Delikler ve çiviler [09 Aralık 2004 Perşembe]
Gözler açık dönelenen gecelerin hatırına;
Duy beni!..
{*}
Bir çivi gibi saplı isen / bir çivi gibi saplı iken karanlığa…
Yorgan; bir kundağa / aynı anda çarşaf bir kefene benziyorken;
Duy beni!..
{*}
Adına “zaman” dediğimiz büyük bir ağacın kendimize “mekan” bildiğimiz noktasıdır, çakıldığımız yer!..
Bu koca gövdenin…
Sadece bize temas eden dokusundaki hareket ise;
Hayatımız…
{*}
Boyumuz ne kadar uzun?
Kim bilir…
Çünkü her boy sadece “kendi kadar” uzun, ve ağacın içinde yine kendi boyu kadar dokuyu yırtmaya, ayırmaya, değiştirebilmeye muktedir..
{*}
İşte sen bana, ve ben sana birer “ses” kadar uzak, veya yakınız.
Çakılırken…
Yahut çekilirken duyuluyor (asıl) feryadımız!
{*}
Şimdi iyi bak;
Zamanın içinde kuru delikler, veya paslı çiviler göreceksin…
…..
İnsan; kararmış ve kıvrılmış birer çivi…
Ömürlerse; kuru, ve gün geçtikçe kapanıp yok olmaya mahkum birer delik mi?..
{*}
Çekilenler ve çakılanlar hatırına… Kundaklar ve kefenler hatırına… Çiviler ve delikler hatırına;
Duy beni!..
İnsan bunlar değil…
Sen de bunlar değilsin…
{*}
İşte bu yüzden dönüyor sorular kafamda:
“Ne kadar reçine çıktı deliğimden?
Ve ardımdan daha ne kadar çıkmaya devam edecek?..”
{*}
Bir de bu gözle bak şimdi; çivilere ve deliklere, zamana ve mekana…
Bir de bu gözle bak bakalım;
Kuru bir deliğin içindeki, küflü bir çivi gibi boş boş oturabilecek misin?..
Stop
Muammer Erkul
09 Aralık 2004 Perşembe
