İrfânın filizleri… İnsanın yeşermesi… [15 Kasım 2001 Perşembe]

İrfânın filizleri… İnsanın yeşermesi… Masallardan ve misallerden bahsetmiştik ya… Masallar, çeşit çeşit arazilerden geçerek, sonunda en verimli toprakla buluşan bir tatlı su dereciği gibi; İrfânı yeşertir… ….. İrfânın yeşermesi; “İNSANIN YEŞERMESİ”dir aslında!..  {*} Okulsuz mekânlarda da irfân ele geçebildiği gibi; irfânı kapısında hiç görmemiş okullar da olabilir… Ama, masal anlatılan kıraathanelerdeki çay tabaklarının kenarından birer […]

4 mins read

Masalın kanatları… [14 Kasım 2001 Çarşamba]

İnsanoğlu, küçük bir “oğul” gibi; masallarla ve misallerle öğrenmeye yatkındır! Ben… Öğrendiğim on şeyin, yedi veya sekizini işte böyle hikaye ve temsillerle öğrenmişsem, benzer biçimde anlatmaya da yakın oluyorum haliyle… ….. Ahh, masallar; nasıl da uçururlar, bizi kanatlarının üstünde!.. ….. Masallar, her coğrafyada ayrı bir iklimdir; Sadece kulağı olanların farkedebildiği… ….. Masallar; her mevsimde esen […]

5 mins read

Ne yüksek bulut!.. [13 Kasım 2001 Salı]

Ne yüksek bulut!.. Bir varmııış, bir yokmuş boyutundan: Ben zaman zaman, zemine kadar yaklaşabilip, kökü toprağa bağlı olanların kulağına; “Göreceksin, diyorum. Güneş doğacak ve pırıl pırıl yükselecek… Biraz sabret, diyorum. İnan bana; hava gayet güzel olacak… Sen, sadece, birazcık sabret!..”  {*} Mesajlarımı fısıldadıktan sonra, sanki derin bir nefes almış gibi havalanıp yerden uzaklaşıyor, ve yine […]

4 mins read

Köprünüz kaç şeritli? [12 Kasım 2001 Pazartesi]

Köprünüz kaç şeritli? (Bu yazı ERKEKLER için, diyeyim ki; HANIMLAR daha evvel okusun!..) Kızlaaar!.. Hadi bu haftaya sizi “gıcık” ederek başlayayım, olur mu?.. Daha doğrusu, bu haftaya başlarken, ekstradan, bir de bana gıcık olun, noolur ki!..  {*} Fıkralar ne çok şey ifade eder bazen, değil mi?.. İşte bu fıkra da onlardan biri, yani öyle diyorlar!.. […]

5 mins read

Kaydet şu yazıları!.. [09 Kasım 2001 Cuma]

1- Yahu, insan bir kere yapar değil mi aynı hatayı?.. Yok, ben illa ki, her elektrik kesilmesinde, ne kadar yazmışsam, dünya kadar yazıyı kaybedeceğim!.. Aahh!.. Allaaaah!.. Bunun sırası mıydı şimdi bee, elektrik kesilmesinin zamanı mıydı?..  {*} Önüne gelen söyleyip durur elbet bana da… Aynen sizlere de söyleyip duranlar olduğu gibi; “Kaydet şunları!..” ….. Kopyalamak, saklamak… […]

4 mins read

12 Kasım+12 ay+12 ay daha… [08 Kasım 2001 Perşembe]

Benim yorumum, işte sadece bu başlık olarak kalsın… Ben ki o gün… O, akşamın alacakaranlığının, yerini iyiden iyiye gecenin siyahına bırakırken… Tam 400 kilometre uzaktan sarsıntıyı hissedip kendimi bahçeye attığım gün… Orda, o çalkalanan toprağın tam ortasında olanların elbette benden fazla hakkı var, söz etmeye… Belki o insanlar da sizinle veya benimle birlikte gördü, gün […]

7 mins read

Nektar makinesi [07 Kasım 2001 Çarşamba]

Son doğum günümde çook şey öğrendim; ….. Aç şimdi kollarını. Biraz daha aç, biraz daha… Evet, dola şimdi kendi üstüne, sar sımsıkı kendini… Hah; işte bu sendin!.. Ah, yanlış yazdım, gerçekten… “İşte bu, sensin” diyecektim. ….. Bu senden başka sen yok… Ama bu; “senin” değil!.. ….. Yani bu; sen değilsin, veya bu sen “sen” değilsin!..  […]

2 mins read

Güzel kuzgun yavrusu(!) [06 Kasım 2001 Salı]

Kuzguna mı bu kadar güzel görünmekte yavrusuu, yoksa yavru mu gerçekten bu kadar güzel?.. Neddiyon genee?.. Diyom ki; yarım dakika kaldı, birazdan (bütüün demiyeyim ama) çook genç kızın yüreciği “gümbüüür gümbür” edecek!.. ….. Kuzgun kim? Bendeniz… Yavru kim?.. Ömer!.. Çatlatmasana yav, peki Ömer kim?.. Ömer mi? Ömer, Kenan Işık’la yarışmakta olan, ve Filyos çayının Karadeniz […]

7 mins read

Suç, çerçi eşeğinin… [05 Kasım 2001 Pazartesi]

(Bu yazıyı kes… Veya anlattıklarımı unutma, ki çook insanın önüne koyman gerekecek!..) Çerçi ne demektir bilen var mı?.. Çerçi; sırtındaki sandık veya küfelerinde akla gelebilecek her şeyi taşıyan eşeğiyle, dere tepe gezip köy köy dolaşan satıcıdır…  {*} Sen… Bir gün, bakasın geliyor malların arasına… Görüyorsun ki; orda… Satılık eşyaların arasında bir kitap var… Ve anlıyorsun […]

3 mins read

Bir günlük afiyet… [02 Kasım 2001 Cuma]

Bir günlük afiyet… Bayram veya kandil günlerinde bol bol e-mektup ve mesaj alıyorum. Alıyorum da, bir türlü anlayamıyorum; bunca insan nereden buluyor bu kadar güzel mevzuyu da, yazıp bana gönderiyor… ….. Genelde çok da güzel oluyor bu sevgili can dostlarımın yazdıkları. Derinliği oluyor, seviyesi oluyor hemen her satırın…  {*} İsterdim ki, hiç birini unutmayayım bunların. […]

4 mins read

Bugün ne öğrendim?.. [01 Kasım 2001 Perşembe]

  Bugün ne öğrendim?.. Çok zaman soruyorum bu soruyu kendime: “Bu gün ne öğrendim?..” Şükür ki hep yeni öğrenilmiş bir şeyler buluyorum içimde, ve seviniyorum; Fındık yutmuş aç bir filin sevinciyle!.. ….. Hortumunu sallayıp kumlara puflamaktan başka yapacağı ne var ki, çölleri mekan tutan kalın derili filin; Ardında, bin ömürlük gıdasını yeşerten koca bir orman […]

5 mins read

Fakirin aç yatması.. [31 Ekim 2001 Çarşamba]

Fakirin aç yatması.. Birisi dese; “mutlaka sigarayı bırakmanız lazım” ilk tepki ne olur?.. Bir sigara yakmak!.. Bu hareket, “bak işte gene bir şey olmadı” anlamına geldiği gibi; “bir tane daha içeyim onsuz kalmadan” da demektir!.. ….. Ama, insanın içinde öyle bir dürtü var ki; söylenen şeyin “aksinin” avukatıdır sanki… Sana bir anda bin iş bulur, […]

4 mins read

Yarım… Ve yamalak! [30 Ekim 2001 Salı]

Belki de hiç düşünmemiştim, bilmiyorum; ben kimdim ve kime, nereye bağlıydım?.. Güneşin doğmadığı bir güne uyanmamıştık ki hiç birimiz; Güneşsizliği bilelim… Havasız bir yer yüzünde çırpınmamıştık ki, nefes alabilmeyi fark edelim… ….. Var ise vardır hep bir şeyler; Elimizden gittiği âna kadar…  {*} İğne batmadan, soğuk vurmadan, güneş yakmadan farkına varmaz ya insan, bir “teni” […]

3 mins read

Gölgeni gördüm/2 [29 Ekim 2001 Pazartesi]

Gölgeni gördüm/2 (Ben, saymayı arnavutkaldırımlarında öğrendim..) Siniyordu şehir ve sis gibi yumuşacık ama kararlı bir şekilde iniyordu akşam… Akşam iniyor, şehir siniyor ve herşey siliniyordu sanki!.. ….. Sayısız evler vardı rengarenk, güneş altında parlayıp duran… Peki, soğuyan bir ölü gibi matlaşıyorken şehrin yüzü, renkler nereye gidiyordu?..  {*} Ben, şimdi derin sokakların içine, çamur rengi havayı […]

4 mins read

Düşünebilmek [26 Ekim 2001 Cuma]

Bir gün Necip Fazıl’a: -Düşünebilmek ne demektir? diye sorarlar. -Düşünemediğimizi düşünmedikçe düşünebilmekten uzağız! şeklinde cevap verir.  {*}   Kader ne der? Fatih Sultan Mehmet çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca II. Murad: -Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz, diye çıkışır. O esnada II. Murad’ın yanında olan Akşemseddin hazretleri: -Peder ne der, kader ne der!.. diye […]

3 mins read

Gölgeni gördüm… [25 Ekim 2001 Perşembe]

Gölgeni gördüm… (Ben, saymayı Arnavut kaldırımlarında öğrendim) Siniyordu şehir ve sis gibi yumuşacık ama kararlı bir şekilde iniyordu akşam… Akşam iniyor, şehir siniyor ve herşey siliniyordu sanki!.. ….. Sayısız evler vardı rengarenk, güneş altında parlayıp duran… Peki, soğuyan bir ölü gibi matlaşıyorken şehrin yüzü, renkler nereye gidiyordu?..  {*} Ben, şimdi derin sokakların içine, çamur rengi […]

2 mins read

Ne farkı var farkımızın?.. [24 Ekim 2001 Çarşamba]

Ne farkı var farkımızın?.. Aynam olman için, “aynım” olman gerekmiyor ki… Seni seviyorum! Ben, içimi görüyorum “içine” baktığım gözlerinden… Ben, sana bakıp hatta, Kendime-çeki düzen veriyorum!..  {*} Aynı buluttan dökülmüş olduktan sonra… Ve aynı fincanda “bir”leşebildikten sonra; Ne farkı var farkımızın?.. ….. Seni seviyorum!  {*} Sonra, sorular zorlaşıyor… Anlıyorum ki, iyice düşünmem lazım; kumbara mı […]

3 mins read

Çiçekler siyaha boyanmaz… [23 Ekim 2001 Salı]

Hiç düşündünüz mü, acaba ilk papatya hangi tarihte zuhûr etmiş yeryüzünde?.. ….. Ve hiç düşündünüz mü; o zamandan beri acaba kaç kurak yaz boyunca, bir damla gözyaşına bile hasret büyüyüp, çiçek açıp, bir de tohum bıraktı papatyalar… …sonraki senelere!..  {*} Hiç düşündünüz mü; acaba ilk çiğdem, ilk menekşe hangi tarihlerde belirmiş?.. Ve, hiç düşündünüz mü, […]

1 min read

Yolda trenden atlanır mı?.. [19 Ekim 2001 Cuma]

Gar tren doluydu… İnsanlar çantalarını, valizlerini sırtlamış; çocuklar oyuncak arabalarını, tombul ayıcıklarını kucaklamıştı… İri harflerle yazılmış afişler yapışıktı her yanda. Kırmızı burunlu palyaçolar ceplerindeki boya kalemlerini, avuçlarındaki şeker ve çikolataları gösteriyorlardı çocuklara. Çığırtkanların sesinden insanlar kendi sözlerini dahi işitemiyordu köşe başlarında…  {*} Her tren diğerinden farklıydı ve insanlar da zaten bu özellikleri inceliyordu… Bazı çocuklar; […]

5 mins read

Dedene selam söyle… [18 Ekim 2001 Perşembe]

(Bunca kavganın-gürültünün ortasında ve belki hiç de alakası yokken, hadi size bir “hikaye” anlatayım…) Yıllardır ayak basmadığım otogarda indim. Biri omuzumda iki çantayla yürüyordum. Elinde biletiyle yanımdan hızlı hızlı geçmekte olan adam aniden durdu, ve dikkatle bana bakarak; -Heyy, dedi… Sen Çavuş Dede’nin torunusun!.. Hayretle baktım bu tanımadığım adama… O devam etti: -Evet, dedi… Hiç […]

6 mins read