2011
2011 Yılı Yazıları
Terör ve yaptıramayacağı!.. [21 Ekim 2011 Cuma]
Bütün ömrümüz boyunca dinlediğimiz, okuduğumuz, içimizi yakan PKK terör saldırı ve cinayetleri konusunda en korktuğum; şu akan çirkefli suyun yön, yatak, istikamet değiştirmesidir ki; belki birilerinin de en büyük hayali budur veya bu noktaya en çok dikkat edilmelidir! Ya bir gün… Hem de millet olarak, böyle öfkemizi yere göğe sığdıramadığımız bir gün… İçine belki de […]
Herkese “aynı” sınav! [16 Ekim 2011 Pazar]
Gürül gürül akan o geniş nehrin kıyısında yaşayan bütün insanlar; karşıdaki refah seviyesinin çok daha yüksek olduğuna inanıyordu. İşte bu yüzden (baba mesleklerine ve şu anki meşguliyetlerine bakmadan) kendi çocuklarının da “mutlaka” diğer yakaya geçmesini istiyorlardı! Nehir kenarında, yüzücü yetiştiren iyi kurslar vardı. Fakat bunun biraz da kabiliyet işi olduğu hatırlanmak istenmiyordu! Önceleri kurslar “öğrenci” […]
Çocuğa “ne” kursu! [14 Ekim 2011 Cuma]
(Öğrenciler bu yazıyı çok sevecek…) Fizik profesörü olacağım, diye ağlayan öğrenciyi hafta sonu resim kurslarına kaydettirdiler; çünkü karakalem portrelerinde gölge koyuluklarını tutturamıyordu… Ben kimya yüksek mühendisiyim, diyen başka bir çocuk vardı. Onu da babası düzenli olarak spor tesislerine götürüyor ve her akşam iki saat futbol eğitimi aldırıyordu… Annesinin ısrarıyla yazıldığı senaristlik ve şiir kurslarından nefret […]
The Way Back [09 Ekim 2011 Pazar]
“Özgürlük Yolu” diye çevirmişler de havalı durur deyip İngilizcesini yazdım. Zaten “Dönüş [geri] Yolu” anlamına geliyor ve gerçeklerden derlenmiş muhteşem bir kaçış hikâyesini anlatıyor. Peki acaba nereden ve kimlerden kaçış?.. Bu filmi baharda beklemeye başlamıştım, nihayet gösterim tarihi geldi. Sonra ne mi oldu dersiniz? Film bizim semtte değil, hatta bizim şehirde, bizim kıtada değil, koskoca […]
öF klavye! [07 Ekim 2011 Cuma]
Bu yazının ismi “öF klavye” olmalı, veya; Dil bilmeyen köleyle yâre haber göndermek!.. Karakorsan’ın tahta bacağı gibi “tak, tuk” sesler çıkara çıkara çet lisanı öğrenenlerin hepsi Q klavye kullanıyor. Peki ya, öncekiler?.. Önüne çıkan her yeşili kemiren çekirge sürüleri gibi, dünyanın her yöresinden çıkıp gelen on milyonlarca bilgisayar bizleri kuşatmadan ve bu memleketi adeta bir […]
Damla gibi [02 Ekim 2011 Pazar]
Milenyumun ilk senesinin ilk ayının ilk haftasının ilk günlerinde gün yüzüne çıkmıştı “Su gibi”. Ve adı, ismimi geçti… Bu yazımın yayınlanmasından tamı tamına on bir yıl ve dokuz ay sonra, ben halının üzerine yatmış sırtımı dinlendiriyorken ve dışarıda yağmur çiseliyorken; “su gibi”min asıl sahibi, klavyesinin tuşlarına dokunuyordu: Bir “damla” gibiyiz, diyordu… {*}{*}{*} Küçük, sessiz, sakin… […]
İşte bunun için Muhsin Dağı [30 Eylül 2011 Cuma]
25 Mart 2009 Çarşamba günü meydana gelen helikopter kazasını duyduktan sonra yazdığım ilk yazımda şu cümle de vardı: “O dağın adı artık ‘Muhsin Dağı‘dır!..” Sonraki gün yayınlanan (ve merhum Yazıcıoğlu’nun, bu memleketin her il ve ilçesinde teşkilatlandırdığı, bacası tüten “ocak”ları harekete çağıran) “Nizam-ı Âlem’e mektup” yazımda ise; İsmi “Muhsin Dağı”, “Beyaz Ölüm” veya “Üşüyorum” olabilecek […]
Klavye [25 Eylül 2011 Pazar]
Çoğu zaman yaparım bunu: Aklıma gelen cazip fikirler, yazılması gereken konular için bilgisayarımın belgeler klasöründe dosyalar açarım. Ben ve fikrim, yazacak ve yazılacak kıvamda buluştuğumuz zamana kadar, orada öylece durur bu dosyalar. Bunlardan bir kısmının üzerinde çalışıp yayınlarım, bir kısmını unutup eski yılların klasörlerinde kaybederim. Bir kısmına ise bakaar, bakar ve “acaba bunu neden not […]
Şansının farkında olmak [23 Eylül 2011 Cuma]
İnsan, annesi nerede doğurduysa orada hayata başlıyor. Ana babasını ve doğum zamanını seçmiş olan, elbette yok aramızda. Erkek veya kadın olmayı da seçebilmiş olan yok ve hatta insan olmayı bile!.. Soğuk yılanlar, ben kartal olmak istemiyorum, dememişti; yahut köpek doğmak istemeyenler değildir o şirin kedi yavruları. Bizler, “insan” olarak doğduk; acaba bu minnet nasıl ödenir? […]
Size yazmak… [18 Eylül 2011 Pazar]
Sabah, bir daha uyku tutmadı… Düşündüm; bu saatte, günün aydınlanmasını beklerken ne yapılır, diye. Balkona çıktım. Karşı bloklardan birinin balkondaki kadın da kalkmış evini havalandırıyor, kahvaltı hazırlıyor. Tortop olmuş küçük bulutlar var gökte sanki ipi üstünde uçup gitmiş çocuk balonları gibi… Hemen onların altından geçen üç beş martı, bir küçük karga sürüsü ve daldan dalda […]
Bir kişi ne demektir? [16 Eylül 2011 Cuma]
Belki “her şey” değil, ama bir kişi “çok şey” demektir! Bir kişi önce kendisinin önüne düşer, kendini bir yerlere doğru çeker ve bunda da ısrar ederse; onu takip edenler de çıkar ve düşerler peşine… Amaç; birilerinin önünde yürümek, değil elbette. Çünkü kibirle kalkan burunlar kırılır, toprağa karışır! Hedef; önce kendini selamete çıkarmaktır, seninle gelmeyi seçenlerle […]
Bir adam deli olacak! [11 Eylül 2011 Pazar]
Bir adam, bir şeylerin delisi olacak! Kalbindeki davasını; sanki ciğerine saplanmış oku kanırtıp kırar ve temrenini teninde bırakır gibi içinde saklayacak… Her adımda ve her nefeste duyacağı işte bu sızının inlemeleri; ..onun destanı olacak! {*}{*}{*} Bir adam, bir şeylerin delisi olacak! Her deli velî olmuyor ama, velîliğin yolu delilikten geçiyor; kendini fedadan, ardına bakmayıp istikamete […]
Ay [09 Eylül 2011 Cuma]
Bilirdim ki; ben görmesem de, senin bir yerlerden aya baktığını, çünkü ayı sevdiğini ve hatta… Ve hatta ayla söyleşenleri sevdiğini… Yani ay, senle ilgili bir şey oldu hep dünyamda. Her karanlığımda sen vardın! Yazmak istesem kâğıdıma düşen aydınlık, hüzne savrulsam içime yansıyan ışık… Ve her geceme nur, her günüme huzur gibiydin… {*}{*}{*} Bayrağımdaki hilâl, minaremdeki […]
Tohum ve nem [04 Eylül 2011 Pazar]
Çoğu kimse şunu bilmiyor: “Osmanlı” ismiyle anılan dedelerimiz, kuzeyden güneye ve doğudan batıya kadar bütün toprakların sahibi olmak; bütün denizlerin hâkimi olmak; bütün insanları köle, bütün hayvanları mal yapmak ve bütün hazineleri bir araya toplamak derdinde değildi… O kutlu insanlar imparatorlarla, krallarla, hükümdarlarla savaşmadı… Onlar papazlarla, hahamlarla uğraşmadı… Onların düşmanları Patrik değildi, Kardinal ve hatta […]
Bayramdan güzel, nedir? [02 Eylül 2011 Cuma]
Bayram günlerinde herkes herkese selam verir. Bayram günlerinde herkes herkese şeker, mendil, çorap, çeşitli hediyeler, bir şeyler verir… Bayram, vermeye çalışmaktır! {*}{*}{*} Ha el öpmeye gelen çocuklara arzu ettikleri şekeri, ha rastlaştığın Müslümana hakkı olan selamı, ha karşına gelen meleğe senden istediğini… Bayram; vermeye alışmaktır!.. {*}{*}{*} Bayram; bir şeyleri seve seve, sevine sevine, kolayca verivermektir… […]
Sana mektup… [28 Ağustos 2011 Pazar]
Birçok hayır ve ibadetin sevabı az önce “sana da” gitti, biliyor musun? Hatm-i şerîf dahî vardı aralarında. Sevgi bağımız olan güzel insanlar okuyup göndermişler, bir nevi emanet olarak. Hani; sen al da istediğin kişilere gönder, diye. Onları dağıttım Kadir Gecesi, kollarım yoruluncaya kadar… {*}{*}{*} Bilsen de bilmesen de, senin “derûnunda” güzel bir şeyler var… Hem […]
Bayram, affedilmektir [26 Ağustos 2011 Cuma]
On sene oldu. Ramazan arefesi Çorlu’dan otobüse bindim, yarın oruçtu… İnsanlarda tatlı bir telaş, çok az yer kalmış arabada da. Genç bir adamın yanına otururken selamlaştık. İri yapılıydı, sigara kokuyordu. Benden az evvel bindiği otobüse son anda, koşarak yetişmişti… İlginç de bir ruh hali içindeydi; sevinç-korku karışık! Kitabımı kapatıp sorusunu cevapladım. Ona “İstanbul’un ne kadar […]
Bir yanlış her doğruyu götürür! [21 Ağustos 2011 Pazar]
Avizesini parlatıyor sahibi. Ve ışığı binlerce huzmeye ayırsın diye kristal toplar sarkıtıyor boşluğa… Eskilerini sökerek en yeni ampullerden takıyor duylara… Orta çembere bitişik daha küçük avizeler de var ve onlardaki ampuller de zor sayılabilecek kadar çok ama hepsi de aynı hatta bağlı. Asla hata istemiyor, titizleniyor, işinin uzmanı olan ev sahibi. Masraftan kaçınmıyor, zaman çalmıyor, […]
Kültür “mantar”ları!.. [19 Ağustos 2011 Cuma]
Almanya’da halkın kültür düzeyini ölçmek için bir anket düzenlemişler. Sokaktaki insanlardan (ismi “B” ile başlayan üç meşhur Alman söylemelerini) istemişler. Adamın biri tereddüt bile etmeden hemen üç isim (futbolcu) söylemiş: -Beckenbauer, Ballack, Bonhof!.. Anketçi demiş ki: -Peki Bach, Beethoven, Brecht, Böll, Brahms gibi isimler hiç aklınıza gelmiyor mu? -Kusura bakmayın, demiş adam. İkinci lig oyuncularını […]
Karıştığın hangi deniz? [14 Ağustos 2011 Pazar]
Bilmek, baldan tatlı bir duygu! Değil mi? Bilmediğini kendisi de bilen… ama yine de o konu hakkında konuşan kimseler gördünüz mü hiç? Hani, rüyada “bal kavanozunu” yalayan fukaralar gibi!.. İstediğin kadar yala, doyacak mısın? Hayır!.. Kavanozun içindeki balın tadını alacak mısın? Hayır!.. Ya kavanoz kırılırsa, dilin kesilip kan revan içinde kalacak mısın? Evet!.. E peki […]
