14.12.2011 (Murat Başaran ve Doğudan Geldiler) Sanatalemi.net

Mehmet Nuri Yardım
Murat Başaran derdi olan, yüreği sızılı bir kalem erbabıdır. Bâbıâli’de gazeteciliğin bizden söküp alamadığı ve edebiyattan koparamadığı nâdir yazarlarımızdandır o. Yıllardan beri Türkiye gazetesindeki yazılarını gördükçe mutlaka okurum. Size de tavsiye ederim dostlar. Meselâ dünkü yazısı kedi sevgisine dâirdi. Bizde de başlamış ya bir kedi muhabbeti… İnanın bir çırpıda okudum ve bizimkilere gösterdim. Onlar da bir solukta okudular. Sonra yazıyı arşive kaldırdım. Kedi antolojisi yapacak gençelere ilk tavsiye edeceğim edebî metinlerdendir biline. Başaran’ın biyografisini her yerde bulursunuz ama eserleri hakkında iki lâf etmek istiyorum.
İlk çıkışını yıllar önce Sevmek Ölmekle Başlar ile yapmıştı Başaran. 19 baskı dile kolay, her kitaba nasip olmaz. Üstelik şimdiki gibi şişirme ve hormonlu baskılar da değil. Birebir, net ve dürüstçe 19 baskı. Bu yazılar Zafer’de yayımlanmıştı ilkin ve büyük ilgi görmüştü okuyucudan. Adapazarı’nın bu uzun ömürlü dergisinin âdeta edebiyat kanadını temsil ediyordu Başaran. O mecmuada Gürbüz Azak ve Selim Gündüzalp’le birlikte birbirinden nefis yazılara imza atıyordu. Ardından Uzak Geceye Mektuplar geldi ansızın. Bu da 8 baskıya ulaştı. Üç kitabı Kalbim Nerde Sanıyorsun, Yangının Adı Leyla ve Zamansız 3’er baskıya erişti. Tezgâhın Üstünde İstanbul ve Aşk Belki’den sonra şimdi de özel okuyucularını Doğudan Geldiler ile selâmlıyor. Hepsi de ciddî, hepsi de sıcacık ve samimi kitaplar. Zaten Başaran’ın en bariz özelliğidir içtenlik. Konuştuğu gibi yazar, yazdığı gibi konuşur Murat. Yalnız hafif bir sansür uygular kitaplarına ve sadece ona yakıştırabildiğim tatlı argoyu kelimelere sarıp kitaplarda ebedîleştirmez de sözlü olarak harcar ve boşluğa atar.

Murat’la Türkiye gazetesinde birlikte çalıştık. Halef selefiz onunla. Ben yedeksubaylık için Anadolu yollarına düşerken, hazırladığım kültür sanat sayfasını Hüseyin Sarıkoç üstlendi önce. Ondan da Murat sancağı devraldı. Rahmetli destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ile birlikte mükemmel kültür sayfaları yaptılar. Murat’ın gazete çevresinde samimiyet kurduğu isimler çok, ama bir de hususi olarak kalbî muhabbetler beslediği arkadaşları var. Muammer Erkul o şanslı kullardandır. Mehmet Fatih Can o talihli dostlardandır. Cihat Zafer bu halkaya dahil olmuşlardandır. Ortak özellikleri mertlikleri, dik duruşları ve pervasız olup kimseye ‘eyvallah’ etmeyişleri… Neredeyse ruh benzerlikleri üslûplarına da sirayet etmiş. Üstelik denemede de ustalar. Bir de müşterek hususiyetlerini buradan ilân ve ifşa ediyorum. Dördü de iflah olmaz münzevi… Toplantılara katılmayı sevmezler, kalabalıkta görünmezler. Benim gibi neredeyse her hafta dostları meclislerle buluşturmayı amaç edinmiş birisinin dâvetlerine çok az katılırlar. Sayılıdır icâbetleri… Hadi diyelim ki Mehmet Fatih Can’ın bir mekânı vardır ve gerektiğinde Tarih ve Düşünce’nin bu gönül dostu türbedarını Bâbıâli’de ziyaret edebiliyoruz. Diğerlerinin o da yok. Seyyahlar. Bir bakarsınız ansızın çıkagelmişlerdir. Geçmişte Mehmet Fatih Can, Tarih ve Düşünce’de iftarlar verir ve ekibi bir araya getirirdi. Can için belki söyleyemeyeceğim ama diğer üç dost, müridi olmayan şeyhler gibidir. Fakat sevenleri ve sıkı takipçileri çok. Binlerce genç okuyucunun bu üç yazarımızı düzenli takip ettiklerini biliyorum. Yıllardır görüşemeyen dostlar o bahsettiğim Bâbıâli’deki mahfilde muhabbet demini koyulaştırır ve saatlerce tatlı tatlı sohbetler ederdi. Ben de iştirak ederdim kimi zaman. Geçen Ramazan ayında ne yazık ki o neşeden ve bereketten mahrum kaldık. Zannediyorum bu vuslat toplantıları telafi edilecek. Bekliyoruz Mehmet Fatih Bey, inşallah göreceğiz.
Tam da bu satırları yazarken Murat’ın, “Yahu yine hâtıralara daldın, amma moruklamışsın, olan bizim kitaba olacak. Mevzu kaynayacak ve Doğudan Geldiler hakkında iki satır yer almayacak bu yazıda…” dediğini duyar gibiyim. Tabiî tahmin ettiğim zarif (!) hislerini sansürlüyorum. Yoksa o öyle sade suya tirit konuşmayı sevmez. Açar ağzını, yumar gözünü… Bana mısın demez.
DOĞUDAN GELDİLER
Bir kitap adından ziyade bir iddia, bir sâdâ, hatta bir hüküm! Doğudan Geldiler. Bana Cemil Meriç üstadın Işık Doğudan Gelir kitabını hatırlattı isim olarak. Kitabın sayfalarını çevirirken şu satırlar veya mısralar, sizi alıp farklı iklimlere taşıyacak:
Menzil ki, ufkun bittiği yerdir,
Sırtlayıp yerçekimini, koştururlar…
Kalplerinde iman, dillerinde tekbir…
Atlar uçuşuyor, bu atlar;
Asya’dan Bizans’ı tokatlar…
Yazarın yüreği Osmanlı sevgisi ile harmanlanmıştır. Bir tuğra, bir at, bir çeşme bu muhabbeti hatırlatır. Bir sebil, bir sancak, bir hüsn-ü hat ona mazisini yâd ettirir. Bir kös sesi, bir mehter yürüyüşü, bir tekbir sesi onu uzak iklimlerde gezdirir. Uzun yolculuklara çıkar okurlarını yanına alıp. Hayali bir at üstünde dolu dizgin bir seyahat başlar geçmişe doğru. Az çok kendini bilen herkes atalarını sever, ama Murat Başaran’ın ecdad aşkı bir başkadır. Murat Başaran deyince nedendir bilinmez aklıma hep Söğüt gelir, Ertuğrul Bey, Osman Gazi ve Orhan Gazi gelir. Kitaptaki ilk metin bir şiir. Ne şiiri, bir güzelleme demek daha doğru olur. Yüreğimize sımsıcak damlalar bırakarak şöyle başlar:
Bir avuçlarında gül vardı…
Bir avuçlarında su…
Güzel ve temiz…
Saf sevgi…
Yani aşk…
Her yere gittiler ve götürdüler…
Görenler sevindi…
Göremeyenler için, kılıçlarıyla yırttılar karanlığı…
Doğudan geldiler…
Doğum müjdesi gibi…
Murat Başaran’ın nesri şiir gibidir, şiirini de nesir niyetine okuyabilirsiniz. Hadi edebî tür olarak adını koyalım: Mensure… Ama ona en çok yakışan edebî tür denemedir. Denemeleriyle binlerce gencin gönlünü fethetmiş, ruhlarını şâd etmiştir. Başladığımız şiirin sonunu getirelim mi şimdi:
Doğudan geldiler…
Bir destan söylediler…
Altıyüz küsur satırlık bir destan…
Dinleyenler ışığı gördü…
Anlayanlar aydınlığı…
Son destandı…
“Osmanlı’yı Kim Sevmez?” diye soran yazarımız, hüzünlü ve hakikatli bir şekilde başlar ,sonra da tavrını, edasını cümle âleme ilan eder:
“Ve biz, at sırtında Orta Asya’dan hicret eden yorgun bir kavimdik…
Kendisine yurt arayan bir aşirettik; nihayetinde birkaç yüz çadırla Söğüt’e yerleştik.
Bizim hikâyemiz işte böyle başladı. Çadırımızın direğini Söğüt’e diktik. İplerinin çivilerini 3 kıtaya çaktık.
Bugün kim ki Osmanlı’nın ve Osmanoğulları’nın aleyhine bir cümle kurarsa, biliniz ki bizden değildir.”
Doğru söze ne denir? Sağ el kalbe götürülüp “Eyvallah!” denilir değil mi? Biz de öyle diyoruz işte. Kalemine sağlık Murat Başaran. Hislerimize tercüman olduğun, düşüncelerimizi seslendirdiğin için sağolasın varolasın.
Küçük bir Osmanlı tarihi… Ertuğrul Gazi ile başlanıyor Sultan Vahideddin ile son buluyor kitap. 141 sayfalık eser, bir bakıma ulu destanımız, şanlı hikâyemiz… Padişahların ‘kısa künye’lerinin ardından Murat Başaran’ın yazıların okuyoruz. İster tarih niyetine okuyun bu metinleri ister deneme… Hatta birbirinin devamı olan sultanların kısa hayat hikâyeleri veya bütünüyle Devlet-i Aliye’nin küçücük bir romanı… İnanıyorum ki büyükler de lezzet alacaklardır bu kitaptan, küçükler de… Murat Başaran’ın dobra dobralığı, mertliği, vatanperverliği, Osmanlı hayranlığı, cesareti, kararlılığı, tevekkülü ve bütün bunlarla birlikte zarifliği, kısacası bütün güzel hasletleri bu esere sinmiş. Ben hakikaten büyük tat alarak okudum. Çünkü üslûbu olan usta bir yazarın birikimini ve titizliğini taşıyor kitap.
Tarih bir dehliz, bir menzil, bir gayya kuyusu… Sağlam rehberleri olmayanlar bu uçsuz bucaksız ummanlarda, bu dipsiz nehirlerde boğulabilir, bu amansız yolculukla kaybolabilirler. Ama Murat Başaran gibi kalbi, aklı ve ruhuyla bu toprağa sağlam basan bir münevverin kitabı size iyi bir kılavuz olabilir. Eser, “Bâkiye” ile son bulur. Biraz da yazarımızın ruh halini yansıtan bu yazıyla taçlandıralım mı yazımızı, ne dersiniz:
Saçlarımı okşa rüzgâr…
Gönlümü okşa…
Ola ki bulamayabilirsin kıtaları oynatacak heyecanı bir daha.
Bulamayabilirsin Fatih’ten kalma Yavuzca yıldızları.
Şimdi elinin altındayken…hâlâ buralardayken okşa…
Ötelerden gelerek okşa…
Malazgirt’ten, Mohaç’tan dolaşarak gel ve okşa…..
Ben bin yıldır buradayım…
Saçlarım bakışlarım, duruşum, heyecanım Osmanlı benim…
Osmanlı bitmedi, Osmanlı benim!
Ey tarihe meraklılar! Boşverin televizyondaki süslü ve yalan dizileri… Osmanlı’yı anlatabilen iyi ve sahici bir kitap okuyun ve kazançlı çıkın bugünlerde. Büyük ve ince medeniyetimizin ihtişamını ve zarafetini görün, fark ve idrak edin… Adını mı soruyorsunuz kitabın, söyleyeyim: Doğudan Geldiler… Ne diyeyim kalemine, yüreğine ve beynine sağlık Murat Başaran. Daha nice eserlere!
(Doğudan Geldiler, Murat Başaran, BT Benim Tarihim Yayınları, Mahmutbey Mah. Deve Kaldırımı Cad. Gelinci Sk. No: 6 Bağcılar- İstanbul 0 212 4462100- 0 532 2975338)
.

Kitabı henüz bitirmedim. İki üç gün oluyor başlayalı. İnsanın keşke daha uzun olsaydı diyesi geliyor. Keşke daha uzun uzun hikayeleri olsaydı padişahların. O zamanlarda hissettirecek kadar güzel bir anlatım var. Tavsiye ederim.
(Not: Yazara tavsiyedir ne haddime ise; Bütün padişahları tek bir eserde toplamaktansa, daha uzun ve kapsamlı belki iki belki üç tanesini bir eserde toplayıp, güzel bir seri yakalanabilir düşüncesindeyim.)
Ali Kaya
İste, ara, bulursun, demişler ya Ali Kaya, iyi ki yazdın, sordun.
Çünkü bu çalışma yapıldı. Anlatayım da bilgi paylaşımı olsun, duymayanlar öğrensin:
KEMAL ARKUN isimli bir yazar büyüğümüz var.
Kemal bey çok zaman vererek tam 36 kitap hazırladı.
Her kitap bir Osmanlı Padişahının ismini taşıyor ve onunla ilgili dönemin romanını/tarihini anlatıyordu.
Bu çalışma ne mutlu ki yerde kalmadı; AKADEMİSYEN YAYINEVİ bunları kitap olarak bastı ve tarihî bir hizmete imza attı.
Ben de bunu anlatmaktan/duyurmaktan büyük mutluluk, gurur duyuyorum.
İnternette AKADEMİSYEN YAYINEVİ olarak aradığınızda çıkıyor.
http://www.akademisyenyayinevi.com adresinden erişebileceğiniz ve 0212 483 38 64 telefonundan ulaşabileceğiniz yayınevi sadece bu seriyi değil; bizim tarihimiz ve çocuklarımızla ilgili kitaplar da yayınlamakta.
Çocuk kitapları konusunda da yıllarca öğretmenlik ve çocuk yayıncılığı yapmış, benim Türkiye Çocuk Dergisi’nde çalıştığım yıllarda dergimizin müdürü olan kıymetli Şaban Çibir ağabeyimin kitapları da aynı kitabevi yayınlanmakta…
Onun yazdığı her kitabı gözü kapalı tavsiye ederim.
Bu milleti ve kendi tarihini seven insanları elbette alkışlayacağız.
Ben de işte bunu yapıyorum.
M:)
ÜNAL BOLAT (HayatımRoman köşesi editörü) aşağıdaki postayı dağıtmıştı.
Ben de;
“…
Ben de okudum.
Doğudan Geldiler; ısrarla ve samimiyetle tavsiye ettiğim bir kitaptır.
Muammer Erkul
…”
notuyla bizim sitenin grubuna dağıtmıştım.
Konuyla ilgisi olduğu için buraya eklendi…
———————————————-
25 Aralık 2011 10:07 tarihinde ÜNAL BOLAT yazdı:
From: mbasaran67@hotmail.com
To:
Subject: Aşağıdaki metni dostlarınızla paylaşır mısınız?
Date: Sat, 24 Dec 2011 13:43:05 +0200
“DOĞUDAN GELDİLER” SIRADAN BİR KİTAP DEĞİLDİR…
OKUMALI VE OKUTMALISINIZ!
Biz dünyayı hallaç pamuğu gibi atmış bir süper gücün torunlarıyız.
Kendimizi doğru tanırsak, bize on yıllardır dayatılan “etrafı düşmanlarla çevrili”, “hiç kimsenin sevmediği ve uğraştığı”, her alanda geri kalmış, yeni yeni kendisini toparlamaya çalışan “ezik” duygulardan kurtulabiliriz.
Biz gidebildiğimiz bütün coğrafyalara adalet götürmüş ancak zorbaları tokatlamış bir milletiz.
Irk ayrımı yapmamışız. İnsana değer vermişiz. Kalbimizdeki imana, bileğimizdeki güce inanmış ve 400 çadırdan üç kıta yedi iklime yayılmış dünyanın en kudretli imparatorluğunu kurmuşuz…
Biz “hesap veren” veya ” kendisini kabul ettirmeye çalışan” bir millet değil, ancak “hesap sorma” makamında olması gereken bir milletiz…
“Doğudan Geldiler” bu imparatorluğu en yalın ve en kısa şekilde anlatan önemli bir kitaptır.
Her yaş seviyesine uygundur.
http://www.kitapyurdu.com veya http://www.idefix.com‘dan alabilir, 10 adedi aşan taleplerinizi ise ekteki linkin sonundaki isteme adresinden talep edebilirsiniz.
Linkteki kitap tanıtımı sizi daha fazla aydınlatacaktır…
http://www.sanatalemi.net/kitaplik/5383-murat-basaran-ve-dogudan-geldiler.html
—
🙂