Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nde dinamit nasıl patladı...

"Bom" sesini duyduğumda Hasan Mesut abi ile Yoros kalesinin bulunduğu tepedeydik. Patlamanın olduğu yere baktığımızda, beyaz bir toz bulutunun yükseldiğini gördük...
Yakın zamanda Amerika'dan gelmiş olan Hasan Mesut Hazar ile geçirdiğimiz bu güzel Beykoz gününün en ilginç ânı da yine bu patlamaydı...

.....


Beykoz'un sınırları Küçüksu deresinden başlar.
Anadoluhisarı'nda, kale bedeninin hemen kıyısından denize akan Göksu'ya kadar olan bölge (yani iki dere arasındaki Küçüksu çayırı) eskiden beri bilinen, gayet meşhur, tarih kitaplarında geçen mesire alanlarından biridir...
Ben, özellikle yaz aylarının hafta sonları buraya insanların toplandığını, belli aralıklarla yerleşmiş mısırcıları hatırlıyorum. Ben çok küçüktüm ama bu kara kazanlar da çok büyüktü. İçine bir adam rahatça oturabilirdi. Altlarında yanan ateşe büyük odunlar, kütükler atılır; dumanlar yüksek çınarlar ve dişbudakların yaprakları arasında kaybolur... Kaynayan mısırların kokusu mis gibi çayıra yayılırdı.
Kendi yeşil yaprakları içine konmuş süt mısırın bir yandan sıcak suları süzülür, bir yandan üzerine tuz serpilir; bir yandan da satın alan kişi, dilini damağını yakmadan onu ısırmaya çalışılırdı.
Sadece bakacak yaşta idim bunları nasıl yazabilecektim bilmem ama, olacaksa işte böyle olurdu!..
Bir de bademciler vardı ya, hani el çabukluğuyla salatayı soyup, uzunlamasına dörde bölüp, içini tuzlayıp uzatıveren adamlar...

İşte ben de çok sevdiğim bu bölgede Hasan Mesut Hazar'ı bekliyorum.
İki hafta kadar önce bir yemekte karşılaşmıştık, "Türkiye'ye geldiğinden beri kendisini kimsenin gezdirmediğinden" yakınmış, ben de "Beykoz'da birlikte bir gün geçirebileceğimizi" söylemiştim.

Kısmet bugüneymiş; tarih 10 Haziran, günlerden Pazartesi...
  

Ben, Göksu deresinin Hisar pazarı yakınındaki köprüdeyim; gölgem ile birlikte. Misafirimi bekliyorum.


İlerideki köprünün altından geçince, sola doğru kıvrılır Göksu. Ve bir o kadar daha gidince, kalenin yanındaki köprünün de altından geçip, denize kavuşur...



Buluştuk... Önce Kavacık sapağına çıktık, sonra büyük viyadüğü geçip Beykoz'a doğru yöneldik.
Tüneli geçip derin bir orman manzarası ile buluşunca solumuzda kalan yüksekliği işaret ederek:
-Karlıtape'ye çıktın mı hiç, dedim Hasan abiye. Hem oradan Sultanahmet ve Ayasofya görünür...
Bunu kime söylesem inanmıyor önce. Kulağa bir acayip geliyor çünkü, Beykoz nere Sultanahmet Meydanı nere...
Ben de inanmayanı yukarı çakırıyorum hemen.   


Ben bu kareye baktığım zaman ne çok şey görüyorum, bilemezsiniz... Babamın emekli oluncaya kadar çalıştığı Paşabahça Cam fabrikasının sahildeki bacası; aynı bacanın bir boy solunda başlayan ağaçlıklı bölge İncirköy; doğduğum hastane, büyüdüğüm ev, oynadığım park, denize düştüğüm sahil...
Sol kenarda "bizim" viyadük, sahildeki çıplak alan yani Burunbahçe'de yıkılan rakı fabrikasının arazisi, onun da ötesindeki yeşillik Hıdiv Kasrı'nın korusu ki sahilinde Çubuklu Dalgıç Okulu (Denizcilik ve Oşinografi Dairesi) var. Onun arkasında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü (bu karede seçilmiyor) denizin karşısında meşhur Emirgan Korusu. Küçük gözüken geminin üstünde kalan Avrupa'nın en yaksek binası Safir... Uzakta birinci Boğaz Köprüsü ve hemen ayağı arkasından seçilen Sultanahmed Camii ile Ayasofya... Hatta hava ve ışığın uygun zamanlarda daha bile ötesi...  


Hasan Mesut Hazar; onlarca yıl Washington'da görüşmeler yapmış, gazetemize haberler göndermiş, makaleler yazmış olan abimiz...
 

Sahilde görülen, belediye binalarının bulunduğu bölge. Beykoz merkezi biraz daha sağda kalıyor. İki gemin ardı ardına geçtiği burun Yeniköy. Kuzeye doğru (sağ taraf) devam edince deniz kenarındaki büyük bina Tarabya Oteli... Devam edersen Büyükdere, Sarıyer, Rumelikavağı diye devam eder Karadeniz'e kadar çıkarsın...

Karlıtepe'den aşağı inip Beykoz'a doğru iniyoruz.


Beykoz'un girişlerinden biri Abrahampaşa Korusu içindendir. Benim orta okulum Ziya Ünsel de bu korunun içindedir. Görünen kemer bir üst geçit, payton yoludur...
Bu ormanların şöyle bir özelliği de var ki; İstanbul'un fethi, muhasara için lazım olan pek çok ağaç buradan temin edilmiş ve hatta Mehmed Han Beykozlulara Rumelihisarı'nın bakımını vermiş, bunun karşılığında da onları vergiden muaf tutmuş.
 

Osmanlı'nın bir özelliği var ki; eline geçen bütün şehirlerin ve köylerin girişlerine çınarlar dikmiş. Beykoz'un da üç girişinde yüzlerce yıllık çınar ağaçları var...
Görünen yol iki kere döner ve sonra Onçeşmeler'in arkasındaki yoldan Beykoz'un merkezine iner.



Bazen kendi kıymetlerimizin, kendimize ait güzelliklerin farkında olmadığımızı düşünürüm.
Kimi ülkelerde nehirler vardır ki sahipleri toz kondurmazlar, kimi ülkelerde denizler vardır, göller vardır, sanırsınız ki eşi yok benzeri yok...


Beykoz bir sahil şehridir. Fakat Beykoz önlerinde öyle bir ekstra durum vardır ki; buradaki manzaraya göl gibi bakarsan göl, nehir gibi bakarsan nehir, deniz gibi bakarsan denizdir!

Az önce tepeden gördüğümüz manzaraya şimdi hemen dalgaların kenarından bakıyoruz. Kırmızı teknenin ardında kalan Paşabahçe, FSM köprüsünün önünde gözüken ise Hıdiv Kasrı'nın kulesi...
Not olarak ilave edeyim ki sebze çorbası çok lezzetiydi. Bol bol salata geldi ve yediğimiz balıklar da karışık kızartılmış istavrit ile iri tekirdi.



Hasan Mesut abi "Buralara gelmişken Yuşa Tepesi'ne de çıkalım ve bir vakit namaz kılalım" dedi. 


İşte Yuşa Tepesi'nin güneye bakan yönü. Göl halindeki Beykoz koyu, karşıda ortada Büyük Çamlıca tepesi ve döne kıvrıla akan İstanbul Boğazı...


Benim çocukluk hayalimdi buraları anlatmak... Onun için teferruatıyla yazıyorum: Boğazın Karadeniz'e giden ucu sırtım tarafında kalan kısmı. Genişleyen tarafta deniz usul usul Beykoz'un kucağına sokuluyor!..


Yuşa Tepesi'nde Hasan Mesut abi ile birlikte. Arkada kalan kısım Büyükdere...
 

Son zamanlarda Türkiye Gazetesi çeşmeleri (maalesef bir kaçının yıktırılmasıyla) gündeme gelmişti. Beykoz'da böyle şeyler olmuyor. Bu çeşmelerin en güzel örneklerinden biri de Yuşa Tepesi'ndeki caminin avlusunda. Hasan abinin hasreti gözlerinden okunmuyor mu? 
 

Yuşa Tepesi her zaman bakımlı ve temizdir. Beykozlu yetkililer kıymetli mekanları koruyup kollamayı bildi bugüne kadar.



Oradan sahile indik ve Anadolukavağı yolundan tepeye, Yoros Kalesi'ne çıktık.
Manzara gerçekten muhteşemdir burada ve Karadeniz'in açık olarak görünmeye başladığı ilk yükseklik burasıdır...
Tam o sırada "Bomm" diye bir patlama sesi duyduk.
Aniden döndüm ve yükselen bulutu görürken deklanşöre bastım. 


Burası Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün Avrupa yakası, Garipçe ayağı... 


Şantiyedeki çalışmalar büyük bir hızla devam ediyor. İş makineleri ve kamyonlar için yollar yapılmış ve bize bu nadir an denk geldi, patlamalardan birine şahit olduk ve görüntülerini almayı başardık... 


Patlamanın kaldırdığı bulut çökmeden, hatıra fotoğrafımızı da çektirdik.
İşte tarihi bir an: Yavuz Sultan Selim Köprüsü inşaatı başlamış, Garipçe ve Poyraz ayaklarının bulunduğu yerdeki şantiyeler görülüyor.



Devam ediyor ve Poyraz'a varıyoruz.


Burası Poyraz köyünün balıkçı limanı. Anadolu yakasındayız. Uzakta kalan yön güneye, İstanbul'a, Marmara Denizi'ne doğru giden taraf. Sağda kalan kısım Karadeniz'e çıkış yönü... Sağ kenarda sahilde gözüken açık renk kısım Garipçe kıyısındaki şantiye. 
    

Hemen karşımızdaki tepede ise köprünün Anadolu yakasında basıp yükseleceği bölge.
Burası Poyraz köyü, bulunduğumuz terasta çay yudumlamanın tadı pek çok yerde bulunmaz...
Biz de bunu yapıyoruz işte.
Bir yandan da sohbete devam ediyoruz...



Elbette her yaptığımızı her yaşadığımızı görüntülemek, yazmak, anlatmak mümkün değil.
Hasan Mesut abi yaşadığımız günden memnun olmuş, öyle söylüyor; bu ise ev sahibi olarak benim için büyük bir ödül.



Sonra "emaneti devretme" zamanı geliyor.
Telefon etmiştik zaten, kardeşi olan Bekir Hazar'ın evine gidiyoruz.
Eski arkadaşım Bekir, planlanmış bir televizyon görüşmesini yarına ertelemiş, eve erken geldi. 
Akşam yemeğini Hasan Mesut, Şekip, Bekir Hazar kardeşlerle birlikte yedi kişi, bir de kedi "Çıtır" birlikte yiyoruz...

Bu kadar anlatmak yeter, yeter diyorum...

Gün bitiriyor!

M;)



HEADER

Hicran Seçkin12-06-2013 07:29#7
Çok bereketli bir gezi olmuş abiciğim, görüntüler de harika gerçekten.
Hasan Mesut Hazar abimiz de çok sevdiğimiz, aşina bir isimdi, sitemize misafir olmuş böylece. Teşbihte hata olmazmış, aklıma kendisi için bir benzetme gelmişti. Affınıza sığınarak paylaşmak istedim. Amerika'ya yeni giden bir çok aile ilk olarak Hasan Mesut abinin bereketli evinde misafir edilmişti ya. Misafir olan bir aile ile görüşünce "Köyümüzün eniştesi" tabiri gelmişti aklıma;)
Şaka bir yana, Allahu teala razı olsun kendilerinden.
Yediğiniz-içtiğ iniz, gezip-gördüğünü z size; paylaştığınız bu güzellikler de bize afiyet olsun:)
İlk "Bom"unu gördüğümüz adı güzel yeni köprümüz de hayırlı olsun. İnşallah en kısa zamanda, en güzel şekilde tamamlanıp hizmete açılır...
Hicran Seçkin
Alıntı
Yasin11-06-2013 20:44#6
Temel atım törenlerinden bir gün önce gitmiştim oralara çok güzel yerler ve İslambol'da bu tür yerlerin olması beni çok mutlu ediyor. Türkiyem ve İslambol hep güzel. Teşekkürler ...

YASİN
Alıntı
Hasan Mesut Hazar11-06-2013 18:01#5
Sevgili Muammer bey kardeşim,
Rehberliğin de yüksek sanatçı kişiliğinin nezaketi ve mütevaziliği de güzeldi.
Nasıl Teşekkür edeceğimi bilemiyorum.
Washington'da 20 yıl görev yaptıktan sonra geldiğim aziz İstanbul'un Kanlıca, Küçüksu, Göksu, Beykoz, Anadolu Kavağı, Poyraz, Yuşa Tepesi ve Boğaz'ın muhteşem gğzelliklerini tekrar hğcrelerime kadar hissetmemi sağladığın için binlerce teşekkürler canım kardeşim..
Geçmişten geleceğe doyumsuz Beykoz güzelliklerini henüz yaşayamayanlar üzülmesinler.
İnce ruhlu kardeşimin şiir gibi anlatımla süslediği yukarıdaki fotoğraflara bakarak hasretlerini dindirebilirler..
Ama tabii ki şimdilik...
Bir gün muhakkak gelip görmek kaydıyla...
Can dostlara gönülden muhabbetler, selamlar.

Hasan Mesut Hazar
Alıntı
selim11-06-2013 15:21#4
Fotoğraflar ve anlatım çok güzel. Teşekkürler...

SELİM
Alıntı
saban bilgin11-06-2013 15:03#3
Turkiyemiz çok guzel...

ŞABAN BİLGİN
Alıntı
Emrullah11-06-2013 14:09#2
Maaşallah ne güzel yerler buraları böyle. Bir de Muammer Abimizin imrendiren nitelikteki tasvirleri de eklenince insanın oralarda olası geliyor. Abilerimize gıpta etmemek mümkün değil. Acaba bu güzel yerleri yerinde gezip görmek bizlere de nasip olur mu? Hayırlısıysa nasip eder Rabbim inşaallah...
Emrullah
Alıntı
Zeynep11-06-2013 14:09#1
Yerini merak ediyorduk gördük sayenizde, daha köprü yapılmadan fotoğrafını paylaşmışsınız :)
Çok iyi olmuş...
Zeynep
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile