2006
Sevgi, bayramdır elbette [31 Aralık 2006 Pazar]
Sevgi bayramdır elbette; Ve, bayram sevgidir… {*} Sevildiği zaman neler değişiyor insanda? Ve sevdiği zaman; ..içinde neler oluyor?.. {*} Sevgi, bir tohumdur… Sen, toprak ol! {*} Biliyor musun; Belki de yeşermiş tohumlar olmadığı için, yağmıyordur çöllere yağmur! {*} Rahmet; merhamettir… Sevenlerin üstüne! {*} Sevildiği zaman, acaba neler değişiyor insanda? Veya, acaba neler oluyor insanın içinde […]
Bebeklerimiz oldu!.. [29 Aralık 2006 Cuma]
Yeni sene için nasıl bir müjde veya ne gibi bir hediye isterdiniz? En güzelini benden alın: Bebeklerimiz oldu. Hem de; OTUZALTIZ!.. {*} En fazla üçüz, beşiz duymuşsunuzdur… Bu kadarını biz de beklemiyorduk; nasip, dedik… Akla gelmeyen sıkıntılar yaşadık yaz başından beri, hiç hesapsız aksilikler çıktı karşımıza… Usandık bir ara; ‘ne olacaksa ve ne zaman olacaksa […]
Armut [28 Aralık 2006 Perşembe]
Armut sanır ki; bahçıvan, âşık oldu kendisine!.. Çünkü bulunduğu ağacın altına geldiğini görmüştür, haftanın belli günlerinde… Gün doğmadan yola çıkarak, sabahın erken saatlerinde gözlerini kaldırmış olduğunu fark etmiştir, üzerinde kendisinin de bulunduğu dallara doğru… İçi kıpır kıpır olarak; Acaba, demiştir armut… Bahçıvan, acaba bana mı baktı?.. {*} Armut sanır ki; birkaç dal, kırk elli yaprak […]
Saksıda kurban kesilmez, demedik mi! :) [24 Aralık 2006 Pazar]
Tekrar tekrar söyledik ya; sözümü tutmuş adamcağız. Kurbanını saksıda kesmeye çalışmamış. Peki ne yapmış? Banyoda kesmeye çalışmış! Haydaaa!.. Kimse görmesin diye gecenin köründe getirmiş zavallı hayvanı apartmana. Saat üç sularında karanlık merdivenlerde yankılanan hicranlı bir ses: “-Bbbeee eee ee!..” Eyvah! Şimdi bunun ağzını bağlasa, olmaz. Gün doğmadan kesse, o hiç olmaz… “-Bbee eee ee!..” E […]
Saksıda kurban kesilmez! [22 Aralık 2006 Cuma]
(İstenildiği kadar düzenlemeler yapılsın, bu iş öyle herkesin harcı değil… Özellikle de şehirlerde yaşayan dostların her sene kafasını kurcalar bu soru. Halbuki biz, her sene söyler söyler dururuz…) ….. Kurban işini ne yapacağız?.. Hakikaten yahu; şu kurban işini ne yapacağız? Nerden alacağız? Nasıl ve neye göre pazarlık yapacağız?.. {*} Aldık diyelim, hangi vasıta ile nereye […]
Niyet [21 Aralık 2006 Perşembe]
Fikrine taraftar aramıyorsan bir şey için “güzel” denir mi? ….. O kadar çok şey ve insan ve olay var ki etrafta, ilgilenmek bile mümkün değil. Sorulacak kimselerinse üstüne toprak atılmış veya gömülmekten beter edilmiş! İşte tam bu sırada birileri konuşuyor; hem de başka fikrimiz olmadığı zamanda. Çoğu kişi başını sallıyor. Yarışmalar, tartışmalar… Seldir, önünde durulmaz, […]
Anlamak [15 Aralık 2006 Cuma]
Bu yazıyı okuyunca “anladım” diyeceksin. Anlamış da olacaksın… Biliyorum anlamış olacağını; çünkü aynı konuyu daha önce konuşmuştuk. O zaman da anladığını söylemiştin. Anladığın da belli oluyordu gözlerinden… Yani biz, sonra tekrar konuştuğumuz zaman bu konuyu, sen yine anladım diyeceksin ve anladığın da yine belli olacak. Her defasında!.. Şimdi, buraya kadar anladın mı, yani anlatabildim mi?.. […]
