Hamallığın usulü [08 Ekim 2004 Cuma]
Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar…
Demek ki fakirdi bizim gibi çoğu kimse; ki, aynı yüke talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu…
(İster gerçek bir zaman dilimi olduğunu var sayın bunun; isterseniz, zihnimin yansıdığını düşünün, önünüzdeki kağıda, fark etmez…)
{*}
Hamalsan… İki şey önemli oluyor senin için;
Yük, ve yol…
Bu mesafeyi aşabilirsen ancak sırtına aldığın yükle, ücret mevzubahis oluyor. Aksi olursa; cereme çekiyorsun!
Bunu düşünüyordum.
{*}
Yanımdaki hamalla yola çıktık… İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği…
Diyordum ki içimden;
“Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!..”
{*}
Nitekim, çok geçmeden dedi ki: “Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!..”
“Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!..”
Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini;
“Sen de dinlen hadi” dedi.
Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu düşünüyordum, ondan kuvvetli olduğumu düşünüyordum, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum…
O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken; ben huzursuz şekilde ayakta dolanıyordum.
{*}
Bir saat kadar sonra gene durdu, oturdu, dinlendi; ben kızgınlıkla dolandım etrafında…
“Yükünü indirip sen de dinlen”, demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım…
Sonra gene durdu. Bana da “dinlenmemi” söyledi gene, ama dinlenmedim. Yarım saat sonra; “dinlenelim mi” diye sordu, aksi aksi başımı salladım…
…..
Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum; birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı…
{*}
Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım… Baktım; kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı… Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek;
“Hadi kalk, dedi. Bana yaslan. Ağır ağır gider, ve bir süre sonra gene dinleniriz.”
Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana.
{*}
“Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm.
Çoğu, dinlenmek istemediklerinden; yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda… Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu anlattığım bu insanlara aitti…
Halbuki… Bir yükü “taşımak” bizim işimiz; altında ezilmek, değil!..
Unutma ki bir yük; taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek, sen yükünü hafifletiyorsun!
{*}
Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara; aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma…
Akşamları bırak, ve hafifle… Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü.
Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak; bugünün altında yok olmak değil.
Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var…
Stop
Muammer Erkul
08 Ekim 2004 Cuma
