muammer Erkul'un yorumu:
Sayın Özsan, sevgili dostum...
Yaptığınız yorum ve gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyorum. Gerçekten yararlandığımı bilmenizi isterim.
Saygılar.
M:) 


 

ÜNAL BOLAT'IN, H. ÖZSAN BEYİN YORUMUNUN ALTINA YAZDIĞI CEVAP:     

Sevgili Hasan Özsan'ın yorumunu ve ardından da Sevgili Muammer'in yorum karşısındaki mütevazı satırlarını okuyunca şunu düşündüm...
İnsanlar galiba ikiye ayrılıyorlar.
Biri Mevlana gibi olanlar, diğeri kendi gibi olanlar...
Muammer Mevlana gibi kendi yazısını alıntı yapsa bile Nazlı Ilıcak'ın bir "değer" olduğuna vurgu yapacak kadar konuya geniş açıdan bakabiliyor iken Sevgili Özsan bir Ilıcak'ın konjonktürel zamana ve zemine göre kronolojik bir seyrine vurgu yapıyor. Sevgili Özsoy Can Yücel'in kızından artı bir değer olarak söz ederken, Mevlana gibi düşünen Muammer "o sözünü ettiğiniz kız İncirköy'den benim çocukluk arkadaşım" demeyi bile Sevgili Özsoy'a saygısızlık kabul ediyor...
Hasan Beyi yazılarından tanır ve gerçekten samimi olduğuna inanırım. Bu yorumunda da haklı aslında... Ama neye göre?
Bir yazı ve yazar kategorisine göre...
Oysa burada yazıdan ve yazardan ve yazılanlardan daha ötede bir duygu var... Muammer'in Mevlana gibi herkesi kucaklayabilen bir hoşgörü duygusu... O bir deniz gibi... Denizi kirletemezsiniz... Denizi taşıramazsınız... Denizi öfkelendiremezsiniz... Ama denizi seyrederseniz dinlenirsiniz...
Dolayısıyla ben Özsoy'a böylesi bir konuya yorum yapacak kadar ilgilendiği için teşekkür ediyorum.
Ama Muammer'in gerçekten bir başka olduğuna vurgu yapmak istiyorum... Yazılarının Mevlana'nın yazılarına benzeyip benzememesi konusunda ise diyorum ki; eğer biri Farsça biri Türkçe yazdığı için benzemiyor ise doğrudur. Ama inanın ikisi de aşktan bahseder... Sevgiden bahseder...
Selamlar...
Admin Comment: Muammer Erkul'un yorumu:
Mahcup ettiniz beni, kelimelerim sustu... Yorum için teşekkür ederim Ünal abicim...
M:)
 


BAKAN VEYSEL EROĞLU VE NAZLI ILICAK TWEETLERİ 



...
 


 
.............................gelişmeleri yine buradan takip edebilirsiniz...   
 
 


Devamı ve Nazlı Ilıcak'ın yayınladığı ikinci yazımız bir sonraki Seyir Defteri'mizde:
TIKLAYIN:  http://www.muammererkul.com/seyir-defteri-mainmenu-25/4420-seyir-defteri-05-austos-2012-nazl-ilcakn-koeesinde-hurma-mesafes-yazmz.html 
 

 

 

 

 


HEADER

Hicran Seçkin28-12-2012 16:53#19
Yaşanmış ve tatlıya bağlanmış bu sayfadaki bir yazı için yorum yazmak istedim. Sevgili ve kıymetli Ünal Bolat'ın ağabeyimizin Muammer Erkul'u anlatan güzeller güzeli yazısını Türkiye Gazetesi yöneticilerine, şahsım adına, hediye ediyorum...
Böylesine güzel şekilde dile getiremesek de, bu yazı duygularımıza tercüman olan bir yazıdır. Ve bilhassa şu cümleleri tekraren yazmak istiyorum:
"Çünkü bu güzel yazılar zaten ancak bu güzel gazetede yayınlanabilir...
...
Yazıların Türkiye'den tüm Türkiye'ye ulaşsın..."
Böyle kıymetli bir kalemi Türkiye Gazetemizde sadece bir gün degil her gün görmek istiyoruz...
Hicran Seçkin
Alıntı
tK04-08-2012 22:34#18
Şimdilik sadece yarını bekliyoruz, " Pazar günü düzelteceğim" sözü üzerine yarını bekliyoruz ki... Yapılan hatanın düzeltilmesi için geç bir süre olsa da yarını, Pazarı bekliyoruz. Ayrıcaaa onca iletişim aracı varken bu suskunlu?k... Yazısı çalınan Erkul "kızmadım" derken, hatayı yapan neden olayı öğrendiği ANDA bir iki cümleyle olayı tatlıya bağlamadı...? Bu işler sütun sütun yazı yazmakla olmaz hanımlar, beyler! Ne demişler ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
Alıntı
Metin AYDINOĞLU04-08-2012 13:21#17
SU KİRLENİRSE SADECE FORM DEĞİŞTİRİR AMA YİNE DE O SUDUR. SU GİBİ BERRAK OLMAYA DAVET ET, SU GİBİ ÖMRÜNÜZ OLSUN SEVGİLİ AĞABEYİM -

METİN AYDINOĞLU
Alıntı
Suna04-08-2012 05:56#16
Hurma mesafesi'ni okudum. Nefiss :)
Yayınlanırsa çok seviniriz.

Yazının linki burada:
http://www.muammererkul.com/stop-ki-mainmenu-2/2009-mainmenu-48/2210-hurma-mesafesi-01-kasm-2009-pazar.html#comments

Suna
Alıntı
ŞAHİKA ATEŞ03-08-2012 20:51#15
Güzel oldu, güzel :)
"Hurma mesafesi" mübârek Ramazan ayında iyi gider.
Yayınlasın da sevinelim :)

ŞAHİKA ATEŞ
Alıntı
Muammer Erkul01-08-2012 12:24#14
Kızmadım evet, fakat ilginç olan başkalarının bana kızdığını hissediyorum!..
"Bu yazıyı neden yazdın da başımızı derde soktun" gibisinden!

Bu başa gelen iş, hiç yapılmamış veya yapılmayacak bir hata değildir. Önemli olan böyle bir şay başa geldikten sonra ne yapıldığıdır.
Öyle değil mi?

Sanal ortamda, sosyal medyada, Türkçe anlayan bütün ülkelerdeki sayamadığımız kadar çok haber sitelerinde yayınlandı aynı haber. Googlea iki ismi yanyana yazıp bakın geriye doğru, acaba kaç sayfa gidiyor!..

Bunlar da önemli değil...
O kadar tepkiye rağmen, ne bana ne gazeteme henüz ne bir telefon, ne bir mail, ne bir mesaj, ne bir tweet...
Önceleri "bana Veysel Eroğlu gönderdi" deyip durmuşlardı.
Sonra da twitter hesabında sadece "pazar günü düzelteceğim" ve "yazı başkasınınmış" demiş!

Buna nasıl kızabilirim ki ben?
Derin bir şaşkınlık içindeyim sadece...

Ne yapmam lazım?
Kapılarını çalıp: "Efendim, Hazret-i Mevlana'nın kaleminden dökülmüş sandığınız o yazıyı ben yazmıştım da, çok afedersiniz efendim bir daha yapmam" mi demeliydim...

Hatta şunu (twitter, facebook ve sitemizde) dedim:
Böyle bir durumdan kolayca sıyrılmanın yolu; yeni bir yazımızı yayınlayın, internette isimli isimsiz yazımız çoktur hatta biz de seçebiliriz... "Muammer Erkul'un bir yazısını yayınladım bu gün, aferin çocuğa iyi yazmış. Hatta geçen hafta da Su Gibi isimli yazısını Mevlana yazısı sanıp yayınlamıştım" dersin iş kapanır...

Daha ne diyeyim?..
Saygılar gönderiyorum yine...

