Son kulübe [03 Ağustos 1999 Salı]

Son kulübe

İnanılmaz paralar harcandı…
İnanılmaz tanıtımlar yapıldı dünyanın her yerinde…
Basın ordaydı, ülkenin ve dost ülkelerin yetkilileri ordaydı ve halk ordaydı.
Alkışlarla atıldı temel…
Bu mimar alkışlanırdı.

Binlerce insan çalıştı bu projede.
Geceler gündüzlere, kışlar yazlara, sıkıntılar sevinçlere katıldı.
Dünyanın en yüksek binasını inşa eden mimarı medyada boy gösterdi.

Ard arda tanıtımlar yapılmaya başlandı…
Turizm şirketleri ile irtibata geçildi. Bu muhtşem eseri herkes görmeli, en azından duymalıydı.
Ve dünyanın en yüksek binası tamamlandı.
Bu, inanılmaz bir başarıydı.
Dünyanın en yüksek binasına imza atan mimar kendine bir ödül verdi; tatile çıktı.
Bu uzun bir tatildi ve içinde Himalayalar da vardı.

Yol uzundu, zordu ama güzeldi.
Ekip “medeniyetin bittiği” noktalara kadar sabırla ilerledi.
Katırlar zorlanıyordu, bacaklar zorlanıyordu, ciğerler zorlanıyordu; sabırlar zorlanıyordu…
Sonunda…
Dünyanın en yüksek binasının mimarının da içinde bulunduğu ekip “dünyanın en uzağındaki” son kulübeye yaklaştı.

Bu ev; “artık buralarda kimse yaşamaz” diye düşünülen bir bölgedeydi…
Ama orda üstü başı fakir görünen bir adam toz toprak içinde azimle çalışıyor ve kulübesini tamamlamaya çalışıyordu…

Ekip, orda dinlenmek için kısa bir mola verdi. Kılavuz, aynı dili konuştuğu köylünün yanına vardı… Dünyanın en yüksek binasını inşa etmiş olan mimarı parmağıyla göstererek birşeyler anlattı…
Köylü meraklı gözlerle baktı. Sonra içeri girip eski bir kaba bazı meyveler koymuş halde dışarı çıktı. Tereddüt ederek yaklaştı, ve kendi adetlerine uygun olarak saygıyla eğilerek hediyesini sundu.

O zaman, oradakilerin şaşırdığı bir şey oldu:
Mimar, cebinden altın bir anahtar çıkardı… Önünde saygıyla eğilen fakir köylüye uzattı.
Köylü, ne olduğunu anlamadan, uzatılan anahtarı aldı.
Mimar, kendilerine kılavuzluk eden kişiye dönüp, söylediklerini tercüme etmesini söyledi…

“Bu altın anahtar dünyanın en yüksek binasının anahtarıdır… Ve görüyorum ki; şu an dünyanın en yüksek binasının karşısındayım… Bu anahtar asıl sizin hakkınızdır!…
Sonra yanındakilere dönüp;
“Kendi potansiyelinizin farkına varın” dedi.

Ardından, dünyanın en yüksek dağlarında en zor şartlarda yaşayarak kendine bir kulübe yapmaya çalışan fakir köylünün yanından, zirvelere doğru ilerlediler.

——————————————————–

ŞİİR
– Annemin adını yazmak –
İlk anne deyişimi
Duyduğun anda
Bir kanadı senin
Bir kanadı benim elimdeydi
Uçan kuşların

Adımı yazdın göklere
Kuşların kanatlarıyla
Büyüdüm işte büyüdüm
Uçuşan beyaz kuşlar kondu yere
Adını yazıyoruz karlara
Beyaz adını, melek adını;
Anne, anne, anne…
Mustafa Ruhi Şirin

STOPLAYANLAR
Ceyda Arısoy-Bandırma, Bengül ile Burcu-Orhangazi, Hanifi Aktaş-Sakarya, Hicran Karabıyık-Turgutlu, S. Kezban Çelik, Rana Çölaşan, Sultan Şahin-Antalya, Mahire Öz-Hatay, Sürmeli Aynur-İstanbul, Y. Han-Sungurlu, Bayram Görmüş, Cengiz-Ankara, Erol Burç-Yenibosna, Ayşe Kıyak-Kayseri, Rabia-Adana, Fidel, Kemal Yalınçar-Florya, Lolita-Mersin, Sultan, Yılmaz Gül-Soma, Nazlı Gül-Adana, Sultan Şahin-Serik, Bayram Görmüş, H. Levent Alparslan-Samsun, Nihayet Ağçay-Bahçelievler, Yasemin Karataş-İst., Halime Çavuş-Çağlayan, E.G.-Almanya

UNUTMA
Bugün, “senin kendisini unuttuğunu” zanneden birine “yanılmış olduğunu” ispat et!

Stop
Muammer Erkul
03 Ağustos 1999 Salı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir