2001
Yerli malı kemik kolye! [30 Aralık 2001 Pazar]
(Bilgisayarımın yanında öyle bir greyfurt var ki; sanki son yılları hiç görmemiş gibi, çevresi yarım metreye yakın!.. Daha irileri de olurmuş bunların, öyle diyorlar… Ama nasıl da güzel kokuyor, anlatılmaz…) Yedi ile başlayan (70’li) yıllarda, “Yerli malı” dediklerinde, çizgi filmlerde gördüğüm “yerliler” gelirdi aklıma hep… Yerli malı ne olabilirdi ki; ağaçtan kopartılmış birkaç meyve, ayıp […]
Üç kelime [28 Aralık 2001 Cuma]
Bütün gece üç kelimeyle uğraştım… Bende çok sık olur bu. Bir konu, aniden, bütünüyle beliriverir zihnimde… Derim ki; “A’hahh!.. Bu yazı, bugüne kadar yazdığım en iyi şey olacak!..” Ama kalkıp “en iyi yazı”yı yazmak yerine, “hayaline” dalarım hep… Ve bu hayal, yatırıp beni kucağına kulağımın arkasını kaşır, parmaklarını saçımın arasında dolaştırır, kirpiklerimi okşar, perçemlerime üfler…ve […]
Çünkü kitap ışıktır [26 Aralık 2001 Çarşamba]
(Bazı anlar sanki birer şifre gibi… Bazı anahtarlar dönüveriyor sanki eski kilitlerin içinde ve sanki açılıveriyor zihinlerdeki gizli odalar… Değil mi?) ….. Hepimiz bir yerlerindeyken evin; kalakaldık!.. O an çakmağın ve mumun nerde olduğunu hatırlayıp, seslendim; -Bi’dakka, bi’dakka… Kimse kıpırdamasın!.. Önce banyonun kapısını, sonra yanında çakmak olan mumu buldum. Yaktım ve salona doğru yürürken, ışığı […]
Gideceksen… [23 Aralık 2001 Pazar]
Haydi git! Beyaz atın üstünde doludizgin; çiçeklerin boynunu ezerek, kırarak git… N’olur işkence etme… Mahmuzla şu atını; hadi git gözlerimden, ufkumu yırtarak git!.. ….. Haydi git! Beyaz atın üstünde doludizgin, Çiçeklerin boynunu ezerek, kırarak git!.. Gideceksen, hadi git beyaz atın üstünde doludizgin; kırarak, ezerek git boynunu çiçeklerin!.. N’olur işkence etme… Mahmuzla şu atını, Haydi git […]
İyi günde, ve iyi günde… [21 Aralık 2001 Cuma]
(Anne ve babalar için, gizli bir sır vereyim mi bugün?..) Farkettim ki, bir süredir babam beni kandırmakta!.. Her sabahın erkeninde onu salonda bulmaktayım. Demekte ki bana; “- Oğlum!.. Bir fırsatını bulup değiştiremedim ya şu gözlüklerimi; bu yazılar benim için çok küçük kalmaya başladı, harfleri seçemiyorum… Hadi şu kitabı kaldığım yerden oku bana birazcık!..” Bu sabah… […]
Gül bahçesi pâre pâre kor açmış [19 Aralık 2001 Çarşamba]
Menzilim karanlık, insiz ve cinsiz; Jiletli yollarda kanlı izlerim! ….. Yolumun ilersi yol bile değil. Yol; bir olgu, yol; geçilmiş ve geçilecek yer… Yol; açılmış, temizlenmiş, geçilmeye izin vermiş mahaller… Yollar seni hedefe, menzile ve mekâna götürecek çizgiler. Ve ben!.. Sıradışı, gidilmemiş bir yolun yalınayak yolcusu… Ve ben; yüzü bilinmeyene dönük kişi, sırrı fâş etmekten […]
İmza Günü(!) [16 Aralık 2001 Pazar]
Şükür ki, geçen geceki program gele gele Kadir Gecesi’nin seher vaktine kadar kaydı… Sevdiğimiz insanlar sevdiğimiz diğer insanlara dualar etti mübarek saatlerde; ne güzel… ….. İnsan kendini niye beğenmez, başkasının baktığı yerden baktığında?.. Bilmem ki!.. İyi insanlar beğenmiş aslında, beğenmeyen; henüz iyi olamamış insan!.. {*}{*}{*} O gün bir şey olmuş, ben de anlatmıştım: Bir arkadaşım […]
Sen olmadan [14 Aralık 2001 Cuma]
Sen olmadan Sen olmasan! Sen olmadan, ben ne olurum; Sen olmadan?.. {*}{*}{*} Adresi olmayan bir mektup gibi yorulmaz mıyım bütün zamanların ve bütün mekanların içinde?.. Sahili bulamayan minik bir dalga gibi kolum kanadım düşmez mi ummanlarda? Ve rüyalardaki parmak izlerini aramaz mıyım herkesin bildiği dünyada! {*}{*}{*} Ve sen olmasan… Sen olmasan kaybolmaz mıyım asıl, kayıpların […]
Sizi sevmek [12 Aralık 2001 Çarşamba]
Sizi sevmek… Şu yeryüzünde sizi sevebilenlerin en az seveni olmaya bile razı olacak kadar. Sizi sevmek… Şu yeryüzünde nefes alan ve nefes alacak herkesin sizi benden daha fazla sevmesini arzu edecek kadar. {*}{*}{*} Sizi sevmek; Asıl, sevgilerin bittiği an sizin sevginizle kucaklaşmak. Sizi sevmek; Kâinatın özsuyuyla sulanmak… {*}{*}{*} Sizi sevmek; Kalbime kaptan, duygularıma kaftan bulmak… […]
Köprü [09 Aralık 2001 Pazar]
Köprü Azgın bir nehrin üzerine, hem de kendi iradesi haricinde “kurulmuş” olan derme çatma, zayıf köprünün; “Bana gelin. Bu yana gelin… Kurtulmak isteyen beni bulsun, beni sevsin… Ve yolu benden geçsin!” Demesi nasıl gurur olur?.. {*}{*}{*} Ardında “hürriyet” olduğunu bilen bir köprünün, yapması gereken de zaten bu değil midir? {*}{*}{*} Aslında onun arzusu; kendini değil, […]
Domates mi kırmızı?.. [07 Aralık 2001 Cuma]
Hayat zor, diyenlere şaşmak lâzım… Çünkü “hayat zor”; eşittir deniz ıslak, taş sert, domates kırmızı, kar soğuk!.. Kar soğuk olmasa “kar” olmaz!.. Kar olmasa ne kartopu, ne kardanadam yapılmaz… Kar olmasa eğer, kar; baharı bekleyen çiçekler, ekinler ölür susuzluktan!.. Bugün kar yoksa eğer, yarın karınlar doymaz!.. {*}{*}{*} Hayat mı zor?.. Bedavadan önüne konmuş domatesin “zaten […]
İstinad duvarları [05 Aralık 2001 Çarşamba]
Demin, demin!.. Hani ben öbür yazıyla uğraşırken… Bir an onu aramak geldi içimden, aradım. Cıvıl cıvıldı yine. “-Heey, dedi heyecanla. Bak aklıma ne geldi… Geçenlerde, Süleymaniye’nin Haliç tarafındaki sokaklarında dolaşıyordum. Bir duvar gördüm. Üzerinde küçük küçük delikler…” “-Onlar kuş yuvası değil ama, diye gülerek aldım lafı ağzından… Duvar yüksek ya… Arkası toprak ya… Toprağa sızan […]
Gece mi olur koyu kendi karamdan gayrı?.. [02 Aralık 2001 Pazar]
Karanlıktı… Hayır, “ben” karanlıktaydım! Bir ışık gördüm; hem ırak hem yakın… Bir ışık gördüm; zayıf gibi kuvvetli, ince gibi kalın!.. Veya, bazen görünüp bazen kaybolan; bazen büyüyüp bazen küçülen; bazen elle tutulurcasına şurda gibi ve bazen de yok kadar uzak!.. ….. Gece olur mu daha karanlık; insanın kendi karanlığından?.. İşte, bendim karanlıkta olan, gördüğümde gökteki […]
Gökte ay var yerde yar… [30 Kasım 2001 Cuma]
Yer göğün neresinde, gök yerin neresinde… Her yer, heryerin içinde; Nerde yâââr? {*} Gökte ay var, yerde yar… ….. Nâr yârin bahçesinde; Her hasâd mevsiminde tutuşup yerle serden, akkor olup ararım; Nerde yâââr? Gökte ay var yerde yar… ….. Ay, yâri gösteriyor yarın karşı yanında… Yer kırık ekmek gibi; Zamanın ağzındaki, dişlerde yâââr!.. {*} […]
Hazine haritası [28 Kasım 2001 Çarşamba]
Ben, mecbur kalmadıkça ceket giymem. Ne zaman mecbur kalırım peki?.. Evlendikçe mecbur kalırım(!), program dahilindeki toplantılara katıldıkça mecbur kalırım… Bir de okul zamanlarında bazen mecbur kalır… (dım)… ….. Bu sabah aceleyle blucinimi çektim altıma, bisiklet yakalı ince bir bordo kazak geçirdim üstüme, peki daha üstüme?.. Orda, dolabın tam köşesinden, bana her gün boyun büken bir […]
Bir avuç toprak!.. [25 Kasım 2001 Pazar]
Yâr, kesemem ipimi; bağlolduğum kapından… ….. Kim bilir kaç mecliste; naylon torba içinde “memleket havası taşıdığımız” söylenmiştir de, gülüşülmüştür bu saflığımıza… Ama sonra da saf saf olup bu ‘sâf’lığımıza saygı duyulmuştur, öyle değil mi?.. Şişelerin, bidonların içinde su taşımaz mı kendileri susuz yolcular, bir kıtadan bir kıtaya; kendileri içmeden… Ve sonra onu fincan fincan sunmaz […]
Ayıbı olmaz bu işin!.. [23 Kasım 2001 Cuma]
(Çarşamba gününden devam) İki gün sonra, akşamüzeri… Yukarı çıkmak isteyen üç kişi asansörün gelmesini bekliyor. İki de çocuk var, biri babasının elinden tutmuş. Beni görünce işaretleşiyorlar, büyük olan kulağını kardeşinin ağzına yaklaştırıyor, küçük olan gene öyle, aynı şekilde gülüyor: “Pp.. Pppf.. Pppfrrhehhehhee!..” Şimdi herkes ona bakıyor, ben de ona bakıyorum sinirli sinirli. Sonra elinden tuttuğu […]
Ayıbı olmaz bu işin!.. [21 Kasım 2001 Çarşamba]
(Dün bahsetmiştim ya, işte o konu…) Asansörde, boyunlarındaki askılı çantalardan; yaz tatilinde mahalle camisinde açılan kursa gittikleri belli olan üç çocuk vardı. Ben yanlarına binince seslerini iyice kıstılar… “Oku hadi, oku” diyordu biri. Diğerinin hali, aslında ezberinin tamam olmadığının belirtisiydi. Belli ki diğeri de bunu biliyor ve yarım saat sonra hocanın karşısında şaşırmasın diye çabalıyordu. […]
Dum, dumaa, dum dum!.. [20 Kasım 2001 Salı]
İlim ehli kişiler konuşmazlarmış… Konuştuklarındaysa sözleri ezberlenir, anlatılır, tekrarlanırmış yıllarca… İlim ehli kişiler konuşmazlarmış… Konuştukları sözlerinde ise tesir olurmuş… ….. Kala kala kim kaldı dersiniz?.. Açın pencerelerinizi de dinleyin: “Dum dum daa dum dum!.. Dum dum daaa dum dum!..” {*} Mahallenin tamamının duyuyor olması sesini, seni haklı kılmaz elbette… İsterdim ki şunu; Keşke İÇİMİZİN DOLULUĞU […]
İnsanlar supaplı değil?.. [19 Kasım 2001 Pazartesi]
Eğer canım biraz sonra sopa yemek istiyor olsaydı, şöyle sorardım: “Hiç otomobil lastiği göreniniz oldu mu?.. ….. Kamyon lastiği de olur canım, hatta bisiklet lastiği bile olur…” {*} Bir de, bu lastiklerde şöyle şu kadar… Yani kurşunkalemin yarısının yarısı kadar bir kısım vardır da adına supap derler… Onu gördünüz mü?.. Hah, iyi!.. Peki ne işe […]
