Dönen kuşlar indi çoktan göçtükleri yuvalarına… Karıncalar deliklerini ve arılar peteklerini başladı doldurmaya. Mevsim, yaslandı yani bana doğru, hissediyorum. Anladım ki; artık, geliyorsun… Seni beklerken; portakal çiçeklerini ipe dizip bir taç daha yaptım… İlk eriğin tadına baktım; ekşi olsa da, yüzüm hep tatlıydı… Seni özlemenin bile beni üzmesine izin vermedim,Devamı

  Bayram, bir gönül üzülüşüdür ona doğru… Bayram, bir kuş süzülüşüdür ona doğru… Bayram, bir kervan düzülüşüdür ona doğru… Gelirken bayram, hani kavuşmak istersin gönlünün bayramına; yüreğinde ince ince sızılar… Bütüün kuşları süzülür içinin; gözleri hep o yana bakan, yüzleri aynı tarafa dönük… Ve içinde hazırlanan kervanlaar; püskülüyle, çanıyla, halısıyla,Devamı

Mecnun olmak bir “makam”dır; dişlerin sıkılma hâlidir! Sus!.. Kenetlenmiş çenenden, “kendini” sızdırırsan dışına; kıvam bozulur… Çünkü “mecnun” olanın yolu; en dar tünellerden geçer! Yollardan, Leyla’ya doğru, her daim yürüyenler vardı… Kimdi onlar? Bilen yok!.. Hani ayak izleri? Silinmiş, gören yok!.. Peki hatıraları? Unutulmuş, anlatan yok!.. Ya Mecnûn?.. Mecnûn; susmanın adıdırDevamı

Bütün ömrü aynı duayla geçmişti: “Allah’ım beni kurtar, diyordu… Layık olduğum hayat bu mu? Çaresizlik denizleriyle çevriliyim. Sıkışıyorum. Toprak ile bulutlar arasına sığamıyorum!..” Gül ağacının pembe çiçeği, gübreliğin nazlı gelinciğiydi o. Fakat ister, kuru dalların kara dikenleri arasındaki bir avuç ve mis kokulu gül olsun… İsterse çöp yığınlarının tepesindeki, kırmızıDevamı