Mecnun [14 Kasım 2004 Pazar]

Leyla ile Mecnun’un yaşadığı devirde bir kıtlık olur. Anlatılan hikayeye göre; Leyla, aç insanlara sıcak yemek dağıtmakta… Uzun yemek kuyruğunda bekleşenler arasında Mecnun da bulunmaktadır. Fakat sıra Mecnun’a geldiğinde, yemek vermek yerine Leyla elindeki kepçeyi Mecnun’a vurur. Mecnun ise büyük bir ödül almış gibi sevinçle gider ve tekrar sıraya geçer… {*} Olanlara anlam veremeyen halk […]

1 min read

Hacı Şeremet -2 [12 Kasım 2004 Cuma]

Çiftliğin çobanı Şeremet’in, hanımının kavurduğu helvayı, tenceresinden dumanlar tüterken getirip, Kâbe’deki beyinin önüne koymasının üzerinden çok zaman geçmiş. Hac kafilesi aylar sürecek dönüş yoluna çıkmış, hanım da kayıp tencereyi/bezi unutmuş… Sonunda dönmüş hacılar… Bey de dönmüş. Yollarda karşılamışlar, elleri öpülmüş, yükleri indirilmiş… ..ve, bir de tencere çıkmış eşyalarının arasından, hem de içinde tahta kaşıkla, yine […]

3 mins read

Hacı Şeremet [11 Kasım 2004 Perşembe]

Çocukluğumdan beri duyuyor… Bu köşede yazmaya başladığımdan beri de sizlere duyurmaya çalışıyordum Şeremet’i… Onu anlatmak bugüne nasipmiş; biraz buruk olsam da… ….. Yaşı yetmişin üzerindekiler; “Anne babalarımız zamanında hâlâ o taallukattan (akrabalar, hısımlar, bağlantısı olanlar) yaşayanlar varmış. Bazen köye yolları düşer, bazen de onlara yakın tarlalara giden köylüler selam vermek için uğrar, konuşurlarmış. Ama biz […]

3 mins read

Yarçekimi [07 Kasım 2004 Pazar]

Bir gün, zıplamaya başladı bazıları… Sonra bunlar daha yukarı sıçradılar, daha da yukarı… Fakat olmuyordu istedikleri. Çünkü, altlarındaki zemini döndürmekteydi zaman!.. {*} Cazibe merkezi en ortadaydı. Zaman, döndürdükçe zemini; cana kaynaşıyordu canlar… {*} Sıçrayanlar, henüz herkesle aynı hızda olduğundan; her havalandıklarında yine son bastıkları yere düşüyorlardı… Kim bilir, belki de kendi kendilerine ne kadar deneseler, […]

3 mins read

..bu biir :) [05 Kasım 2004 Cuma]

Her zaman benim dedemden anlattıklarımı okuyacak değilsiniz ya. Alın işte size bir başkasına ait dede hikayesi… ….. Torunu; “-Kaç yıldır evlisiniz ninemle” diye sorunca günün birinde… “-Kırk yılı geçti” demiş dedesi. “-İyi ama dede, demiş çocuk… Ben sizi hiç kavga ederken görmedim…” “-Çünkü biz bu güne kadar hiç kavga etmedik!” “-Allah Allaah! Bu kadar zaman […]

3 mins read

Öğrenmeler üstüne [04 Kasım 2004 Perşembe]

İnsan, yaşı kaç olursa olsun hep öğreniyor; veya öğrendikçe büyüyor insan. Belki de işte bu yüzden, kendini öğrenmeye kapatanlar; büyüyemeden, minicik, ufacık göçüp gidiyorlar dünyadan!.. Konu hakkında çok şeyler söylenir. Okuruz biz de bunları, öğrenmeye çalışırız. Aşağıda işte bunlardan biri var, yani bir insanın hangi yaşta neleri öğrendiği… Bir de tavsiye isterseniz; benim gibi yapın. […]

3 mins read

Hafızamız nicedir [31 Ekim 2004 Pazar]

Gerçekten bulunmak istediğim (ve şimdi çok önemli konumda olan) bir vakfın kuruluş toplantısına, arabamın anahtarını bulamadığım. Daha doğrusu iki saat kadar aradıktan sonra, üzerimdeki pantolonun cebinde bulduğum için katılamamıştım! Anadolu’nun ortasında verilen bir yemek molasından sonra yerime oturmuş, kitabımı açmıştım ki; otobüsünü karıştırmış bir şaşkın adam gelip “yerinden kalkmamı” söylemişti. Üstelik ısrarcıydı, inatla beni kaldırmaya […]

3 mins read

Ayılar ve armutlar [29 Ekim 2004 Cuma]

Acıkan ayılar ormanda dolaşır. Bir armut ağacı bulunca, tırmanabildikleri kadar yüksek dallara tırmanır. Ve önlerine gelen her meyveyi hapır hupur yutmaya başlarmış. Ne zamana kadar? Karınları şişinceye kadar! … Sonra? Sonra yine bir armut seçer, onu dalından kopartır. Şöyle yukarıya doğru, kendi gözleri ile gökte parlayan ay arasına, yani ışığa tutarak bir süre bakıp; “Bunun […]

1 min read

İyi ki doğdum [28 Ekim 2004 Perşembe]

(Ekim’in yirmi altısındaki çınar yapraklarına…) ………. Biz aslında çoğu zaman, önümüze yığılan hediyelere bakarak kuruyorduk bu cümleyi: “İyi ki doğdum!..” Böyle diyerek zıpladığımız yıllar geride kaldı… Çünkü imtihan edildiğimiz her sınav, ve aldığımız her karne bir kere daha gösterdi bize, boyumuzun ölçüsünü!.. Boyumuzun ölçüsü mü? Bilen var mı gerçekten, boyunun ölçüsünü?.. ….. Tamam da, elinde […]

2 mins read

Minik bir sır! [24 Ekim 2004 Pazar]

Sana bugün, pek de kimsenin farkında olmadığı bir sırrımı anlatacağım… ….. İki sayfa yazdım. Yarın da iki sayfa yazmaya niyetliyim… Bu iki sayfalar, on gün içinde yirmi sayfa olacak; ve ben, yirmi sayfada çook şeyler anlatmış olacağım!.. {*} Sana bugün, bir de kendi sırrını fark ettireceğim… ….. Bugün iki sayfa okudun. Yarın da iki sayfa […]

2 mins read

Müjdeler… Ve mektuplar [22 Ekim 2004 Cuma]

Eski bir ramazan günüydü, tekrar yazmıştım: Bu kitabı bana birisi hediye etmişti. Ama kim?.. O zaman da hatırlamıyordum, şimdi de hatırlamıyorum. Hatırlamasam bile, o zaman da ona dua ediyordum, şimdi de ediyorum. Çok dua… Bu kitap, nasıl bir kitap?.. Böyle bir kitap olur mu başka, bir daha benzeri görülür mü?.. Mümkün değil!.. {*} Azar azar, […]

2 mins read

Neyi merak… [21 Ekim 2004 Perşembe]

Çok kolay anlaşılacak bir yazım var bugün. Konu şu: Doğru yere bakarken bile genellikle yanlış şeyleri görüyoruz!.. Örnek: İlgi alanımızdaki birinin yakınlarımıza geldiğini duyuyoruz. Koşuyoruz hemen onu görmeye… Ne güzel. Peki ama, ya biz onun yanındayken kafamızdan geçenler?.. {*} Sakıp Ağa koca bir ömür geçirdi, bu topraklarda… Halktan biri gibiydi rahmetli. Üniversite veya kahvehane; mümkünse […]

4 mins read

Vapur nasıl kaçırılır… [17 Ekim 2004 Pazar]

Yolcuların çoğu zamanında kalkıp güzelce karnını doyuruyor, çayını içiyor, giyiniyor ve vapurun gelmesine yakın iskeleye iniyordu. Bizler (güya onlardan uyanık olduğumuz için) hareket saatine beş on dakika kala (genellikle de bizim mahallenin önünden geçen vapurun "vuuup" sesini duyunca) yataklarımızdan fırlıyor, ve pantolonumuzun bacağını kolumuza, kazağımızın kolunu kafamıza, kravatımızı omuzumuza geçirmeye çalışarak koşuyor… Bu sırada bütünden […]

3 mins read

Açlık [15 Ekim 2004 Cuma]

