Sizden Gelenler (Bir kere abim haydi demiş… – Mustafa Metin TAMER)


(Not aşağıdaki mektubu dün gece geç saatte yazmaya başladım ancak tamamlayamadığım için bugün devam ediyorum.
Cumanız mübarek, ömrünüz bereketli, iki cihanınız aziz olsun.)

Selam ve Dua ile,
Şu uzuuun olacak yazıma başlamadan söyliyeyim;
geçen akşam rüyamda birilerine Çağlar’ı anlatıyordum.
Bu ne demek; ben işe kenetlenmişim demek, her hücremde hissetmişim, çalışmaya değill ‘savaşmaya’ başlamışım demek.
Daha sonra uzzuun bir başka mektupta anlatacağım. 
 
Şimdi, aşağıda bana gelen Çağlar ile ilgili cevaplarda da var, işin zor diyorlar/diyecekler. Daha çok diyecekler.
Belki tıklayacağım 1000 kapıdan bir tanesi bile ne sisteme üye olacak, ne de bir ürün alacak.
Üstüne akıl verecek, başarılar dileyecek.
Şunu biliyorum:
Siz bana en son "haydi" dediğiniz "her gün Çağlar ile ilgili bir sorun olsun" dediğiniz o akşamki mesajınızdan 10 gün önce,
Babamın bir arkadaşına diyordum beni ziyarete geldiğinde; "En çok istediğim, hizmet sektöründe birşeyler yapmak. İnsanlarla direkt muhatap olacağım." Kendime de diyordum, bir gün diyecekler haydi diye.
Neden bunu istiyorum?
Bunu daha uzun yazacağım daha sonra, hatta kendi el yazımla.
Ama şunu bir daha söyliyeyim; buradaki dert zengin olayım, mal-mülk içinde dolanayım değil, bu taraftan eminim kendimden.
İdeallerimi gerçekleştirebilmek için kazanmalıyım, çok kazanmalıyım. (Ki bunları bir tek size anlatıyorum.)

İşte diyorlar ya ‘işin zor’ ve benzeri laflar…
Yahu diyorum kendime, mesela ilk etapta projelere başlamak için 500.000 TL gerekiyor olsun haydi, bismillah demek için.
Bırak 500.000 TL kazanmayı,
1’den başlayarak 500.000 ne kadar, say bakalım kaç günde sayacaksın? Saymak bile kolay değil, ki bu meblağdaki parayı kazanmak,
ve projeye başlamak kolay olsun.

…………..

E-maili yeni gördüm. Allah-u teala razı olsun.
 
Sabun şisesinin üzerindeki yazıyı okuyan arkadaş havlupan üretimi yapan bir fabrikanın ortağı.
Fabrikada ellerinin kirlenme ihtimali yüksek ondan dolayı göstermiştim o ürünü…
Ama bu tür durumların işin en başında olmasına seviniyorum. İlerisi için tecrübe oluyor.
Bizim şirkette de öyle mesela, çok zor günler de geçirdik.
Ama bunların daha çalışma hayatımın 6. yılında, en başında bekarken olmasına şükr ediyorum.
Hayatta bu da varmış, bu da olabiliyormuş. Görmek en başında iyi oluyor.

Abicim Mustafa’yı ev halkı, sülale kullanıyor, o şekilde biliyor.
Mesala ilkokuldaki arkadaşlar Metin olarak tanıyor.
Hatta ilkokulda bir arkadaş bize gelmiş. halamın kızı da bizdeymiş. Arkadaş, "Metin evde mi?" sorusuna "burada öyle biri yok" cevabını almış.
Tamer olarak hitap eden de var. Hiç üşenmeyip Mustafa Metin Tamer diyen de :))
Ben üçünü de kullanıyor, her yere yazıyorum.
Özellikle bir yerde yalnızsam, yalnız çalışıyorsam, birisi sorar ‘canın sıkılmıyor mu’ diye? Yooo, derim; ben tek başıma üç kişiyim. 🙂
Bir tek ÖSYM’nin sınavlarında, başvurularda o kutucukları doldurmak zor geliyordu.
Ama itiraf edeyim Mustafa, Metin, Tamer; üçünü de bir arada tutmak, koordine etmek kolay olmuyor benim için. Bazen birbirlerine muhalefet edebiliyorlar. 🙂

Maili okuyunca gördüm Necmettin Bey’in ismini ve  hatırladım; ben bugün kendisiyle görüştüm.
Geçen gün malzeme sipariş etmiştim. Annem iyi satış yapıyor (kendi capımızda ) 🙂 Bir de yanında taşıyabileceği, gösterebileceği bazı ürünler aldım; baş havlusu, ayak losyonu, gülsuyu, makyaj temizleme bezi gibi… Ben 289 ayak bakım losyonu sipariş etmiştim. Fatura bu ürüne kesilmiş, ancak gelen ürün 286 ayak bakım kremi oldu.

Bu sebeple Çağlar’ı aradım. Nasılsa ben ürünleri göstermek için alıyordum. Dedim ki:
"Göndermekle uğraşmayayım, siz kargoyla bana asıl siparişimi gönderin, ben de yanlışlıkla gönderdiğiniz ürünün parasını ödeyeyim. Onu da almış olayım."
Bunun için aramıştım, Necmettin Beyle görüştüm. Sonra  da muhasebe bölümünü bağladılar, anee 9 TL ayak kremine 14 TL çektiler!
"Haydaa dedim, oldu mu?" 🙂 "Bu ne?" 🙂
"Kargo ücreti", dediler.
"Almayın artık benden dedim kargo ücreti."
"Ama çektik" dediler parayı.
Dedim:
"O zaman 5 TL lik bir ürün verin bana."
Bizim kızlardan proje çizimlerini yapan Deniz,  Çağlar’da da benim grupta… O da yanımdaydı… Mustafa Bey bana çilek çanta alın, dedi.
Bu şekilde hallettik.
Deniz de ilk alışverişini yapmış oldu.
Aslında siparişlerimi arttırabilsem, benim ekip elemanları üzerinden ürün alacağım, onlara da bir başlangıç olsun…
 
Şimdi bu olayı nereye bağlayacağım: 
 
Bu tür bir hadiseyi duyduğumda veya başka bir fabrikada olduğunu gördüğümde,
firmanın projeleri ve yatırımı için karar verme makamının en yetkilisine ulaşıp;
 
"Size bir akıllı raf sistemi kurabiliriz.
Mesala ben Manisa’dan sipariş gönderdim internet üzerinden.
Sistemdeki bir robot kol veya taşıyıcı sistem, hangi ürünler istendiyse onun için raflardan toplayıp
gönderime hazırlayabilir.
Ve her zaman, ‘doğru’ müşteriye istemiş olduğu ürünler, ‘doğru’ sayıda gönderilir.
Stoklarınızda ne kadar malzeme var, ne kadar malzeme çıkışı olmuş, ne kadarı geri iade olmuş, hepsini ekrandan takip edebilirsiniz."
(Not: Bu tür sistemleri üretim yapan fabrikalarda kurabiliyoruz. Üretimdeki bir malzemeye ufacık bir chip takılıyor ve o ürün an ve an takip edilebiliyor fabrika içinde… Tüm montajları tamamlanmış mı, üzerine ne malzeme takılacak, tamir bölümüne mi ayrılmış, ambara mı girmiş… Kamyonlara hangi üründen kaç adet yüklenmiş… Doğru yere doğru adet mi gitmiş.
Firmanın sorumlusu bunların hepsini oturduğu yerde ekrandan takip edebilir.
Bu olaylar firma için önemli, art niyetli olarak fazla ürün çıkışını önlemek, müşteriye doğru ürünü göndermek, geri dönüşleri önlemek…
Ya da endüstriyel kamera sistemi ile ürünün kalite kontrolünü yapmak… 

Mesala şu an aktif olan bir projemiz, bir mukavva üreten fabrikada son çıkan mukavvaların kamera sistemi ile sayılması, son olarak üretimden çıkıp ambara giden kartonların sayılması, üst üste istifli yüzlerce 2-3 mm kalınlığında mukavva… 
 
Yani esas olan hatanın ortadan kaldırılması ve üretimin hızlı şekilde devamlılığının sağlanması.)
 
Bunları neden anlattım:
 
Bir fabrikaya gittiğimde, bana fabrikayı gezdiren yetkiliye orada yapılabilecek projeleri anlatıyorum.
Veya aksaklıkları görüyor, şöyle düzeltebiliriz şeklinde sunuyorum.
Ya da elindeki makinaya şu revizyonu yapabiliriz şeklinde…
 
Ve bunlar o an o kişinin aklında olmayan, gündemde bulundurmadığı projeler. O an orada gördüğüm durumu projeye dönüştürebiliyorum ve bu standart bir şey değil; o an orada aklıma gelmesi ve sunmam gerekiyor ve yararlılığına ikna etmem…
Yukarıda Çağlar’daki yanlış malzeme olayını da ondan anlattım. 
 
Ve bu projeler hatrı sayılır paralara olmasına rağmen… İnsanlar ikna oluyorlar ve kabul ediyorlar… Toplantı üstüne toplantılar yapılıyor.
Burada da biliyorum ilk görüşmede, ilk atılan fikirler belki 1 yıl sonra dönüşüyor işe.
Ama karşımdaki insanlar herşeyi ince ince inceleyen kişiler olmalarına ve sonuçta ciddi bir yatırım olmasına rağmen
ilk görüşmede sıcak bakmaya başlıyorlar.
 
Ama Çağlar için yaptığım çalışmalarda bunu tam sağlayamıyorum.
Buradaki ürünler de kısa veya uzun vâdede insanlara faydalı ve kazanç sağlıyor.
Ama insanlar direkt olarak ilk temasta etkilenip ilgi duymuyor.
En başta bir direnç gösteriyorlar.
 
Acaba benim anlatışımda mı, aktarşımda mı bir problem var?
Ciddi ciddi evde çalışıyorum bu konu üzerine; nasıl konuşmalıyım, bu iş için nasıl yapsam, ne yapsam…
 
Ama ciddi ciddi yardıma ihtiyacım var…
Siz yolu açın, gösterin, ben orada ne çalışma yapmam gerekiyorsa yaparım.
Bana haydi dediler, beklediğim haydi buydu, biliyorum.
 
Şu an zaman olarak dar alanda çalışma imkanım var.

Annem gerçekten çabalıyor. Bunu para kazanmak için yapmıyor ama.
Siz Muammer Abimin ve Enver Abilerin aşkla çalıştıklarına inanıyor. Sizin aşkınız için burada çabalıyor, birilerinin mücadele ettiği görülsün diye.
 
Hani bunları anlatıyorum, şunu da biliyorum: Bu kariyer gunlerini videolarını seyrediyorum esas çalışan oradaki insanlar.
Şimdi kalkıp ben de çalışıyorum demem tam bir komedi olabilir.
Veya ben de bu işi yapıyorum diyenlerin arasında belki de en zayıf halkayım.
Şimdi bunları düşününce bazen bir ümilerim kırılıyor, olmayacak ya diyorum…
Ekibini oluşturamıyorsun… Ekiptekiler aktif değil vs., bir tomar geliyor aklıma. 
 
Ama toparlıyorum kendimi, "devam" diyorum, devam…
 
Ve ciddi yardıma ihtiyacım var çok ciddi…
 
Şimdi bazı arkadaşlardan gelen mesajları aşağıda aktaracağım sizlere bunlara nasıl bir dönüş yapmalıyım: 
 
1- Bu mesaj facebookta arkadaş listemde olan bir bayana ait:

"Daha önce buna benzer bir iş yaptım, fikir güzel, ama daha önce gördük, Türk insanı buna, internetten alışverişe hazır değil. Türk insanı ürüne dokunmak ister, ev hanımları alışveriş bahanesi ile sokağa çıkar, bir gezme gibi görür… İşiniz zor… Başarılar dilerim.
Yunus beyi de çok seviyor ve saygı duyuyorum. Onunla çalışmak çok keyifli… Fakat ben şu anda … holding ile çalışıyorum. İyi bir ekibim var ve size göre de çok daha geniş ürün yelpazesine sahip (…, …, … gibi mağazaların içinde olan tüm ürünler bizim)…
Ben de sizi aramıza beklerim 😉

Saygılarımla"

2- Bu mesaj akrabam olan emekli öğretmen bir bayana ait, şu an arkadaşlarıyla birlikte cafe işletiyorlar:

"Oğlum böyle şeyleri bana bulaştırma. Gazete başlıklarına bile zaman kalmıyor."
 
3- Bu mesaj yine akrabam olan bir resim öğretmenine ait, aslında çevresi çok geniş ve girişken birisi ve hanımı eczane sahibi:

"İgilenmiyorum Mustafa…
Sana yine de başarılar dilerim. Kolay gelsin"
 
4- Bu mesaj BMC’de Meslek Eğitim Merkezinde Teknik Öğretmen olarak çalışan bir arkadaşıma ait. Bu arkadaşım da ehliyet kursu kalite danışmanlığı gibi farklı işler yapıyor ve insanlarla irtibatı iyi:

"Alışveriş sitesini bir ara incelerim. Bir bakayım. Haberleşiriz."
 
5- Bu mesaj da Düzce’den tanıdığım bir tarih öğretmeni. Acaip biridir, azıcık ta kırıktır, ondan severim zaten 🙂 öğrencilerinin hepsine "İngiliz Casusunun İtiraflarını okuturdu:

"Mustafa bey merhaba. Çok ilginç bir uygulama. Bir ara inceleyeceğim. İlginiz için teşekkür eder, esenlikler dilerim. Sağlıkta kalınız. "
 
6- Bu mesaj ise Milli Eğitimde çalışan bir teknik öğretmen arkadaşıma ait:

"Kusura bakma daha önce bir kaç defa yazmıştın, ben fazla ilgilenemiyorum internetle, kısa sürede girip işimi hallediyorum, çıkıyorum. İnternetten alışverişi becerebilir miyim bilmiyorum ama senin hatırın için bir defa olsa da ziyaret edeceğim."
 
7- Bu mesaj da bizim şirkette muhasebe bölümünde çalışmış bir bayana ait. Bu da biraz fazla çatlaktır, bayağı da çevresi vardır. Aslında satabilir, insanları ikna edebilir:

"Bilgisayarım arızalı arkadaşımdan giriyorum. Şu an maile baktım, ama ben yapamam canım ya."
 
Bunlar birer örnek tabi. Bu tepkilere dönüşü nasıl yapmalıyım ki etkili olsun?

Az önce işi gücü bıraktım, bizim dükkanın arkasında büyükçe bir et lokantası var, oranın patronu, daha doğrusu oğluyla (ben yaşlarda) oturdum konuştum.
Oraya da Manisa organzdaki fabrikaların müdürleri, sahipleri gelir.
Camları ne ile temizliyorsun, sorusuna "cam sil" dedi.
Hadi dedim, odana gidelim bir interneti aç.

Çağlar Network’te gezdirdim… İlgisini çekti…

Şimdi bu durumda ne yapmalıyım tam kestiremiyorum. 10 tane cam bezi direkt ben mi satayım, yoksa kendisinin almasını mı sağlayayım?
Şimdi bu çocuğu 2. görüşümdeki taktik ne olmalı? 
 
Geçen gün yine bir firmanın sahibi gelmişti oturuyoruz.
EnerCaps çantamda duruyor. Gösterdim, anlattım, aldı bir kapsül içti.
Sonra 15 dakika geçti ne dedi?
Ne desin arkadaş, "hani senin kapsül bana etki yapmadı"!.. Zaten 15 dakika olmuş ve 15 dakikadır oturuyor, sadece çenesi çalışıyor!
 
Aslında benim o an canımın istediği… Arkadaşın burnunu kafa tasının arkasından çıkarmak. Ben niye uğraşıyom ki, gitsin beyin cerrahı, plastik cerrah kim varsa uğraşsın!..

İşte müşteri de mi, hem veli, hem nimet…

Daha önce de bahs etmiştim, burada TC numarası isteniyor deyip üye olmayanlar.
 
Bazen de şeytan dürtüyor… İzmir’deki üniversitelerde mühendislik bölümlerinde bazı profesörler var, karakterlerini bildigim.
Hani kitabını satın almayanı dersten geçirmeyen cinsten. Ya da öğrenciyle oturup çay kahve içer hesabı öğrenciye ödetir.
Gideyim şunları ayartayım,
EnerCaps’ı olmayan bu derse gelmesin mesela, de mi :)))
Hem öğrencilere faydalı bir iş…
Bizim Ali’ye dedim o yapmaz… Geçenlerde sizi aramıştım beraber.

Ya da bir trafik polisi bulmak gerekiyor galiba…
Hani 125 ile radara girmiş amcama,
ya 130 TL para + 15 ceza puanı,
ya da 69 TL + 59 pirim puanı orjin krem :))
Millete hizmet 🙂
Neyse ben daha fazla şeytanla dans etmeyeyim. 

Olacak bu iş olacak… Güzel bir ekip kurulacak.
Abiiim ile olacak.
Neler planlıyorum, 100lerce kişiden oluşmuş ekibi bir araya toplamışız, beraber yemek düzenlemişiz.
Muammer abim bize anlatıyor…  
Bunları daha sonra yazacağım.
 
Yeterince zamanınızı almış bulunmaktayım.

Son olarak bizim şirketle ilgili güzel haberler vereyim:
 
Dışarıdan baktığınızda küçük sanayi sitesi içindeki bir dükkan 🙂 15 kişilik bir ekibi var.
Geçen gün Almanlar hakkımızda bir tanıtım flyerı yayınladılar ve bunu bastırıp tüm dünyaya dağıtacaklar.
Almanya Siemens yapıyor bunu bu sekilde, robot üretimi konusunda refere ettikleri dünyadaki 3 şirketten birisiyiz.
http://www.automation.siemens.com/mcms/mc/en/mechanical-engineering/plastic-machines/handling/handling-marketing-materials/Pages/handling-marketing-materials.aspx
 
Bu linke girdiğinizde üstten 2. flyer yazan pdf’i İngilizce ve Almanca olarak Ekosim – Manisa hakkındaki yazıya ulaşabiliyorsunuz.
 
Bu ülkede cayır cayır robot üretiliyor… Bu robotlar taşımaya yönelik mesela oradaki Delta 3 kamerayla ürünü tanıyor ve tek tek koordinatlı olarak taşıyabiliyor. Dünyada üretilen bu tür robotların youtubedan videolarını seyredebilirsiniz, süper bir görüntü oluyor.
 
Mesala Ariston buzdolaplarının üretildiği indesit compay’deki tüm makinalar bize aittir. İtalyanların kurduğu tüm sistemi yeniledik. Vestel, Arcelik Bsh klimasan gibi firmalarda çok büyük ve teknolojik çalışmalarımız var… Daha da teknolojiği, Tetrapak – Polinas – Bakioğlu Holding gibi kuruluşların makinalarını emanet ettiği bir firmayız.
 
