2004
Nerde o zeki adam?.. [31 Aralık 2004 Cuma]
Bir bilgeye sormuşlar: -Bir insanın zekâsını nasıl anlarsınız? O da cevaplamış: -Konuşmasından… -Peki ya hiç konuşmazsa, dediklerinde o bilgin kişi; -O kadar zeki insan nerede, demiş!.. {*} Şimdi buna yorum mu istiyorsunuz benden?.. Ne yorumu!.. Bu satırların ardına hangi güç ve cüretle yorum koyabilirim ki ben?.. Ve üstelik, burada, hepinizden daha fazla (bir sene daha) […]
Ve hikâye başladı [30 Aralık 2004 Perşembe]
Hani; Hani açacak bir gül yaprağı gibi… Hani; Kokusunu salacak bir gül yaprağı gibi… Hani; Dokunsan solacak bir gül yaprağı gibi… {*} Hani; Hani ilk kez yuvasından uçacak bir çingene kuşu yavrusunun kanadı gibi… …titriyordu ya dudağın… {*} Kaçan bakışlarını bakışlarımla yakalar gibi, Terleyen avuçlarını avuçlarımla kurular gibi, Titreyen dudağını… ….. Titreyen dudağın titremez olmuştu […]
İskele [26 Aralık 2004 Pazar]
Çoğumuzun çocukluğu iskelelerde geçti… Harçlığımızdan ayırdığımız parayla bir sinek oltası ve üç beş metre misina alıp, ve hatta ucuna da kurşun yerine beşlik çivi bağlayıp denize saldık… Denize ilk itildiğimizde yüzme bilmiyorduk. Ama tekrar ve tekrar düşeceğimizi bildiğimiz için suyun üzerinde durmayı öğrendik, başka çaremiz yoktu… Gün boyu ayaklarımızı aşağı sallandırarak otururduk iskelede. Balık gelmesini […]
Niyet neye [24 Aralık 2004 Cuma]
(..veya “bir şeyler düşünmek”) Bir arı, kovan kapısından çıkmadan evvel azıcık durup; “Bakalım bugün hangi çiçeklerin özünden nasipleneceğim”, diye düşündü… Ve uçtu gitti; Rüzgarın taşıdığı güzel kokuları takip ederek… {*} Bir böcek, deliğine dökülen kumları ittirerek toprağın üstüne çıktı. Sağına soluna bakındı. Sonra gözlerini ovuşturarak; “Sürüler hep şu taraftan geçiyor. Umarım ki yakınlara pisleyenler olmuştur. […]
Terminal [23 Aralık 2004 Perşembe]
Her yaş güzel; ama bazısı daha hareketli, daha eğlenceli… Her yaş güzel; özellikle akranların arasında geçenler… Her kafadan bir ses çıkıyor, ve sanırım “gülünemeyecek” sebep arasak bulamayacağımız günlerden birini daha yaşıyoruz!.. {*} Şehrin terminaline varıyoruz sonunda. Her yanımız otobüs; peronlara girip çıkıyorlar. Kimi adamlarsa çığırtkanlık yapıyor; uzun mola vermeden, hiçbir yere uğramadan, oyalanmadan gittiklerini ve […]
Tarihe şahit olmak [19 Aralık 2004 Pazar]
DÜNYA GÜNDEMİ: Dediler ki: -Madem bu kadar gayret sarf ettiniz, gelin de konuşalım… -Hayhay, dedi başbakan… Dedi ama, koltuğa oturur oturmaz oldu bittiye getirilerek kucağına atılmaya çalışılan, ne idüğü belirsiz öyle bir veletti ki; tutanın elinde kalacak ve kıyamete kadar da adı adıyla anılacak cinsten!.. -Bunu bu masada bulundurmamız mümkün değil, diyordu başbakan ısrarla. Ama […]
AB [17 Aralık 2004 Cuma]
Atlantis; bir efsaneydi veya değildi… Medeniyette bizden ilerideydiler veya değildiler… Kıtaları Atlas Okyanusu’na battı veya başka bölgedeydiler… Günümüzden onbirbin altıyüz sene evvel yaşamışlardı veya dünyada daha da önce idiler… Önemli olan; hem Atlantis’i, hem de Atlantis’ten önceki medeniyetleri insanlar kurmuştu… Sonrakileri de insanlar kurdu… Günümüzdeki medeniyet de insanların eseri, ve gelecek medeniyetler de insanların eseri […]
İstanbul’un sözlüğü var [16 Aralık 2004 Perşembe]
Kulaksız’ı, Selamsız’ı, Şaşkınbakkal’ı çok kişi bilir. Peki Öküz Limanı’nın nerde olduğunu kaç kişi biliyor, veya Perili Köşk’ün?.. Yerebatan Sarayı’nı oldukça gören vardır, ama Miskinler Tekkesi’ni gören pek çıkmaz… Hadi bilin bakalım Bamya Anıtı ile Lahana Anıtı nedir, nerededir, niçin dikilmiştir?.. Öğrenin bunu ve çocuklarınıza da öğretin… {*} “İstanbul Sözlüğü” ismiyle (M. Orhan Bayrak imzalı, 286 […]
Mercek [12 Aralık 2004 Pazar]
SORU: Neden “merceğe” benzediğimizi düşündünüz mü? Yani kapı merceğine… {*} -Eee, yazmak kolay!.. -Biliyorum ki yazmak kolay… Zor olan okumaktır! {*} -Tabii ki söylemek kolay! -Biliyorum, söylemek kolay. Zor olan; dinlemektir… Biliyorum, anlatmak dahi kolay. Asıl iş; anlamak… Anlamaya çalışmaktır! {*} Zor olan; Zor olana talip olmaktır… {*} Zor olan; düşünmek… Ve insanların, neden kapı […]
Develer ve eşekler [10 Aralık 2004 Cuma]
Sürüdeki her koyun kendi önündekinin ardından gider. Hem de ne yana yürürse yürüsün, hangi yöne dönerse dönsün… Sırtlarında değerli eşyalar, hatta altın ve mücevher taşıyan… Üstelik etinden sütüne, derisinden tezeğine kadar her şeyinden faydalanılan koca koca kervan develerini; küçük, çirkin, değersiz eşekler çeker!.. {*} Kuş sürülerindeki liderlerin ve karınca kolonilerindeki kraliçelerin farkı nedir biliyor musunuz […]
Delikler ve çiviler [09 Aralık 2004 Perşembe]
Gözler açık dönelenen gecelerin hatırına; Duy beni!.. {*} Bir çivi gibi saplı isen / bir çivi gibi saplı iken karanlığa… Yorgan; bir kundağa / aynı anda çarşaf bir kefene benziyorken; Duy beni!.. {*} Adına “zaman” dediğimiz büyük bir ağacın kendimize “mekan” bildiğimiz noktasıdır, çakıldığımız yer!.. Bu koca gövdenin… Sadece bize temas eden dokusundaki hareket ise; […]
Doğru olanı söylemek [05 Aralık 2004 Pazar]
Sorulunca veya sorulmadan “doğru” olanı söylemek lazım. Ama doğrunun da ne olduğunu bilerek!.. “Ben, mavi rengi severim. Demek ki mavi giyinmeyenler yanlış yapıyor.” Haydaaa!.. Peki kim dedi bunu, senden başka?.. {*} Doğru olan: Her insanın her insanı kendine benzetmeye çalışması değil, hiç bir insanın diğer insanları incitmemesidir… Doğru olan; herkesin zevkinin birbirinden ayrı olduğu, bazısının […]
Küçücük komiklikler [03 Aralık 2004 Cuma]
Hadi, “komiklikler” hayal edelim bugün: Bir kedi olacaksın… Bütün fareleri avlayacaksın, ama ağzını da o pis mahluklara dokundurmayacaksın. “Aksi halde seni sevmem”, denecek sana! {*} Bir köpek olacaksın… Bütün hırsızları, uğursuzları kovacaksın, ama boynundan zincirlenmiş olarak ve havlamadan. “Gürültü yaparsan cezanı çekersin”, denecek sana! {*} Bir tavuk olacaksın… Her gün tazecik, sıcacık yumurtlayacaksın, ama gıdaklamadan […]
Tarihe geçen gülüş [02 Aralık 2004 Perşembe]
Adamın biri, tarihe geçen salaklıkları toplamış, ilginç bir kitap olmuş. Geçenlerde okudum: Sene 1975, yer Gâvuristan imiş. Yapılan iş ise televizyon seyretmek… Bahsi geçen çift en sevdikleri programı izlerken gülmeye başlamışlar. Kendilerini tutamıyorlarmış. Yarım saat kadar süren bu gülme krizinin ardından kalp krizi geçiren adam ölmüş… Cenaze merasiminden sonra, program yapımcılarına bir mektup yazan kadın, […]
Doğru insanlara acımak [28 Kasım 2004 Pazar]
(Hazmının tamamlandığını sandığım bir iftarın ardından.) Yanlış insanlara acıyorsunuz!.. Acıkmış kimse, yemek verildiğinde doyar. Susamış kişinin içecek koyduğunda önüne, kanar. Yahut günü gelir çözülür problemleri birilerinin, rahatlar insanlar. Fakat bazıları, rahatlayamaz. Çünkü bunların kendileri rahatsızlıktır!.. {*} Kimilerine göre çok uzak, ama bana göre gayet yakın ve şu an burada bulunan herkesin görebileceği bir zamanda… Suçlanan,,, […]
Zulüm üstüne [26 Kasım 2004 Cuma]
Hun imparatoru Attila’nın, Galya yani Fransa’ya kadar sürdüğü atının ardında kalan geniş toprakları kendi torunlarının görememesinin asıl sebebi; onun Avrupa içine girmiş bir Türk olması, dinli ya da dinsiz olması filan değil; yaratılmış olana acımayıp, önüne çıkan her canlıyı öldüren kan dökücü bir zalim olmasıydı… {*} Etrafına ordu diye topladığı ama sürü mantığındaki vahşilere Çin’in […]
Köklerim vardı [25 Kasım 2004 Perşembe]
Köklerim vardı; Yapraklarım birer karış üzerindeyken başımın!.. {*} Fakat, meyvelerim de vardı o zaman. Belki de, meyvelerim asıl o zaman vardı!.. {*} Köklerim vardı; Koptu bazısı, kimi çürüdü… Kesti pek çoğunu da insanlar… Halbuki bir yavru gibi; emdikçe besleniyordum her kökümden, ve beslendikçe büyüyordum… {*} Şimdi, öyle bir yavruyum san ki; anasız, ninesiz, ebesiz, bibisiz… […]
Elma ve kırmızı [21 Kasım 2004 Pazar]
Her gün taze bir kırmızı elmayı kabuğuyla yemenin, diğer faydaları yanında; beyin hücreleri de dahil olmak üzere vücuttaki bütün hücrelerin direncini artırdığı.. Ve ayrıca strese karşı da güçlü bir koruma sağladığı tespit edilmiş… Sorusu olan var mı?.. -Var… -Buyurun, sorun… -Bu faydanın sağlanması için, sözü geçen elma ne kadar kırmızı olmalı? Bir kenarı kırmızı veya […]
Serçeler keman çalamaz [19 Kasım 2004 Cuma]
Tanıdığım bunca insan arasındaki erkeklerin çoğu ne kadar cahildi!.. Cehalet; bilmezlik, bilgisizlik… Cahilse; okumamış, öğrenmemiş, toy adam, demek… {*} Bilgeliklerden nasiplenmemiş olana değil de, kime acıyacaksın?.. ….. Ey adam; Tavuklar yumurta pişiremez! Omletle krep arasındaki farkı boşuna anlatıyorsun… Ey adam; Serçeler keman çalamaz! Hüzzamla nihavent arasındaki farkı boşuna anlatıyorsun… {*} Tavuklar bilgisiz olur mu hiç?.. […]
Sarı güvercin [18 Kasım 2004 Perşembe]
O gün… Seni göremediğim o gün önüne koyamadığım, ellerine veremediğim gülleri gönderdim sana; Canına diken batmış sarı bir güvercinle!.. {*} Dün… Günbatımına gül götüren sarı güvercin, güneşin mangalına düştü; karardı ortalık… İçim karardı! {*} Bugün… Sadece özlüyorum. Tütüyor içimde sanki bi’şeyler… Ve, bir şeyler başka bi’şeylere dokunup canımı örseliyor!.. {*} Yine sonbahardayız.. Sonbahar, geldiğin mevsim. […]