Ve sizlerin de sabrınıza hayranlık duyuyorum.
M:)
Alıntı
Ender01-08-2012 11:54#13
Sayın Muammer Erkul;

23 Ocak 2010 tarihinde size atmış olduğum mailde, internette yaptığım araştırmalarda bu yazının yazarı hakkında Mevlana'dan adı duyulmamış kişilere kadar çok faklı bilgilere ulaşdığımı ve kafamın karıştığını belirtmiş sizden bilgi rica etmiştim. Aynı gün içerisinde yazının size ait olduğunu belirttiğiniz mailinizi büyük bir memnuniyetle almıştım. Keşke Nazlı Hanım da binlerce kişiye ulaşacak yazısını hazırlamadan önce benim yaptığım kadar küçücük ve amatörce bir araştırma yapsaydı. Hem kendi zor durumda kalmazdı hem de sizi zor durumda bırakmamış olurdu.

Ancak şunu da açıkça ifade etmek istiyorum ki, yazmış olduğunuz yazının Mevlana'ya ait olduğu yönünde bir söylenti çıkması, size doğru yolda olduğunuzu, güzel yazılarına devam etmeniz gerektiğini söyleyen bir işaret de olabilir.

Saygılarımla

Ender
Alıntı
Savaşçı01-08-2012 00:51#12
Çooookkk uzun yıllar okuduğum bir değer, duruşuyla, merhamet ve insanî yönüyle takdir ettiğim bir yazardır benim için Muammer Erkul. Yazarımız için ne yazsam, hangi övgü ve değeri bildirsem az gelir. Sözler yeteli değil bence. Okuyunca çok fazla şaşkına uğradım açıkçası. Çünkü ''Su Gibi'' yi hem okumuş hemde dinlemiş bir ''fanatik okur'' olarak şaşkına uğramamam ne mümkün. Hele de Nazlı Ilıcak gibi yıllarca bu mesleğe emek vermiş bir yazarımızın bilmeyerek de olsa araştırmadan böyle bir yanlışa sebep olmasıydı beni fazla şaşırtan.
Evet yazılar yazarın ''Çocukları'' dır katılıyorum. Nasıl ki çocuğunu başkalarına veremezsen, bir yazar için yazısını başkalarınınmış gibi yazmasından rahatsızlık duyması çok doğal. Muammer Erkul üstadımı çok takdir etmişimdir yıllardır. Bu konuda da sakinliğini ve duruşunu hiç bozmadan yine de ''kızmadım'' diyerek yorum yapması onun ne kadar büyük bir insan olduğunu anlamamıza yeter bence.
Sevgiler kere sevgiler...
(Savaşçı)...
Alıntı
tK31-07-2012 09:38#11
DEVAMI...

Hamiş:
"nazli ilicak‏@Notredamedesion
@Orman47 Mevlanın su felsefesi yazdım Baskasininmiş Pazar duzelteceğim"
tweeter den çok anlamam ama açıkcası her kim yazdı ise yukarıdaki " Baskasininmiş" kelimesi çok TUHAF geldi. Nazlı Hanım yazdı ise bence bu yazıyı yayınlaması kadar büyük bir yanlışlık, uygunsuz bir kelime... Çünkü o da bir gazeteci, yazar.
Şaşırtıcı...

Hürmetler.

tK
Alıntı
tK31-07-2012 09:37#10
“Bu yazıyı sen yazmış olamazsın” ... Neden? Çünkü, sen (her kimsen ya da böyle bir şey içinden geçiren her kimseler) böyle bir yazıyı okuduğunda bile içeriğini tam manasıyla hissedemezsin ki böyle bir devirde bir kişinin bu yazıyı yazmasına inanamazsın. Çünkü bilmezsin ki bir insanın “derdi” varsa dağlar bile önünde eğilip ona yol verir. Seni bilmeyiz ama biz derdi olan dedelerin torunlarıyız. O dönemleri görüp elimizde kılıcımızla er meydanına gidememiş olsa bile, bugün kalemimizle orada at koşturuyoruz. Ve dâhi bu yüzden bu yazıyı Muammer Erkul yazıyor.
“ Bu güzel yazı, seninse güzel değil!” Neden? Çünkü... Çatla da patla!!!
>>>

tK
Alıntı
tK31-07-2012 09:36#9
Bir insanın derdi YOKSA; etrafında yaşanan üzücü bir olay ile dertlenMİyor ve mutlu bir haber ile sevinMİyorsa; tattığı güzellikleri paylaşmayı bilMİyorsa; gördüğü her şeyi ama her şeyi bilgisi, hatıraları ile yoğurup yeni bir şey üreteMİyorsa; hayat bir nehir gibi hızla akıp geçerken o etrafındaki taş ve çakılları ayıklaMadan verimli bir delta ovası olaMAyıp denize yalnız başına dökülüyorsa... Bu insanın Muammer Erkul’u anlamasını beklememek lazım. Siteyi birazcık inceleyen birisi yukarıda 2-3 cümlenin haklığını kendisi zaten görecektir. Uçurum ile dağ bir noktada buluşamaz! Uçurum, biraz yukarıya çıkacak olsa, yer ile yüz olur adı uçurum olmaz, dağ eğilecek olsa heybetine gölge düşer.
>>>

tK
Alıntı
HABİBE KANBER EREN30-07-2012 10:30#8
Muammer Erkul'un yazılarını yıllardır takip eden,okuyan bir kısmınıda ezbere bilen bir okuru olarak, ben de bu yazı Muammer Erkulun diyorum tabi ki... Umarım düzeltme yayınlanır.

HABİBE KANBER EREN
Alıntı
Ö.FARUK ŞENBAKAN30-07-2012 10:28#7
Biz bu yazılarla büyüdük........ ..
Muammer Erkul'a teşekkürler

ÖMER FARUK ŞENBAKAN
Alıntı
İlirya Seven30-07-2012 10:27#6
Bu yazı yazarın (SEN İSTANBUL OLSAYDIN) adlı kitabında yayınlanmıştır.

İLİRYA SEVEN
Alıntı
Mustafa ERENSAYIN30-07-2012 10:25#5
Muammer abi, senin yazılarını küçüklüğümden beri tanırım. Kendine has üslubunla hemen sıyrılıyorsun diğer yazarlardan.

MUSTAFA ERENSAYIN
Alıntı
ELİF ERKAN30-07-2012 10:22#4
Canimmm! Senin yazilarindaki duygu yükü, yazdıklarının insanın gözünde canlandırdıklar ı , kısacası seni ve yazılarını farklı kılan her türlü nükteyi bizler nerde olsa tanırız , sen sakın üzülme ve bence nasıl kiskanilacak bir dilin olduğunu da unutma! Seni seviyorum balimm

ELİF ERKAN
Alıntı
S.YÜRÜK30-07-2012 10:21#3
Canım bir kere daha yandı sevgili Muammer Erkul. Böylesi olmasa da, duygu hırsızlarından sık sık benim de başıma geldiği için. Bu belki de bilinmeden ve de araştırma yapılmadan yapılan bir yanlışlıktır. Ama bile bile yapanlara ne demeli. Bu mübarek günlerde Yüce Yaradan'a havale etmeli en iyisi. :)) Rabbim islah etsin bilerek tevessül edenleri. Çok çok selamlar, saygılar...

SULTAN YÜRÜK
Alıntı
MUHİTTİN ERDOĞAN30-07-2012 10:18#2
Çocukluğumdan beri Muammer Erkul yazılarını okurum ve hala okumaya devam ediyorum. Ben bu yazıyı isimsiz bir şekilde bir yerde görsem Muammer Erkul'un yazdığını bilirim, çünkü üslubunu biliyorum. Aklı olan bir insan kullanılan kelimelere bakarak yazının Hz.Mevlana döneminden sonra yazıldığını da anlar zaten. Kendisi diyor ya üzülelim mi sevinelim mi diye. Biz Sevgi Ailesi olarak sevinelim bence, iyi ki varsın Muammer Abi...

MUHİTTİN ERDOĞAN
Alıntı
İlirya Seven30-07-2012 05:59#1
Son sözü Yavuz Bahadıroğlu söylesin! MUAMMER, TEK BAŞINA BİR OKULDUR!!!!!!

İLİRYA SEVEN
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile