2 mins read

Aşlar ve ahçılar [23 Ocak 2002 Çarşamba]

Çevredeki bütün insanların; “Yaradan’a şükürler olsun ki; eşimiz dostumuz… Ve ocakta kaynayan AŞIMIZ var” diye dua ettikleri yıllarda doğdum…
İnsanlar sanki daha mutluydu o zamanlar, veya çocuklar sadece insanların mutlu olduğu saatlerde uyanık kalmaktaydı!.
…..
Düşünmezdi bile çocuklar; İnsanların, acaba mutlu oldukları için mi şükrettiklerini; yoksa şükrettikleri için mi mutlu olduklarını…
Benim de umurumda değildi aslında. 

{*}

O zamanlarda da Halit Kıvanç’ın sesinden dinlerdi insanlar futbol maçlarını, o zamanlarda da Orhan Boran vardı, Orhan Ayhan vardı, Erol Büyükburç vardı, Nuri Sesigüzel vardı, ve o zamanlarda da “evet-hayır dememeye” çalışırdı insanlar Erkan Yolaç’ın uzattığı mikrofonlara… Üstelik o zamanlar da, her biri, “neredeyse bugünkü kadar” genç ve yakışıklıydı bu insanların(!)
…..
Ama önemli olan; o zamanlarda, şükretmeyi biliyordu büyükler, ve öğretmeye çalışıyordu çocuklarına… Ve şükretmeyi bilenler; bu ülkeyi, bu ülke bayrağını, bu ülke insanını sevmekten büyük bir onur duyuyordu… 

{*}

Sanırım, “televizyon bulunan evlerde” doğanlar, bizim ucundan kenarından yakaladığımız bu güzelliği soluyamadılar bir daha!..
Çünkü ÖLÇÜLER değişti;
Herşey kiloyla, metreyle, litreyle ölçülür oldu…
Kileler ve filelerle birlikte, GÖNÜLLER de bir ölçü birimi olmaktan çıkartıldı!..
…..
İşte o zaman… Topallayan bir katırın sırtından düşen karpuzlar gibi dökülmeye başladı sırtımızda taşıdığımız değerler!.. 

{*}

Ne anlatıyordum ben?..
Pazarlarda çikita muz, her hastanelerde asabiye servisi bulunmamasının… Yenilen etin yemeklik kıyma mı, yoksa antrikot, biftek, kuşbaşı mı olmasının… Ötanazi, aort, antidemokrasi, antropoloji, empati, hatta hijyen gibi kelimelerin; gündelik konuşma diline “misafirliğe bile” gelmemiş olmasının, hiiç ama hiç önemli olmadığı zamanlardan bahsediyordum…
Yani, daha masum, daha sade ve (çok kişiye göre) daha güzel zamanlardan… 

{*}

O zamanlar örnek olarak, yoksullara yemek verilmek üzere inşa edilmiş eski “imaret”ler, ve “aşevleri” gösterilirdi insanlara…
Yemek pişirenlere ise “aşçı” denirdi…
O zamanlar insanlar şöyle derdi:
“Şükür Allah’ıma, ki eşimiz dostumuz, ve ocakta kaynayan aşımız var…”
…..
Sonra birşeyler oldu?
İmaret kelimesi; bir kazan soğumuş tarhana çorbası gibi kaldı tarih kitaplarının arasında…
Aşçıların adı; AHÇI oldu!..
Aşevleriyse AHEVİ olarak değiştirilmek üzere!..
…..
Kim biliiir, neden!..

Stop
Muammer Erkul
23 Ocak 2002 Çarşamba

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir