Eskimiş 10 Kasımlar ve dağlarda ağlayan kurtlar…

    Kendimizin "eskimiş" olmasını kabul etmek bile güzel; o eski 10 Kasım’ların artık eskide kaldığından bahsederken! {*}{*}{*} Biz çocukken yaşadıklarımıza, büyük inkılapçı, yenilikçi, çağı yakalama sevdalısı Atatürk’ün razı olacağını hiç bir zaman zannetmem/zannetmedim. Hep şuna inandım ki; çocukları çok sevdiğini ve bu ülkeye aşık olduğunu her fırsatta işitip okuduğumuz Gazi Mustafa Kemal Paşa; eğer […]

5 mins read

Kör edici Kadillak, Cüney Tarkın ve sinema önündeki Malkoçoğlu’lar

Arı sineması açılıncaya kadar, pazar sokağındaki Yeni Sinema semtimizin tek sinemasıydı… Film çıkışlarında, yarım salon dolusu çocuk; sanki bendini yıkmış baraj suları gibi kapıdan dışarı uğrar… Derin ve içten “haaaayy” naralarıyla birbirlerine hücum eder… Saçlarını titrete titrete “artis pozu” yaparak sanki aynı filmi yeniden çevirir ve hatta neredeyse filmde anlatılan sahneleri yaşardı!.. Mahallede; düz veya […]

10 mins read

Pide kuyrukları ve orucun basamakları

Şimdiki çocuklar inanmayacak, ama biz kendileri kadarken motorlu kuryeler yoktu… Onlar olsaydı bile evlerde kurye çağıracak telefon yoktu… Basit bir iki şeyin siparişini vermek için de zaten hiç kimse (iki üç durak ve birkaç fırın geçerek) telefon kulübesine kadar gitmezdi… En yakın kurye ise, zaten işte şurda, sokakta oynuyordu; açıp camı seslenesin diye: -Muammeeer, koş […]

11 mins read

Leylek bohçası, lahana göbeği ve patlayan gemiden gelen bebek…

Acaba herkes biliyor mu dünyaya nasıl geldiğini?.. Bu konuda çoğu bir şeyler söylerdi, ama kamyoncu Ali amcanın tombul oğlu; “babam beni damperli kamyonla getirmiş”, derdi!.. Iyy!.. Biliyorum ki hiç romantik değil… Ama sanırım ki sık sık uzun yola giden babasının özlemiyle; koca bir kamyonun havaya kalkan kasasından “löngüürt” diye bahçeye dökülmüş olduğunu düşünmek şirin geliyordu […]

10 mins read

İncirli park ve üç tekerlekli mavi salep arabası

Demek ki misket mevsimiymiş, çünkü o gün, bütün çocuklar parkta… İncirköy otobüs durağı tam yolun dirseğindeydi. Arkasında ise büyük tekneleri karaya çekmek için koca bir makara var ve bu boşluğun iki yanı park… Cadde hizasına kaldırmak için; deniz ve makara tarafları örülüp yükseltilerek zemini düzlenmiş olan bu parklar, belli ki zamanında çok bakımlıymış. Bütün kenarlara […]

8 mins read

Tarihin ilk araba vapuru Suhulet ve Paşabahçe-İstinye hattı

  İstanbul dendiği zaman neden bu kadar çok şey hatırlıyorum, bilmem… Bilmediğim bir de şu; niye kimse benim hatırladığım detayları hatırlamıyor? Aslında bundan yana şikâyetim yok. Yok, ama derdim şu: Zihnimde eksik, yarım, noksan kalan teferruatı soracak veya aynı hatıra üzerinde konuşacak kimse bulamıyorum. Ya benim kadar umursamadıkları için unutmuş oluyorlar, ya da hatırlayanlar göçmüş […]

8 mins read

Rapunzel, Onbaşı Yaşar ve Uzun Ömer

  İnanılır gibi değil; zaman bu kadar hızlı mı geçiyor şehirde?.. İnsan kendi bildiği şeyleri, diğerlerinin de bildiğini sanıyor… Bunu ilk defa, çocuk dergisinde çalışmaya başladığım zaman yaşamıştım; Rapunzel’li bir örnek vermiştim aramızdaki toplantıda… Arkadaşlar; “Rapunzel de kim?” Demişlerdi… O sıralar yeni tanışmıştık, dergi ekibiyle; biri İşletme’de okuyordu: Bu yazıyı yazdığım sene, bir ulusal kanalın […]

9 mins read

Öksüren tosbağa veya ihtiyar efsane

  Komiklik uyduracak değilim; bildiklerimi yazacağım sadece… Fakat öyle bir durum var; bu arabalar hakkında ne yazsan ilginç, ne söylesen komik, ne yaşasan neredeyse ibretlik oluyor! Ayrıca, bahsi geçen arabalar mı ilginç te sahibini de ilginç kılıyor; yoksa ilginç adamların ortak tercihi mi olmuş, bu tuhaf şeyler, bilmiyorum… “Vosvosum var” diyen kimsenin, “ben sıradan biriyim” […]

10 mins read

Ajans saatleri ve ph, phı, pilipisle yolculuk…

  Belki Kore savaşından başlıyor haber dinleme tutkusu, bilmiyorum. Ama 1970’lerde bile “radyo” demek; teknolojinin tavanı demekti ara sokaklarda… Herkesi ilgilendiren haberler; fotoğraflı olarak basıldığı gazetelerde okunmadan bir gün evvel, radyoda duyuruluyor insanlara. Ne zaman oluyor bu? Tabii ki “Ajans” saatlerinde! Ajans saatleri şaşmaz: Kahvehanelerde sesler kesilir, evlerde çocuklar susturulur, dedeler kulak kepçelerine pütürlü avuçlarını […]

8 mins read

Radyonun diğer anlamı ve göğü çizen uçak kanatları

         Radyo, kelime olarak bir dönemi “de” anlatır. Belki bunun için eski radyolar “özel”liklerini koruyacaktır hep, bazı zihinlerde… Radyo; karanlıklardan süzülen ümidin, ipek dalgalarda yüzen müziğin, gökkuşağını andıran romantizmin, ince elenip sık dokunan edebiyatın, kurtla kuzudan peri kızlarına kadar ballandırılan masalın ve bilmem daha ne kadar konu başlığının hep birlikte açılımıdır o […]

9 mins read

Şişedeki mesajla buluşamayan prensesler

  Şimdi de delikanlı sayılırız ama o zamanlar daha bir delikanlıyız; 25 seneden fazla zaman geçmiş üstünden de yılını tam hatırlamıyorum… Fakat hafta sonu, günlerden Pazar… Bizim çocuklar nerden bulmuşlarsa, birkaç ahbap bulmuşlar. Hem de Anadolukavağı’nda. Hadi gidelim, dediler; olur gidelim, dedik…   {*} {*} {*}   Eskiden iletişim şimdiki gibi değil, herkesin cebinde ikişer […]

8 mins read

Uçurtmacı Naci, Eyüp Kardeş ve aynı uçurtmanın ipini tutmak…

  İstanbul sokaklarında geziniyor olmalarından başka iddiası olmayan bu yazılardaki ben; sıradan bir çocuk, insanlar arasına karışmış bir delikanlı… Ne onu kimse tanır şimdi anlattıklarını yaşarken; ne de kendisi tanırdı şimdi tanıdıklarını… Hani zaman geçtikçe, anlamadan kilo alır ya insan; hatıralar da öylece, sanki göbek yağı gibi birikiyor işte… Tanıdıkların çoğalıyor… Fakat… Yine de… “Bir […]

10 mins read

Peynire saplanan vapur ve bilinmeyen kıtada toprağa basmak…

    Bende vapur hikâyeleri bitmez ki. Bir tane anlatırken ikisi birden hatırıma geliyor çünkü… Öyle bir mevsimi vardır ki Boğaz’ın; yaşayan bilir. Yaşayan ama, cep telefonunun ne olduğu bilinmezken yaşayanlar… Yılın işte o mevsiminde, işe geç kalmamak için koşarak yetiştiğin vapuruna binersin. Hava günlük güneşliktir… Hafiften bir esinti bile vardır denizin üstünde… Martılar “caak” […]

8 mins read

Giden vapuru koşarak yakalamak ve Paşabahçe’nin hep gülümseyen Güzel’i…

  Sabahın körüdür… Altından dalgalar geçer, üstünden bulutlar; dışarıdaysan saçların savrulur… Hava soğuktur veya sıcaktır, vapur doludur veya değildir. Fakat yolcuların çoğu neşelidir… Yahut biz, neşelilerinin arasındayızdır… Sabahları, her şey bir oyun gibidir sanki. Herkes güler, eğlenir, dalga geçer birbiriyle; kavga başlayıncaya kadar! Aslında sık sık kavga da olmaz. Ama kavga hiç olmayacak şey değildir […]

9 mins read

16 milyon rengin dansı ve Köprü’nün yere battığı an…

  Saat kaç bilmiyorum, ama geç vakit değil. Üsküdar’da, otoparka bıraktığım arabayı aldım, sahil boyu gidiyorum. Böyle bir güzelliği o güne kadar hiç duymamıştım. Muhtemelen o gece bir deneme yapılıyordu. Çünkü haberi 24 Nisan 2007 Salı günü yayınlandı. Hava açık, gökyüzü siyaha yakın lacivert… Evlerin, ağaçların arasından gözüme kırmızı bir ışık takıldı, baktım; Boğaz Köprüsü’nün […]

8 mins read

Muhammed Ali’ye sarılan ilk beyaz adam ve bir devin gözyaşları…

   İlk kısmını (nasıl gördüğümü, sahnede konuşmasını, büyük kalabalıkla birlikte Sultanahmet camiine Cuma namazına gidişimizi filan) geçen hafta anlatmıştım ya… Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu Muhammed Ali Clay’in (2 Ekim 1976 tarihinde) İstanbul’a gelmesinden 17 veya 18 yıl sonra… Gene Sultanahmet’teyim. Ama, bu defa işyerim orda… Kapımın önünden, hatta penceremden bakınca, bir zamanlar Muhammed Ali […]

10 mins read

Sinan Şamil’in gecesi ve Sultanahmet’teki Muhammed Ali

  Geçtiğimiz kış… Bir akraba ziyaretine gitmiştim. Salona girdiğimde baktım ki bir delikanlı sanki şimdi kalkıp gidecek gibi, sırtındaki anorağıyla oturuyor… Görür görmez, beni de konuya aldılar. Meğer delikanlı boksörmüş. Kendisine sponsor arıyormuş. Spor malzemeleri satan bir mağazaları olduğu için, buraya da gelmiş; “acaba destek olurlar mı” diye… Gençler İstanbul şampiyonluğu sahibi, 18 yaşında, güzel […]

8 mins read

Dağdan inen katırlı adamlar ve asmalı teras

  Kavacık adını cümle âlem biliyor şimdi. Çünkü Asya ile Avrupa’nın kesişme noktalarından biri. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Anadolu yakasına bastığı tepe… Bütün yolların bağlandığı; bütün vasıtaların bir şekilde uğrayıp geçtiği; bütün işyerlerinin şube açmak için can attığı bir merkez halini aldı… Otoban haricinde ayrıca Şile, Riva, Beykoz ve Üsküdar’a bağlantıları olması; yüksekte olması, havasının […]

10 mins read

Çınaraltı’nda, yerde satılan Çanakkale madalyaları…

  Çocuk Dergisi’nde işe başladığım zamanlar… Ne çok yürürdü o zamanın insanları, biz de yürürdük. Yanılmıyorsam o gün de Fatih’ten Cağaloğlu’na gidiyordum; Şehzadebaşı, Beyazıt, Sahaflar Çarşısı, Kapalıçarşı, Nuruosmaniye, Cağaloğlu güzergâhını kullanarak… Yaz sabahları erkenden güneş yükselir, kubbeleri aşar, ulu ağaçların yaprakları arasından, kısa kısa ışıktan oklar gönderir… Bu sıralar, esnaf su dökmüştür dükkânlarının önüne, yani […]

8 mins read

Ekrandaki damat, meşin toplar ve bir hayali yaşamak…

  Allah rahmet eylesin, Sadiye teyze öleli çok oldu… Bizim apartmanın yapıldığı yerin sahibiydiler. Eski halini görmedim ama sanırım ahşap olan köşkü, Osman’ın babasına verip kiraya çıkmışlar. Bir müddet başka evde oturduktan sonra; kendi toprakları üstüne dikilen, bodrum dâhil altı katlı apartmanın üç dairesini almışlar… Üst yoldan, yedi sekiz basamak çıkılarak girilen kattaki iki daireyi […]

9 mins read