2008
Kadınlar ve dernekleri [28 Aralık 2008 Pazar]
Hadi gelin bugün birilerini sinir edelim! Para kazanmanın ilk adımı olarak, isimlerinin başına “kadın” kelimesini ekleyenleri mesela… Ben bunu hiç anlamam işte; onca kadın derneği var ama acaba kaç tanesi yüzde yüz kadınların elinde?.. Merak ediyorum; “kadın” ismini kullanan bazı uyanık adamlar “cukka”yı mı götürüyorlar acaba?.. DDKTKÖD (yani Dereye Düşen Kadınlara Timsahlardan Kurtulmayı Öğretme Derneği). […]
Yassah hangisi? [26 Aralık 2008 Cuma]
Anlamakta zorlandığımız çok kanunlarımız olmuş… Mintan yelek, potur çarık biri daha koşarak, ilçe sınırında bekleşen köylülerinin yanına varıyor. Başındaki kasketi çıkarıp bir diğerine veriyor. Kasketi giyen zavallı da aceleyle çarşıya koşarken, arkadakiler “oyalanmamasını” tembih ediyorlar! Biri ocaktan ucu korlu çırpıyı alıyor, diğeri lambanın şişesine eğiliyor. Biri ise cuvara’sını yakmak için cebinden çakmak çıkarınca “cenderme” dikiliyor […]
Sadaka taşları [25 Aralık 2008 Perşembe ]
Torunları olmakla şereflendiğimiz dedelerimiz, insanlar tarafından bilinip övülmeyi umursamadıklarından; bazı güzel işlerinin kaydını bile tutmamışlar… Hatta öyle işler ki bunlar (böyle bir şeyin mümkün olabileceğini bile) şimdilerde pek çoğumuzun kafası almıyor! {*}{*}{*} Sadaka taşı, malum; içi görünmeyecek kadar yüksek, tenha bir yerde dikili duran, tepesi çukur, genellikle yuvarlak sütunların ismidir. Ve cemiyet içindeki yardımlaşmanın göstergesidir. […]
Miyav -2- [21 Aralık 2008 Pazar]
Cam Fabrikası grevdeyken 2, 3 aylıktı ve onu lojmanların kapısındaki gözcüler besliyordu. Grevciler gidince kedi kaldı. Çünkü bizim apartman, nöbet beklenen kapının hemen karşısındaydı… Böylece Minnoş büyüdü, önce anne sonra anneanne ve sonra mahallenin büyük büyük büyük ninesi oldu! Kendi adıyla anılan ve kendi gibi uzun yaşan ilk kızlarından biri, 12 yıl sonra aynı evde […]
Miyaav! [19 Aralık 2008 Cuma]
Kedi sevgisi doğuştan gelir… Harmantepe’deki kedilerin bile isimlerini hatırlarım: İsmiyle müsemma Duman; tevellüdü kesin benden daha eski Dede ve o sıralar benim gibi bir yavru olan, siyah beyaz yamalı Boncuk. Ki eliyle kapıyı bastırarak Dede’yi içeri sokmazdı; bir yaşlı erkek için ne acı durum!.. Aynı bahçedeki ilk görevim: “Sakın civcivleri kaptırma!” tembihi üstüne bir asker […]
Yeniköy vapuru [18 Aralık 2008 Perşembe]
İnsan uçar mı? Uçar! Sonra konar. Ve tekrar uçup başka yerlere konar… Sen benim ilhamım gibi; omzumdaki beyaz güvercinim… Yahut kara korsanın macera arkadaşı, papağanım… Veya martı’m; gidip gelen, hayallerimin karşı sahillerine… Hayal de görsem, uydurduğumu da söylesen; iyi geliyor seni böyle düşünmek! Tatlısın, bunları duymak sana da iyi gelir bilirim; revani üstüne kaymak gibi! […]
Söz okları [14 Aralık 2008 Pazar]
Bazı sözler, ok gibidir; saplanır, içinde kalır! Koşarsın acısıyla. Fakat asıl, oku yedikten sonra yol alırsın! Okun temreni tenindedir. Her adımda acı verir ve senden kopmaz. Çeksen, canın çekilir! Artık senin parçan olan, yani bir nevi “sen” olan ok’tur sürücün, farkında bile olmazsın! {*}{*}{*} Bazı sözler, ok gibidir; saplanır, içinde kalır! Nerdesindir o an; belki […]
Ahh, nerede o eski bayramlar? [12 Aralık 2008 Cuma]
Bayramlar burada mîrim, bayram çocukları nerede! (-Bayramlar daha sık mı geliyor ne? Gezinmekten dizlerim ağrıdı. İki bayram arası bacağımı uzatacak vakit bile olmuyor! -Ya, haklısın. Bayramlaşmak için ayağa kalkmaktan benim de belim tutmuyor!..) Eski bayramları mı, yoksa eski bayramlardaki “biz”i mi arıyoruz bu sözle? {*}{*}{*} Herkes aldığını hatırlar, onun sevincini. Bir pantolonu nasıl kirlettiğini, eskittiğini […]
Sen o bakışları dinle [11 Aralık 2008 Perşembe ]
Kurban’da bir şeyler duyacaksan; ..kurbanlıkların bakışlarını dinle! ….. “Kurban nedir” sorusunun cevabı; “teslimiyet”tir! Kurban demek; kesilecek hayvan değildir, et değil, bıçak değildir… Doymak, doyurmak, fakirlere et göstermek değildir… Kesemeyenlerden farklı olduğunu hissetmek, kibir, tatmin değildir… Kurban, demek; başka bir şeyler demek değildir nihayetinde… Kurban; teslimiyettir! {*}{*}{*}{*} İbrahim aleyhisselam, oğlu Hazret-i İsmail’i adadığı için değil kestiğimiz […]
İşaret kınaları [07 Aralık 2008 Pazar]
Bayram yaklaşınca sürüler görülür olmuştu. Kurbanlık seçmek isteyenlerse mezarlık yanındaki düzlükte çobanlarla konuşup mal sahipleriyle el sıkışıyordu. Koyunlar ürkmesin diye arabasından uzakta indi adam. Üç beş müşteriyle birkaç çocuk vardı sürünün başında. Boynuzlarından tutulmuş koçlar hakkında konuşuyorlardı. Başka bir koçu çeken çobana selam verdi adam: -Hangileri kurbanlık? Biraz dolaşacağım aralarında… -Dolaş ağabey. Kurbanlıklar işaretlidir; bak, […]
Kurban, onlara… (Peki onlar kim?..) [05 Aralık 2008 Cuma]
Eviminkini hatırlayamam fakat İhlâs Vakfı’nın numarasını (0212 513 99 00) bilirim; gazete eskiden bunu kullanıyordu. Cep telefonları hafızalarımızı esir etti, defterciklerimizi çöpe attık, bildiğimiz bütün telefonları unuttuk. Ama ben bu numarayı unutamadım: 513 99 00… Demek ki bugün yazmam içinmiş! Peki numarasını unutmadığım bu İhlas Vakfı ve öğrenci yurtları önemli midir?.. Hem de tahmin edemeyeceğiniz […]
Saksıda kurban kesilir mi? [04 Aralık 2008 Perşembe]
Kesilir, fakat o kadar büyük saksı, ya da şu kadar küçük bir kurbanlık bulabilirsen! Saksıda kurban kesmek caizdir ama yine de saksıda kurban ke-sil-mez… Saksıda kesemezsen banyoda kesebilirsin aslında; ama ayakları kayarsa, boynuzları batarsa bana surat asmak yok! Hele ki elinden kurtulup salona kaçarsa, ve hele ki “aynadaki koç” ile toslaşmaya kalkarsa, ve ah hele […]
Küs müsün? [30 Kasım 2008 Pazar ]
Hadi bana cevap ver: Ölerek seni terk etmem ile; Küserek beni terk etmen arasında ne fark var?.. {*}{*}{*} Şu fark var, bu iki terk olunuş arasında: Biri, her ikimizin de irademiz dışında… Yani elinde olmadan ve yani elimde olmadan; deriin ve gittikçe derinleşecek bir acı söküp alıyor beni senden… Diğerinde ise; Bilerek… İsteyerek… İraden dâhilinde […]
Yağmur mevsimi! [28 Kasım 2008 Cuma]
İlaç şekerle kaplı olmasa; ..onu kaç kişi yutar! ….. Şükürler olsun; yağmur mevsimi çocuklarıyız… Kavuran ateş ve kurutan kuraklık bizden öncede kalmış! Öyleyse zaman filiz görmek istiyor artık zeminin üzerinde, filizler görmek istiyor… Hangi filizler?.. Yonca ile çınar birlikte burnunu çıkarıyor topraktan; ama birinin ömrü altı ay, diğerininki altı yüz yıl!.. {*}{*}{*} İmkânlar ve ihsanlar […]
Bir adam deli olacak! [27 Kasım 2008 Perşembe]
Bir adam, bir şeylerin delisi olacak! Kalbindeki davasını; sanki ciğerine saplanmış oku kanırtıp kırar ve temrenini teninde bırakır gibi içinde saklayacak… Her adımda ve her nefeste duyacağı işte bu sızının inlemeleri; ..onun destanı olacak! {*}{*}{*} Bir adam, bir şeylerin delisi olacak! Her deli velî olmuyor ama, velîliğin yolu delilikten geçiyor; kendini fedadan, ardına bakmayıp istikamete […]
CHarşaf!.. [23 Kasım 2008 Pazar]
Allah insanı şaşırtmasın; sonra ne yapacağını şaşırır! Geceleri televizyonda, sabahları gazetelerde kendine bakıp bakıp gülsün mü, ağlasın mı karar veremez! Her şey bir yana “onlarınkiler çarşaflı, bizimkiler CHarşaflı“ mantığı acaba kaç numara bir mantıktır ve eski bir lamba şişesi gibi hangi antikacıda bulunur?.. {*}{*}{*} Köşemiz bir siyasî köşe değildir elbette ama bu yazı da […]
Ya olmasaydınız! [21 Kasım 2008 Cuma]
Birkaç satır not yazıyordum, irkildim birden… Çünkü yazdığım kâğıdı okudum ki, şöyle yazıyordu: Ya sizler olmasaydınız! Ya sizler olmasaydınız?.. Olmasaydınız! Mesela; ayna ne gösterebilir, bakan olmayınca? Yolu olmayan şehirler neye benzer veya anlamı ne kadar olur şehirlere çıkmayan yolların?.. Okuyanı olmayan mektuplar; göğü vuran oklara benzerdi! Öyle değil mi? {*}{*}{*} Çoğu zaman düşünmüştüm ve hep […]
..eNgerekon davası! [20 Kasım 2008 Perşembe]
Her milletin kendine has töreleri, simgeleri; masalları, efsaneleri vardır… Millet olmak; “aynı günün ışığında hep birlikte aydınlanmayı ve aynı gecenin karanlığında birbirine destek olmayı” bilebilmektir, değil mi?.. {*}{*}{*} “Ergenekon nedir” isminde bir yazı yazıp; “Ergenekon’un, Türk milletinin Orta Asya’daki efsanevî yurdu olduğunu… Asena isimli kurdun sütüyle hayatta kalan son Türk oğlundan çoğalan Türklerin, demir dağları […]
Önemli olan… [16 Kasım 2008 Pazar]
Tabunun ve taassubun çeşitli karşılıkları vardır, herkesin sözlüğünde. Ama yine de herkes kendi sözlüğünün kelimelerine bakar ve okuduğu her kelimeden yine kendine göre manalar çıkarır… Hâlbuki… Tabular; tabutlar gibidir, dimağların dışında… Düşüncelerse, bu tabut içinde kalmış sinek! Hayal, tabutun “dışını da” merak etmek… Merak etmekse; korku ile yüzleşmenin kayığı! Hayal et… Merak et… Ki, korku […]
Su sahip mi kabına [14 Kasım 2008 Cuma]
Çayın da tadı ne güzeldi demin! Kokusu mis gibi yayılmıştı, odaya. Biraz şeker, billur bir kırmızılık ve off; kıvranarak tüten buhar… Sıcağı, parmak uçlarından içine işlerken yudum yudum içersin. Ama sonra; “Tadı da demin ne güzeldi çayın” dersin! {*}{*}{*} Sahiplenirsin birini; onu, şunu, beni… Uzakta da olsan; bilirsin ki karşındadır, sanki aynı masada!.. Hani sözler […]