Dünya; “açlıktan” kıvranıyor. Hem de, ne büyük bir açlık!.. {*} Biz, dünyaya saldırıyoruz açlıktan, dünya da bize… Biz dünyayı yiyoruz sanki bitirmek için, dünya ise bizi tüketiyor!.. Dünya açlıktan kıvranıyor, bizler açlıktan kıvranıyoruz… Hem de öyle büyük bir açlık ki bu; sanki, susayıp da bir denizin başına oturmuş adamın içler acısı hâli gibi… Yedikçe acıkıyor… […]

2 mins read

Hayrolsun, hayrolalım [14 Ekim 2004 Perşembe]

Bir göl; “Ben su tutmam. Çevremdekileri sulamam” diyorsa, nasıl “göl” olur adı… ….. Veya su tutmayan, susuzları kandırmayan o göl, neden var?.. ….. Yahut bir kova; “Su taşımam” diyorsa… Bir bardak; “Ben suyla dolmam” diyorsa!.. {*} Bir bıçak; “Ben dilimlemem ekmeği. Soymam elmanın kabuğunu” diyorsa, nasıl adı “bıçak” olur… Veya ekmeği kesmeyen, meyveyi soymayan bıçak, […]

2 mins read

Tecrübe bir yumaktır [10 Ekim 2004 Pazar]

Yürüyoruz… Ardımızda kalan yol, toparlanıyor; kendi üstüne sarılıyor. Yumağımız büyüdükçe “tecrübemiz” artıyor!.. {*} Yolcusun… İstasyonda bilet kestiriyorsun… Bir it gelip bacağını kirletiyor! ….. Ne yapacaksın? {*} Çok şey yapılır belki, ama; ..sen, yolcusun!.. Ulaşman gereken yerler, kat etmen gereken mesafeler var… Halbuki o hayvan, oraların çöplüğünün pisliğini gezdiriyor üzerinde!.. Kovalasan kaçacak, hele bir de tekme […]

1 min read

Hamallığın usulü [08 Ekim 2004 Cuma]

Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar… Demek ki fakirdi bizim gibi çoğu kimse; ki, aynı yüke talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu… (İster gerçek bir zaman dilimi olduğunu var sayın bunun; isterseniz, zihnimin yansıdığını düşünün, önünüzdeki kağıda, fark etmez…) {*} Hamalsan… İki şey önemli oluyor senin için; Yük, ve yol… Bu mesafeyi aşabilirsen ancak sırtına aldığın […]

3 mins read

Duvarlar ne renk olsun [07 Ekim 2004 Perşembe]

Bazı dönemlerde belli konular yoğunlaşıyor insanın gündeminde. Bir tatil, bazen bir hastalık, kimi zaman hızlı ders çalışma temposu… Nişan… Düğün… Sünnet… Cenaze… Miras… Mahkeme… Kötü komşu… Kuraklık… Soğuk… Sıcak… Su kesintileri, su baskınları. Ve,,, saire… {*} Taşınmaya çalışıyorum… Bazı işler (tabir öyle ya) tereyağından kıl çeker gibi bitemiyor… Sabretmen icap ediyor. Ama; Zaman geçiyor… {*} […]

2 mins read

Vallahi Mehmet [03 Ekim 2004 Pazar]

Karşımda duran kişinin sen olduğuna yemin eder misin?.. Sana bunu söyleyenin ben olduğuma yemin eder misin?.. Burada oturmuş konuşuyorken; şu an gündüz olduğuna yemin eder misin ve bize gölge yapan şu büyük şeyin bir ağaç olduğuna yemin eder misin?.. {*} Dedi, ve sonra sustu dedem. Gözlerinin ortasına ortasına baktı adamın, cevap alamayınca sordu yeniden: “Neden […]

2 mins read

Şaşmamak lâzım! [01 Ekim 2004 Cuma]

İşe bakın; güya sadece iki satırlık girişti dünkü yazı, ama laf ebruli zürafanın yemek borusu gibi uzadı!.. Bilirsiniz, böyle konular minik teknelere benzer… Yelkenleri açarsın; rüzgar doldukça gider… Peki ama nereye? Kim bilir!.. {*} İnsanlar ne ister, diyorduk ya… Bazısı sopa ister insanların aslında, sopaa!.. Kim uydurur bu hikayeleri de “gerçek” diye anlatır? Yoksa gerçekten […]

3 mins read