2011
2011 Yılı Yazıları
Safer, çarşamba, uğursuzluk!.. [30 Aralık 2011 Cuma]
Telefonuma gelen mesaj çok sevdiğim eski bir arkadaştandı. Dudağımda peşin peşin açmış olan tebessümüm, cümleleri okuduğumda soldu, çünkü mesaj belalardan ve uğursuzluklardan bahsederek, şöyle diyordu: “Bugün safer [kendisinde belaların yağmur gibi yağdığı] ayının ilk çarşambasıdır. Bugüne mahsus okunulması gereken dua şudur…” Önce irkildim, sonra düşündüm. “Bu satırlar kim bilir daha kimlere gitti” diye tahmin […]
Ulusal şerefimize saldırı (veya Sarko’nun Şopar tavrı) [25 Aralık 2011 Pazar]
577 vekilden sadece 50’si “Soykırım olmamıştır diyene 1 yıl hapis ve 45 bin Euro ceza” için bir araya toplandı. Fransız meclisi neredeyse “Bizim aklımızdan zorumuz var mı” anlamına gelen oylamayı yaptı. O gün yani 22 Aralık 2011 çok kişiye sordum. Fransa’nın “aslında ne yapmaya çalıştığından” maalesef çoğumuzun haberi yoktu. Havaya kaldırılan sümüklü hatta kanlı parmaklar […]
Işık denizi [23 Aralık 2011 Cuma]
Bir secdelik zamanda, görüverirsin; Işık okyanusu ve çamurdan tepeler iç içedir aslında! Sen aynı sensindir; dağlar aynı dağlar ve bulutlaar ve güneş… Tırmanabilmiş olduğunca yükseğindesindir yamacın; belki yorgun ve belki de nefes nefese… Belki, birkaç adım daha yükselebilseydin veya belki birkaç metre indirilseydi hakikatin irtifaı… Ve belki, aahh… {*}{*}{*} Sen, aynı sensindir, ayağının bastığı aynı […]
Kaplumbağa terbiyecisi [18 Aralık 2011 Pazar]
Eşyasız odanın duvarları mavi çini ve İslam harfleriyle yazı döşeli. Arkasını dönmüş sakallı adamın üstünde kırmızı ve uzun bir giysi var, beli kemerli. Başına, etrafına gelişigüzel bir yemeni sarılmış arakiye takmış. Ayakları dibindeki kaplumbağalar yere atılmış olan yaprakları yerken, tablonun tek ışık kaynağı alçak pencereden içeriye ışık dökülmekte… Arkasına kavuşturduğu ellerinde bir ney tutmakta olan […]
Onüçüncü koltuk [16 Aralık 2011 Cuma]
Aşağıdaki “Onüç” isimli yazımı, üç sene içinde bu köşede iki defa yayınladım. Çok önemlidir. Ayrıca hem İngilizce ve hem de Fransızca dillerine tercüme ettirip web siteme koydum. Bâtıla batmış batının bu kör inancı, cahiller ve çocuklarımız arasında yayılmasın istedim! Konu bu hafta TBMM’deydi. Elbette en çok sevinenlerdenim: MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, aşağıda […]
Vazgeçmeye hakkın yok! [11 Aralık 2011 Pazar]
Sevdiği veya güvendiği savaşçılarını kaybettiğinde oturup ağlayan komutan, biraz sonra perişan olmaya mahkûmdur! Çünkü bir komutanın, savaşırken üzülmeye hakkı yok! Bir ova dolusu insan, seni “ardına düşülecek kişi” bilmişken… Bir ova dolusu insan da seni “karşısına çıkılacak kişi” bilmişken; senin üzülmeye, usanmaya, yorulmaya hakkın yok! Bir komutanın korkmaya hakkı yok! Bir komutanın vazgeçmeye hakkı yok! […]
Kabiliyet yarışması [09 Aralık 2011 Cuma]
İllüzyon, dans, taklit, çeşitli spor dalları gibi herkesin beceremediği birtakım marifetlerini, ekran başındaki insanlara da göstermek için müsabaka yapan yarışmacılardan, sırası gelen biri daha; kabiliyetini sergilemek için sahnenin ortasına gelip, salondaki binlerce kişiyi selamladı. Jüri başkanı “gösterisinin ne olduğunu” sorunca, yarışmacı; kelimelerin üzerine basa basa: -Ben, dedi… Bu salonda ve ekran başında, sayısını bilemediğim kadar […]
Ebruda İstanbul düşleri [04 Aralık 2011 Pazar]
Sanat ve edebiyatta şaşırtıcı gelişmeler varsa, memlekette de güzel şeyler oluyor demektir. Bin yıllarca geriden itibaren bunun sayısız örneklerini bulmak mümkün. Son yıllarda bazı belediyelerimiz gerçekten ayakta alkışlanacak büyük işler başardı. Zeytinburnu Belediyesi’nin muhteşem Kültür Sanat Merkezi ve buna bağlı yürüttüğü faaliyetler örnek olarak gösterilebilir. Bunlardan biri şu ki, belediye “Zeytinburnu’nun Ebedî Sakinleri” adı altında; […]
Yunan Lirası [02 Aralık 2011 Cuma]
Aslanlar bile inim inim inliyor; ki ter dökmeden, can yanmadan doğum olur mu? Bu coğrafya, nicedir çığlık çığlığa!.. Her damla ter, her damla kan birer haberci ve ayyuka çıkan feryatlar aslında bir müjdeyi haykırıyor: Bebek geliyor! Gün doğuyor… Biraz ter ve biraz yorgunluk ve biraz da gürültü olacak elbet! Dünya devridaimi sanki bir yumak gibi; […]
Gölgeni gördüm… [27 Kasım 2011 Pazar]
(Ben, saymayı Arnavut kaldırımlarında öğrendim) Siniyordu şehir ve sis gibi yumuşacık ama kararlı bir şekilde iniyordu akşam… Akşam iniyor, şehir siniyor ve her şey siliniyordu sanki!.. Sayısız evler vardı rengârenk, güneş altında parlayıp duran… Peki, soğuyan bir ölü gibi matlaşıyorken şehrin yüzü, renkler nereye gidiyordu?.. {*}{*}{*} Ben, şimdi derin sokakların içine, çamur rengi havayı soluyarak; […]
Sizi sevmek [25 Kasım 2011 Cuma]
[Bir harfi bile eskimemiş, on yıl önceki hasretimin…] Sizi sevmek… Şu yeryüzünde sizi sevebilenlerin en az seveni olmaya bile razı olacak kadar. Sizi sevmek… Şu yeryüzünde nefes alan ve nefes alacak herkesin sizi benden daha fazla sevmesini arzu edecek kadar. {*}{*}{*} Sizi sevmek; Asıl, sevgilerin bittiği an sizin sevginizle kucaklaşmak. Sizi sevmek; Kâinatın özsuyuyla […]
Nargüzeli [20 Kasım 2011 Pazar]
Birtanemdin… Gelirdin… Bakardım çoğalmışsın; sanki senin içinden bir tane daha sen çıkmış. Sonra bir tane daha ve sonra bin tane daha… Ve bakardım ki şu yanımda sen ve bu yanımda sen ve her yanımda sen… Sanki dünya, sadece senlerle ve ben ile dolmuş; ..nar güzelim! {*}{*}{*} Otururdun karşıma… Mavi bir ışık gibi uzanırdı bana bakışların. […]
Ebeveynler hakkında; Bir sıcak mektup [18 Kasım 2011 Cuma]
Bazen kendimi; annemin-babamın ebeveyni gibi hissediyorum. Sanki onlar küçücükler de ben, kocamanım! Hiçbir şey yapmasam bile; babamın sırtındaki teri önemsediğimi fark ediyorum. Bir yere gidecek olsalar bir sürü tembih sıralamak geliyor içimden… Ama bir gerçek var ki; onlar ebeveyn ve ben onların çocuğuyum! Ne olursa olsun, sonsuza kadar bu gerçek değişmeyecek! Annem ve babamla bir […]
Arifin tarifi [13 Kasım 2011 Pazar]
Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekâdan ileri gelen zihnî kemâl yani irfân sahibi, gönül ehli ve özellikle mânâ derinliğine vâkıf olan bir zât-ı muhtereme; “Efendim, şu dünyada en çok kimi seversiniz” diye sormuşlar. O ârif kişi, hiç düşünmeden; “Terzimi severim” diye cevap vermiş. Soranlar şaşkınlık içindeler çünkü bunca insan var çevrede, akraba ve yakınları var, öğrencileri […]
Her bir yolun iki ucu [11 Kasım 2011 Cuma]
Bizler, şimdi “var” zamanların havasını soluyoruz! Telefonlarımız var, arabalarımız var, evlerimiz var, her şeyimiz fazlasıyla var, ama biz de varız!.. Her şeyimiz “birçok” tane, ama biz “bir” taneyiz! Hepimiz, her zaman, işte bunu söylemeye, bunu anlatmaya, bunu hissettirmeye çalışıyoruz karşımızdakine ve herkese. Çünkü işte “bunu” hissediyoruz… {*}{*}{*} Bugün hangi evinde kalıyorsun? Bugün hangi arabayla geliyorsun? […]
Ağzı çiçekli kuzular [06 Kasım 2011 Pazar]
Klasik olmuş bir yazımız vardı. Her Kurban Bayramı yaklaştığında: “Saksıda kurban kesilmez” der, sonra da çözüm tavsiye ederdik. Çünkü o zamanki dertlerimizden biri de buydu: Neredeyse her arsa ve boş alanda satılan kurbanlıklardan birini seçer, ite çeke bir kamyonete veya taksi bagajına yatırır, apartman bahçelerine getirir, sonra da (kendimizi kesmemeye çalışarak) hayvanın boğazını kesmeye çalışırdık!.. […]
Millet illet zillet [04 Kasım 2011 Cuma]
İttihat ve Terakki isimli partinin milletimizin başına getirdikleri kıyamete kadar konuşulacaktır. Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci de son yazısında şunları diyordu: Gerçek milliyetçilik anlayışından mahrum, çoğu Türk aslından bile olmayan bu komitacılar [İttihatçılar], harbden harbe sürükledikleri imparatorluğun çökmeye yüz tuttuğunu görünce, kendilerince bir ideale sarıldılar: Türkçülük… Ziya Gökalp’in ideologu olduğu bu fikirle zafere ulaşacaklarını düşündüler. […]
Bir at, bir ot, bir odun [30 Ekim 2011 Pazar]
Bir atın var… Güzel güzel yürürken tökezliyor veya durduk yere kişneyip huysuzluk yapıyor. Alıyorsun kırbacı eline; yer misin, yemez misin?!.. Yemesine yiyor hayvancağız da, peki sonra? Sonrası şu: Her tökezlediğinde, her kişnediğinde, her huysuzluk yaptığında, bel kemiğinde odunlar kırılacağını öğrendiği için, tut tutabilirsen! {*}{*}{*} Herhangi bir sebeple sırtından yükünü düşüren atını dövüp kaçırırsan, başına ne […]
İşte bir olduk! [28 Ekim 2011 Cuma]
Geçen günkü yazıda; “terör, bu topraklardan istediğini alamayacak” demiştim ya. Hakikaten de alamayacak. İşte bunun delili Van’dır, işte bunun ispatı Erciş’tir… Büyük bir sınavdı verdiğimiz: Kırk yıldır terör ve dört gündür deprem enkazı… Fakat bu güzeller güzeli coğrafya ve bu koskocaman millet için değil haftalar, aylar ve yıllar; asır diye ifade edilen zaman bile ancak […]
Hepimiz Mehmet’iz… [23 Ekim 2011 Pazar]
Bin yıldır birlikte yaşayanlar olarak, hepimizin midesi bulanıyor. Her kimin içindeyse bu safra, artık onu taşıyanın da rahat olması mümkün değildir. PKK isimli kusmuğun öğürülme vakti gelmiştir!.. Hakkı, karanlık bir çalı ardındaki çukura def edilmek olan pisliği içinde tutmaya çalışmak da, ancak sahibine ağrı ve hastalık verir. Şaklabanlıklarla ekran işgali zaman geçmiştir. “Hepimiz Hrant’ız hepimiz […]