Bunu neden anlattım, Ekosim’in reklamı için değil 🙂
 
2001 yılı kurulumu bir firmayız daha 38 yaşındaki  patronumun kendi çalışmasıyla sıfırdan bugünlere getirdiği bir firma.
6 yıldır bu şirketteyim.
6 yıl evvel ömrümde bir kuruş kazanmışlığım yoktu, bir gün çıraklık yapmışlığım…
Patronum beni kabul etti tüm tecrübesizliğime rağmen ve yaptığım tüm hatalara rağmen…
Teknik Ögretmendim… Hem mühendislik bilgilerinin hem de insanın eğitimini almıştım ama hiçbirşeyden anlamıyordum.
Çok kişinin, hani meslek lisesi mezunu insanların takım çantasını taşıdım, onun yanında durup biraz daha ne öğrenebilirim diye.
Çok kişi üstüme geldi, bundan hiçbirşey olmaz dedi, bir tek patronum güvendi.
O zamanlar arabam da yoktu. Gece 01.30’da işten çıkar, Vestel’in işçi servisinin peşinde koşar, ayakta giderdim Turgutlu’ya. Son otobüs saat 22.00’deydi.
 
Sabah 07.00’deki otobüsle yine yollardayım.
Makina yağlarının üstünde, konveyor altlarında da çok süründüm.
Şirketim servo motor kullanımında 2006’da Siemens bünyesinde dünya 8.si Türkiye birincisi oldu.
2007’de Marmak firmasıyla bir dikey paketleme makinası yaptık, hani bu çekirdekleri, dikey poşetteki yiyecekleri paketleyen Türkiye’deki bu tarz makinalar dakikada 50 tane yapabilirken bizim makina 200 sayısını göruyordu ve tek rakibi dünyada Bosch idi.
Şirketin bu serüveni 2001’de küçücük bir elektronik kart test cihazı ile başlar.
Şu an ben teknik olarak bir iş yapmam, direkt ..tüm girdisi çıktısı.. yürütülen projelerin takibi ve dışarı ile tüm temaslar, fiyat çalışmaları…
Şirket hakkında tüm bilgileri bilenim, patronumun kredi kartı bilgilerine kadar…
Şirket te daha küçük aslında, ben iyice küçüğüm.
Çok kriz de atlattık… Geçen gün patronumun söylediği bir laf vardı:
"Karım ve sen olmasaydınız, sizin inancınız, desteğiniz olmasaydı çoktan çökerdim…"
Bir de patronumla fikirlerimiz, dünya görüşlerimiz ve inançlarımız birbirine neredeyse 180 derece zıttır.
İş yönetmek .. adına daha çooook eksiğim ve toyum. Onu da öğreneceğim, gelişeceğim.
 
Demek istediğim bir iş başlarken tıpkı çocuğun doğması gibi sancılı. Çocuk doğuyor, ilk adımları, büyümesi ve sonrası…
 
Şimdi Çağlar da benim için bir iş ve benim işim.
Yok olmayacak, işin zor!.. Bu tür laflara kulak asmam ben… Dinlerim ama herkesi.
Bazen umutsuzluk, karamsarlık olsa da kurtulurum. 
 
Ya bir kere abim haydi demiş.
Bir kere ben inanmışım ve benim kelin içinde olay bitmiş; ben orada tamam demişim.
Bu iş kıyâmete kadar demişler o diyenler, benim için nasıl tarif etsem kıymetini?
Şimdi öğrenme ve çalışma zamaniı.
 
Şimdi,
Sen olmasaydın ben hayallerimin temelini bu kadar sağlamlaştıramazdım.
Sen olmasaydın hayaller kurduğum yerimden kalkıp yürümeye başlamazdım,
ki bu mektubu da yazamazdım.
Daha neler diyebilirim,
sen olmasaydın işte içimde yaşattığım hayallerimin nefesini ensemde hissedemezdim.
Sen olmasaydın kim inanırdı bana
ve sen olmasaydın abim ben inanır mıydım bu kadar bana?
Muammer Abim yardım et bana…
Öğrenecek çok şeyim var…
Yürüyecek yolum uzun.
Peşindeyim…

Sevgim ve Hurmetle
 
Mustafa Metin TAMER   

Bir ömür talebe

Turgutlu – Manisa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir