Hayalime ulaşmak [31 Temmuz 1999 Cumartesi]
Hayalime ulaşmak
Aradığın bensem… Ve sen beni bulamıyorsan;
Sebebi rüzgarlar,
ve çaresi “yağmurlar” değil!..
{*}
İstediğin bensem…
Ve sen beni alamıyorsan;
Sebebi uzakta,
Ve çaresi “yakınmakta” değil!..
{*}
Düşüncen “büyü” gibi;
Sarmalar beni…
Aynen düşüncemin seni sardığı gibi.
Ama sen kendi yolunun engebeli noktasında çözüm üretmeyi seçmiyorsan; “şans” seni seçmeyecek!..
{*}
Beni arıyorsan…
Ve ben hâlâ bilmiyorsam arandığımı;
Çöz artık düşüncendeki kelepçeleri!..
Bul beni…
Al beni…
Yapabilirsin!
{*}
Ben, “kendisinin” olmamı isteyecek birini arıyordum…
Ve kendisinin olmamı söylemeyi seçecek birini bekliyordum!
“Sahibim” olanlar adım atmayı arzulayıp, yürümeye mecali olanlardan çıktı!..
“Bana sahip olmak isteyenler” sahip oldu bana;
Mutlu olduk…
Lakin ben kimseye vermedim kendimi;
Beni “alanlar” oldu.
{*}
Aradığın bensem…
Ve sen beni bulamıyorsan;
Sebebi rüzgarlar,
Ve çaresi “yağmurlar” değil!..
{*}
Beni istiyorsan;
Ama hayalimi taşımıyorsan…
Beni istiyorsan;
Ama “sadece” hayalimi “taşıyorsan” nasıl senin olayım?.. Yani hayalim seninle birlikte “oturmaktaysa” bir yerlerde!..
{*}
Benim hayalim; benim mıknatısım olmalı…
Ve taşıdığın hayal; kamçın!..
{*}
Rüya ile hayal arasında müthiş bir fark var.
“Dilimi sarkıtan” hiçbir rüyaya sahip olmadım ben…
Hayallerim kendi içimde peydahlandı önce… Sancılar çektim onları doğurmak için… Beslemek için, giydirmek için onları süslemek için koşturup durdum… Kulağıma ağlayışlarının ıstırabını yaşadım ve susturmak için çırpındım onları…
Yandı içim; ve onlar tutuşturdu içimi…
Yol-yordam öğrendim, sabır-sebat öğrendim, yürümeyi-iz sürmeyi öğrendim, çalışmayı-uykusuz kalmayı öğrendim…
{*}
Önce içimde yaşadı hayallerim;
Sonra ben hayallerimin içinde yaşadım!
{*}
Hayal oluşturmak ve hayaline doğru at sürmek sana verilmiş çok büyük bir güç…
Ama rüya ile hayal arasındaki farkı tanı!
Benim hayalim; mıknatısım olmalı…
Ve taşıdığım hayal, kamçım.
{*}
Aynalar dostun olmalı;
Ama aptallar gibi “aynalara esir” olman doğru mu?
Aynalar seni sana göstermeli. Sana; “İçinin yansıdığı” yüzünü… Sana; içinde dolaştığın tek “kabuğu” ve hep barışık olmak zorunda olduğun en yakın dostunu göstermeli…
Aynalar; sırtını sıvazlayıp; “haydi” diye itmeli seni… Kendilerine yapıştırmamalı!
Herkes aynalarla karşılaşmalı, yüzleşmeli ve konuşmalı onlarla;
Ama aynalara yapışanlar;
Sinekler ve salaklar!..
{*}
Aynalar seni her yere gönderebilir…
Ama aynalar seni hiçbir yere götürmeyecek.
Yani her gün görmelisin aynaları;
Ama aynalar seni gün boyu görmemeli!..
Rüya ile hayal arasındaki farkı anlayacaksın bir gün…
Ve ben bunu göreceğim;
Çünkü dilin içeri çekilmiş ve gözlerin parlıyor olacak!..
{*}
Rüya ile hayal arasındaki farkı görenlerden bir kısmı da şunu anlayacak bir gün:
Hayal kurmak; hayal oluşturmak değil!..
Ama bu gerçek…
“Hayallere dalmak” yumuşak koltuklara yığıyor insanları, oturtuyor; “bir hayal oluşturmak” ise koltuklara iğne döşüyor!..
Hayal taşıyan insan zıpkın taşıyan balık gibi!.. Ve dosdoğru ve can havliyle hayalini yaşadığı “gerçeğe” doğru saldırıyor.
İçte yaşanan hayaller, bir gün yaşanır oluyor.
{*}
Aradığın bensem…
Ve sen beni bulamıyorsan;
Sebebi rüzgarlar ve çaresi “yağmurlar” değil!..
İstediğin bensem…
Ve sen beni alamıyorsan;
Sebebi uzakta ve çaresi yakınmakta değil!..
{*}
Ben de defalarca okuyacağım bu yazıyı…
Ve anlayacağım bir şeyler.
Sonunda insanlar; “hayaline ulaştı” diyecek… “Başardı” diyecek.
Ama en önemlisi de ben, kendim;
“Başardım” diyeceğim.
——————————————————-
Akıncılar
Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı, o gün dev gibi bir orduyu yendik!
Ak tolgalı Beylerbeyi haykırdı: “İlerle!”
Bir yaz günü geçtik
Tuna’dan kafilelerle…
Şimşek gibi, bir semte
atıldık yedi koldan;
Şimşek gibi, Türk atlarının geçtiği yoldan.
Bir gün, doludizgin boşanan atlarımızla,
Yerden yedi kat arşa kanatlandık, o hızla.
Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de,
Hâlâ o kızıl hatıra titrer gözümüzde.
Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı, o gün dev gibi bir orduyu yendik.”
Yahya Kemal Beyatlı
Ağaç
Çocuk, çok sevdi ağacı…
Verirdi ona, her kış,
Çiçekleri olaydı..
Yaprakları olaydı!
Ağaç, çok sevdi çocuğu..
Öperdi altın saçlarından,
Dudakları olaydı.
Ve ona öptürmek için
Eğilirdi yerlere kadar,
Yanakları olaydı!
Dökerdi önüne hepsini,
Gümüşten, altından, sedeften,
Oyuncakları olaydı.
Ve çocuk gittikten sonra
Böyle kalır mıydı ağaç?
Ne olurdu onun da
Bacakları olaydı,
Ayakları olaydı!
Arif Nihat ASYA
Stop
Muammer Erkul
31 Temmuz 1999 Cumartesi

Aradığın bensem…
Ve sen beni bulamıyorsan;
Sebebi rüzgarlar,
Ve çaresi “yağmurlar” değil!..
Merhabalar, esasında farklı bir yorumum olacaktı ta ki “Türkçe yazanlar için hatırlatmalar” uyarınızı okuyana dek. Evet öğrenmesi çok kolay. 🙂
Yine de söylemek istiyorum, ders çalışmamaya bahane aradığım bir gün cep telefonumdan radyo dinlemek cazip gelmişti. yanılmıyorsam İrfan ATASOY okudu Tgrt fm’de. İrfan beyin sesi, sizin kelimelere kattığınız ruh… bambaşka bir hazdı dinlemek. Tanımlayamayacak kadar beğendim ve benimsedim.
Kalbime dokundunuz, bu çok zordu normalde. 🙂
Hımmm, sanki yazdığım yorum gitmedi. 🙂