Türk milletinin % 40’ı akıllıdır!


Baba ve dedelerinizin suretleri yanına kendi fotoğraflarınızı da ekleyin. Çünkü yakın gelecekte: “Bu topraklarda Türkler yaşardı. İşte bunlar onların son temsilcileri” diyecekler!

İmparatorluklar mimarı olan bir büyük millet Türkler, ama illaki başında lider isteyen. Destandaki gibi bir “kurt” bile olsa, ancak yol göstericisini bulduğu zaman yürüyen ve o zaman da önünde durulmayan bir taşkın sel… Durulduğu zaman ise su gibi!
Üst’ünden gelen her söze baş eğen ve sorgulamadan kabul eden başka kim var?..

Bu kısma dikkat edin: Ordular hastalık kaparak kırılmasın diye birinci dünya savaşında askerlere dağıtılan kondomlar (prezervatif), şeytanın aklına gelmeyen bir şeytanlığı düşmanlarımızın aklına düşürdü. Ve Türk milletinin başına tünemiş “sayın”lara şöyle dedirttiler ki: “Çok çocuk yapmak çok ayıptır, bunları kullandırın!”

Sadece Türk milletinin, hem de % 60 gibi büyük bir kısmı; “peki efendim” diyerek derhal korunmaya başladı. Bu kampanyalar o hale gelmişti ki, bizler çocukken; “kaç kardeşsiniz” sorusuna cevap vermekten ciddi olarak utanırdık.

Bir Amerikan vatandaşına, Brezilyalıya, Alman’a, Norveçliye, Moğol’a, İranlıya “çocuk yapma” dediğini işittiniz mi hiç kendi hükümetlerinin? Peki bir Laz’ın, Arap’ın, Kürt’ün böyle bir dayatmaya “olur” diyeceğine inanabilir misiniz? Peki Türkler (en azından % 60’ı) neden buna inanır?

Sonuç: Yarım asırdır gâvur kondomlarına doldurulup, ağzı düğümlenerek çöpe atılanların sayısı, Atilla’nın da, Fatih’in de, Atatürk’ün de ordularından daha fazladır!

Soru: “Doğurmak ayıptır” takıntısını kafasına kazıyan veya hiç doğurmadan menopoza giren kadın sayımız acaba kaçtır? Beyin yıkamalarla geçen 40 yıl sonunda Türkiye kadınlarında doğum oranı 2’ye kadar gerilemiş. Acaba sadece Türk kadınlarında bu ortalama kaçtır?

Özet: Türk milleti kendi topraklarında azınlık oldu, olacak!..

Stop
Muammer Erkul
12 Şubat 2010 Cuma
 

 

 

9 yorum

  1. Babam okula giderken ayağında lastik ayakkabı varmış. Sıra arkadaşının da öyle… Gelecek endişeleri, hasatın bolluğundaymış… O zamanlar da ders kitabı parasızmış ama yardımcı kitaplar nedir, dershaneler nedir bilmezlermiş. Ya dedem, çocukluğunda çok kardeş olmasalarmış nasıl kalkarlarmış o kadar işin içinden…
    Bırakın özelini, beş çocuğunun devlet okulu yakacak vs. yıllık aidatını (ortalama 70 TL) tam tekmil verebilecek kaç aile var?

    Dayatmalar yalnızca dışarıdan mı geliyor? Dayatmalar yalnızca doğum kontrol yöntemleri olarak mı geliyor?
    Eğer teşviksizik becerisi yerine, teşvik kredileri ve dayanışma olsaydı, belki çocuk deyince aklımıza karanlık bir perde çıkmazdı.
    Kondomların vs.olması iyi, yoksa çocuklar çok artmazdı belki ama boşanmalar oldukça artabilirdi.
    Bir deli kuyuya taş attı, çıkarsın bakalım 40 akıllı :))))

  2. Ellerinize sağlık yine çok önemli bir konuya değinmişsiniz. Yazınızı arkadaşlarımla paylaşıcam…

  3. Hazreti Peygamberin “Evleniniz, çoğalınız. Zira ben kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim” buyurması unutulmuş, unutturulmuş. Kadının en büyük vazifesinin analık olduğu…

  4. Kimi az çocuk sahibi olmayı medeni olmanın icabı sayıyor, kimi de (haklı olarak) yetiştirme endişesiyle biri-ikiyi geçmiyor…

    O, falan sebeple; bu, filan sebeple… Ama gelinen nokta bu! Nesil yaşlanıyor, Türk milleti azınlığa düşüyor gerçekten de. Kürt, Arap, Laz gibi milletlerin çoğalması bir yana, çoğalan başka başka “milletler” de var. İyi, kaliteli aileler bir çocuk, kazara belki iki çocuk sahibi olurken; çingenelerin, yersiz, yurtsuz gezenlerin en azından birer düzine! Seri üretim yapıyorlar!
    Yeni neslin kalitesi düşüyor, hem de ciddi anlamda…

  5. Bununla ilgili olarak birisinden, çingeneyle yapılmış ilginç bir diyalogu dinlemiştim.
    Bir çingene kapısını çalıyor, birşeyler istiyor. Ev sahibinin gelmesini beklerken de, sırtında bağlı olan bebeğinin başını kucağına doğru çekip şapur şupur iştahla öpüyor! Ama bebek belki doğduğundan beri hiç yıkanmamış! Neredeyse kahverengi, belki siyaha çalan bir renge bürünmüş kirden! Ev sahibi bunu görünce yüzünü buruşturup:

    “-Sahiden içinden gelerek mi öptün onu?” demiş. Çingene:
    “-Tabiii…” demiş.
    “-Bir tek bu mu, başka yok mu?”
    “-Dokuz tane daha var, bu onuncu. İki tane daha yapacağım, bir düzine olacak!”
    “-Bari sermayen falan var mı bunları yetiştirmeye?” deyince, yanındaki torbasını göstermiş ve:
    “-Ben nasıl kazanıyorsam, o da öyle kazansın!” demiş, son derece kararlı bir şekilde…

    Çingenelerden öğrenilecek çok şey var gerçekten. Tevekkülü de bu çingeneden öğrenmek lazım demiştim kendi kendime…

  6. Buradan bazı gerçekleri siz tek çocuklu Ana Babalara yazıyorum. Benim çocuğum bir tane dünyada eşi yok tabiki onun için en iyisini isteyeceğim diyen Ana Babalara. Benim Oğlum bir tane benim kızım bir tane ayağındaki ayakkabı nike olmasın mı varsın 200 TL olsun üzerinde adidas Eşofman varmış 200 TL varsın olsun benim canım o. Ders çalışmak ta neymiş ben kızımı en güzel hocaları tutarım öğrensin geleceğini kurtarsın. Spor kurslarına yazdıralım yaz kurslarına yazdıralım arkadaşları ile gezsin tozsun o da ısmarlayacak tabi 5 arkadaş bir yere gitmişler şimdi ısmarlamasın mı benim kızım arkadaşlarına bir yemek aa Almanya mı burası herkes kendi ödesin…
    Yani uzatmayayım [tek olduğu için şımartılmış] bir çocuğun masrafı her zaman 5 çocuktan fazladır.
    Kimse kendini kandırmasın.

  7. Abisi eline sağlık;
    malesef kara propaganda kısmen de olsa sonuç veriyor. Nüfus planmasının aynı zamanda işgücü kaybı anlamına geldiğini anladığımızda inşallah iş işten geçmemiş olur.
    Ve bugün hırıstiyan avrupanın içine düştüğü ve çıkmaya çalıştığı cendereye göz göre göre biz de düşmeyiz.
    Eğer siyasi olmayacaksa burdan tayyip beyi nufus konusundaki cesur çıkışından dolayı tebrik etmek isterim.

  8. Önce kadınlara siz erkeklerin yanında eziliyorsunuz, hakkınızı arayın denildi, ardından eşitsiniz eşit şartlar ültimatomlar talep edin dendi. Gün geldi siz erkeklerden daha iyi yaparsınız çoğu şeyi, mücadele edin yarışın dediler, sonra rekabeti kızıştırıp öne geçin diye direttiler. Kadınları asıl yeri olan evlerindeki mümtaz köşelerinden sokaklara salıp güçlerinin üstünde çalışmalarına, yıpranmalarına, tanımadıkları insanlarla hergün sinir harpleri yaparak ekonoomik özgürlük adı altında koşturmaya ittiler. İş hayatında lüzumsuzca yorulan kadının evdeki sorumluluklarını unutmasına, çocukları ve eşinden uzaklaşıp hırsla kariyer peşinde olmasına yol açtılar. Bunca sorumluluk altında ezilen kadın mutluluğu dışarda iş hayatında yükselmekte aradı. Evde çocuk bulunması kavramı bir engel olarak görülmeye başlandı, çocuğa ne gerek var, üstelik vücudum bozulacak sorumluluklar artacak kariyer yapma erkeğe kafa tutma geri kalacak düşüncesi oturdu. ES KAZA!! sahip olunan tek tük çocuk varsa da eğitimli annenin para ile tuttuğu dadıların elinde anne sütüne, anne yüzüne, şefkatine ve aile hayatına tamamen uzakta bir anlayışla büyüyüp gitti. Bu şekilde önce alt yapı hazırlandı sonrasında doğum kontrolü zaten “istenmeyen çocuk kavramı” için cuk diye oturan bir çözüm yolu oldu…
    DR. ANESTEZİ

  9. Bu yazının ulaşmak istediği amaca katkıda bulunmak boynumuzun borcudur! 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir