Arkadaş [25 Ekim 1999 Pazartesi]
Arkadaş
Bu köşede, beşbuçuk senedir yapmaya, başarmaya çabaladığımız mücadeleyi en iyi anladığını düşündüğüm kişilerden biri olduğunu bildiğim Şule’min mektubu, hakikaten sizlerle paylaşmaya değer.
Dikkatlice okumanıza sunuyorum…
(Vietnam’da savaştıktan sonra, sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir hikaye anlatılır:)
San Francisco’dan ailesini aradı.
“Anne, baba, eve dönüyorum dedi. Ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.”
“Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz” diye cevapladılar. Oğulları;
“Bilmeniz gereken birşey var, diye devam etti. Arkadaşım savaşta ağır yaralandı. Bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve onun gelip bizimle kalmasını istiyorum.”
“Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.”
“Hayır. Anne, baba… Onun bizimle yaşamasını istiyorum.”
“Oğlum, dedi babası.. Sen bizden ne istediğini galiba bilmiyorsun! Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi birşeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz! Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır!..”
{*}
Oğlu o anda telefonu kapattı. Ailesi ondan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco’ya uçtular ve oğullarının cesedini tesbit etmek için şehir morguna götürüldüler. Onu tanıdılar ve bilmedikleri birşey daha öğrenince, dehşete düştüler: Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı!..
{*}
Bu hikayedeki aile de birçoğumuz gibi. Güzel olan ya da birlikte olmaktan zevk aldığımız insanları sevmek bizim için çok kolay. Ama bize rahatsızlık veren ya da yanlarında kendimizi rahatsız hissettiğimiz insanları sevmiyoruz! Bizim kadar sağlıklı, güzel ya da akıllı olmayan insanların yanından uzak durmayı tercih ediyoruz.
Neyse ki, bize bu şekilde davranmayan biri var…
Biz ne kadar bozulmuş olursak olalım, bizi sonsuz sevgiyle seven biri. Bu gece, uyumadan önce, hatta şu an insanları olduğu gibi kabul edebilmemiz ve bizden farklı olanlara karşı daha anlayışlı olabilmemiz için gereken gücü vermesi için Allah’a dua edelim.
Kalbimizde “arkadaşlık” adında olağanüstü bir duygu var. Nasıl olduğunu veya nasıl başladığın anlamazsınız. Ama bu özel armağanı bilirsiniz ve arkadaşlığın Allah’ın en büyük armağanlarından biri olduğunu anlarsınız. Gerçekten de, sizi yolunuzdan saptırmayacak, doğru seçilmiş arkadaşlar çok nadide mücevherlerdir. Sizi gülümsetip, başarmanız için cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini size açmak isterler…
Bugün arkadaşlarınıza onlarla ne kadar ilgilendiğinizi gösterin. Bu yazıyı ARKADAŞ olarak gördüğünüz herkese gönderin. Eğer size geri gelirse, o zaman sonsuza kadar bir arkadaşınız olduğunu anlayacaksınız.
———————————————————
Çocuk
O, ağacı-dalı değil
Çocuk; çiçeği andırır.
Asla büyü-falı değil
Bize “gerçeği” andırır…
Küçül kalbi her zaman hür,
Böyle bilir ve düşünür.
Sanki “sevgi” yazan mühür,
Bir de merceği andırır…
Açık-seçik sırlar gibi,
Düz ovalar kırlar gibi,
Yüzyıllar asırlar gibi;
Hep geleceği andırır…
İlhan Palalı
———————————————————
Sadece sevmiştim
Halbuki ben seni…
Ben seni; yapayalnız bir konağın kahverengi merdivenleri gibi sevdim.
Her adımını duyar,
…Ve cevap verir gibi…
{*}
Halbuki ben senin…
…Kucağını sevdim;
Sıcacık bir soba başında…
Boynumu okşayan parmaklarını sevdim ve mırıltılarımı dinleyişini!
{*}
Ben senin…
Ben senin bir salkım söğüt gibi yüzüme dokunuşunu sevdim, salkım saçak saçlarınla…
{*}
Halbuki ben senin gövdeme sarılışını ve yanıma uzanışını sevdim, bir kavak ağacı gibi…
Ben senin, başımda yeller estirişini sevdim ve bana türküler söyletişini.
{*}
Ben seni; bir sabunun ılık teninde dolaşan köpüğü gibi sevdim… Taze kokular içinde.
Ben seni; dilinde tuttuğun bir buzlu şerbet gibi sevdim.
{*}
Halbuki ben senin, benim olmanı bile istememiştim… Sevgilim olmanı bile.
Ben seni sevmiştim sadece,
Sadece sevmiştim.
Halbuki ben senin; beni sevmeni bile istememiştim…
…Beni sevmeni bile!
{*}
Ben seni;
İçinde ne olduğunu bilmeden…
Kimden gelip kime gittiğini bilmeden…
Aynen; sadık bir yol arkadaşı olmak için zarfına sımsıkı yapışan pul gibi sevdim!..
{*}
Halbuki ben seni; yapayalnız bir konağın kahverengi merdivenleri gibi sevdim; iniltiler içinde…
Ben seni; başını yellere kaptıran bir kavak ağacı gibi sevdim!
{*}
Halbuki ben senin; benim olmanı bile istememiştim; sevgilim olmanı bile…
Ben seni sevmiştim
sadece,
Sadece sevmiştim.
Halbuki ben senin; beni sevmeni bile istememiştim…
Beni sevmeni bile!
——————————————————–
E-MAİL KUTUSU
Kitap önerisi
From: mehmet kuzu
To: muammer erkul@ihlas.net.tr
Date. 14 Temmuz 1999 Çarşamba 17:49
Subject: kitap önerisi
Sayın Muammer Erkul bey,
14.07.1999 tarihli stop köşenizi okudum. Zaten köşenizi sürekli okurum. Ben ilköğretim müfettişi olarak Denizli ilinde görev yapmaktayım. Oğullarım için yardımcı olabilecek kitap ve kaynaklar önerirseniz memnun olurum. Başarılarınızın devam etmesi dileğiyle saygılar sunarım.
Mehmet Kuzu İlköğretim Müfettişi Denizli
Cevap: Alioğlu Yayınevi ve Çocuk Vakfı’nın kitapları ile başlayabilirsiniz. Ama mutlaka Türkiye Çocuk Dergisi… Malumunuz; yarın bir yerlere gelecek olan çocukların hemen tamamının koltuk altlarında ve çantalarında şu an ders kitaplarına ilave kitaplar ve dergiler var.
Tagore
From: murat
To: muammer.erkul@ihlas.net.tr
Subject: tagore
Sayın Muammer Erkul Bey;
Selamlar, köşenizi mümkün olduğunca takip ediyorum. Tagore isimli kitabı nasıl bulabilirim?
Yardımcı olursanız çok sevinirim.
Başarılar……
Cevap: Bende olan çok eski baskıydı. Bir yayınevi yeniden basmış ama kim olduğunu bilmiyorum. Umarım okuyup haber verirler ve ben de yayınlarım… Veya muntazaman kitap kataloğu çıkartan Türdav’ın 0212 522 14 96-513 74 94 no’lu telefonlarından kitaplar hakkında her türlü bilgiyi alabilirsiniz.
ÖĞRENDİM Kİ!
Şu an boşanmaya çalışan bütün evliler, bir zamanlar biribirlerine aşıktı… Aynı yöne giden bir çift tekerlek gibiydiler.. Ama “ayar yapmak” hiç akıllarına gelmediğinden, “doğruları” ayrıldı ve onlar için en zoru; aynı hizada gidebilmek oldu!..
Stoplayanlar
Betül Kurt-Belçika, Erkan Şaşmaz-Sarıyer, Celal Ünver, Hüsnü Kalkan, Elif Üzgüner-Bursa, Şeyda Eren, İlhan Palalı, M.S.Tekin, Ali Yılmaz, Bilgehan Akyüz, Bünyamin Yılmaz, Elif Gül, Hüseyin Oktay, Burak Özsaraç, Burak Kazoğlu, Şerife Özdemir, Salih Yağmur, Mustafa Sarpkaya.
Stop
Muammer Erkul
25 Ekim 1999 Pazartesi