Kim için yazmak[14 Aralık 2006 Perşembe]
Her zaman iki yolun var; ya birini veya diğerini seçeceksin… ….. Vardığımız yer, her neresiyse… Buraya bizi getiren… Yol çatallarında yaptığımız tercihlerdir, öyle değil mi? {*} En önemli olan yol ayrımı belki de şudur: Birine sormalı mısın, yoksa sormamalı mı?.. İki yol var, dedik ya hep… Aslında her zaman iki yol vardı ve daima iki […]
Et yiyen koyunlar!.. [10 Aralık 2006 Pazar]
Haberlerde izledim; hamsi kızartmışlar ve koyunun birine yediriyorlardı… Yoo, doğru gördüm; basbayağı, bildiğiniz koyunlardan biriydi. Balığı kuyruğundan tutup uzatıyordu adam, o da ucundan başlayıp “kıtııır kıtır” yiyordu… İki tane de yavru koşup geldi annelerinin yanına, katıldılar ziyafete… Diğer koyunlar ise ağaçların altında otluyorlardı! Demek ki bir koyuna ne alıştırırsan onu yiyor, çoğu zaman yavruları da […]
Kızarmış ekmeğe bal damlatmak [08 Aralık 2006 Cuma]
Yazı yazmak; Kızarmış ekmeğe bal akıtmaktır… ….. Fakat odun sobası üstündeki telin üstünde kızarmış olan ekmeğin üstüne… Ve önce tereyağı sürülüp, helva gibi edilip, bütün sinirleri gevşetilmiş olan kızarmış ekmeğin üstüne… {*} Yazı yazmak; kızarmış ekmekten kopardığın lokmanın üstüne bal damlatmaktır… Afiyet olsun… Olsun mu afiyet? Olsuun… Bilirsen eğer hangi çiçeklerde dolaştığını, balı yapan arının! […]
Sahanda yumurta [07 Aralık 2006 Perşembe]
Yazanlar bilir; insan çoğu zaman ayakta yazar yazısını… Çoğu zaman yürürken yazar… Çoğu zaman uykusundan yazı uyandırır onu… {*} Yazanlar bilir; insan çoğu zaman birilerini dinlerken yazar yazısı, kitap okurken, ya da konuşurken… Konuşurken, lafının ortasında “gümp” diye atlayıverir kocaman bir yazı, tam da zihninin pazaryerine… Bakınır etrafına… Sonra bir ıslık çalar ve iki üç […]
Yeni kitaplar [03 Aralık 2006 Pazar]
Yunus Emre 8. yüzyılda yeni bir edebiyat dili olan Batı Türkçesi yazı dilinin Anadolu’da doğuşunda en mühim rolü oynayan büyük sanatkâr. Eşsiz bir kudret ve hünerle yazılmış şiirlerinde Türkçe en güzel şeklini almış… YUNUS EMRE DİVANI isimli eseri Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş hazırlamış… Nasreddin Hoca, başkalarının onlarca sayfada anlatamadığını tek cümlede ifade eden veli, […]
Üç çuval!.. [01 Aralık 2006 Cuma]
Komiktir… Tarihî vesikadır… Haklı olarak elden ele dilden dile dolaşmaktadır… Üç beş sene evvel elime geçtiğinde de bu köşede yayınlamıştım, hatırlayan vardır… ….. 19. Yüzyılda Almanya’nın Mülhaym şehrindeki Ren Nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin karşısına geçip Almanlara ait mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O dönemde askeri birliğini temin […]
Ceylan pınarı!.. [30 Kasım 2006 Perşembe]
Ben… Bir zamanlar… Seni görürdüm gözlerimde… Ben… Bir zamanlar, severdim aynaları… Su içen bir ceylan gibi yüzüme sokulup, bakardım kendi gözlerime… Sen, benim gözlerimden; bana bakardın!.. {*} Ben, bir zamanlar seni görürdüm gözlerimde… Bir ‘aaahh’ desem, buharlanırdı yüzü göllerin! .. ….. Şimdi is sarıyor kırılmış aynaları, her ahımda; tütüyor içim… Tütüyor içim! .. {*} Ben… […]
Uğurlama [26 Kasım 2006 Pazar]
Hani bilemezsin nedir bu sıkıntı, nerden gelir?.. Sebebi belli değildi ama daralıyordu içim; sığacak dam, bakacak cam bulamıyordum… İşte böyle, günler süren sıkıntılarım geçti gitti. Meğer ne kadar kolaymış, başkalarının duygularını paylaşmak, gözyaşını bölüşmekmiş bunun çaresi, dedi güller diyarındaki güzel gülüm… Ve ardından şöyle devam etti: {*} Büyük bir kalabalık… İnsanlar, insanlar… Otobüsler, otomobiller gene […]
Bir doğrucuk… [24 Kasım 2006 Cuma]
Siz de özlüyor musunuz bilmem; ben çok özledim dedemi… ….. Bir şey yap oğlum, derdi dedem. Bir şey yap… Bir şey bile yapsan, bu iyi bir şey olsun. Çünkü yaptıklarınla hatırlayacaklar seni. Söylediklerinle anacaklar… ….. Oğlum! Kulağını aç, anlamak için dinle: Özün gider, sözün kalır… Söz uçar, öz kalır! {*} Dedemi çok özledim. Siz de […]
Hangi bebekler uzar [23 Kasım 2006 Perşembe]
Henüz emeklemekte olan iki bebeği ayırsalar biri birinden… Adı “A” olanı özel bir odaya koysalar. Fakat öyle bir oda olsa ki bu; her şey o minik bebeğin boyunda, onun için özel tasarlanmış, ona uygun yapılmış… {*} A bebek biraz büyüse, oturmaya filan başlasa… Elini uzatınca istediği oyuncağına dokunabilse… Ayağa kalkınca alçak tavandaki renkli süslerle oynayabilse… […]
Görünmeyene bakmak [19 Kasım 2006 Pazar]
Bütün gözler aynı yöne bakıyor. Fakat görünen manzara; göz sayısı kadar! Dünyanın bir görüneni var, bir de görünmeyeni. Hangisi daha çok; gördüğün mü, görmediğin mi?.. Denizler, üzeri kıpırtılı dümdüz bir su mu, göründüğü gibi?.. {*} İnsanın bir görüneni var, bir görünmeyeni… Toprağın bir görüneni var, bir görünmeyeni… Sen; görünmeyene bak… Görülecek olan, asıl o! {*} […]
Bir olmak [17 Kasım 2006 Cuma]
Sen, ben’sen; ..ben, sen’im… Ben sen’sem sen ben’sin… ….. Bende ne kadarsan sen, sende o kadarım ben… {*} Sende olduğum kadarsın bende; ..ve bende olduğun kadarım sende… ….. Sen… Ben’sen; Ben de sen’im! {*} Aynıyız… Bunca aynılık varken; ..nedir ayrılık?.. {*} Aynıyız… Aynıysak birer aynayız; biri birine bakan… ….. Nasıl bir derinliktir bu; Yüz yüzeyken […]
Hayat garip [16 Kasım 2006 Perşembe]
Yağmur yağıyor ve camlara vuruyordur… Sen ise, büyüdükçe aşağı doğru akan binlerce damla arasındaki boşluklardan uzaklara bakmaya çalışıyorsundur; ..ellerin pencere kenarlarında… Uzaklara bakınca ne kadarı görülür uzakların?.. Veya sen, ne kadar yakınsındır uzaklara? Ya da uzaklar nerelerdir, üstelik “yakîn” nedir şu “yakın” dünyada? {*} Sivri çatılara, uzun bacalara düşer yıldırım; ve büyümüş ağaçlara, yükselmiş kayalara… […]
