Sarı güvercin [18 Kasım 2004 Perşembe]

O gün…
Seni göremediğim o gün önüne koyamadığım, ellerine veremediğim gülleri gönderdim sana;
Canına diken batmış sarı bir güvercinle!..

Dün…
Günbatımına gül götüren sarı güvercin, güneşin mangalına düştü; karardı ortalık…
İçim karardı!

Bugün…
Sadece özlüyorum.
Tütüyor içimde sanki bi’şeyler…
Ve, bir şeyler başka bi’şeylere dokunup canımı örseliyor!..

Yine sonbahardayız..
Sonbahar, geldiğin mevsim.
Ve, bütün sonbaharlar;
Seni beklediğim…

İki yanında bin yıllık biner ağaç bulunan yolu da özlüyorum bugün.
Bu mevsim orası ne kadar güzel oluyor. Sarı yaprakların sarılışını özlüyorum ayaklarıma, hışıır hışır…
Sonbahardayız ama, yine de ben sonbaharları özlüyorum!

Meraklardayım;
Yaprakların da ben gibi sonbaharda mı depreşiyor hasretleri, acaba? Ondan mı dökülüyorlar böyle yerlere, sararıp solup?..

Sonbaharda bir sonbahar özlüyorum:
Yağmursuz ama, hava soğuktu. Bulutların arasından uzanıp insanlara bakmaya çalışıyordu güneş. Havayı ısıtamasam da içinizi ısıtayım, der gibi gülümsemeye çalışıyordu sanki…
O yolu… Sonbahardan gelip sonbahara giden o yolu hatırladın değil mi?
Soğuğa aldırmadan oturup içtiğimiz çayı, sıcacık…
Kuşlara mı atıyorduk, yoksa balıklara mı; yediklerimizden?..
İnan ki ben, sonbaharları sevemezdim eskiden!..

Bugün de sonbaharın avucunda bir sarı güvercin, az sonra uçuverecek olan günbatımında yanan mangala…
Bugün ben oralarda olmayı isterdim…
Ve, yanımda olmanı!

Stop
Muammer Erkul
18 Kasım 2004 Perşembe