Kırkambar (Murad Han nasıl şehid oldu?)

Çok sayıda tarihi olay, aslı iyice araştırılmadan veya düzeltilmeden anlatılmıştır bize.
Kasıtlı 
olarak uydurulan, yanlış anlatılan, çarpıtılan hadiselerle birlikte kendi tarihimiz, kendimiz ve çocuklarımız için tam bir bilmeceye dönüşmüştür…

Bunlardan biri de Murad Han’ın şehit edilme hadisesidir.
Bu konuyu bu açıdan ilk defa, kıymetli tarihçilerimizden İsmail Yağcı beyefendinin bir televizyon programında öğrenmiştim ve gerçek tarihimizin neden bize doğru anlatılmadığını merak etmiştim…

Yıllar önce, Topkapı Sarayı’nı anlattığı o programı takip ederken şaşkınlık içindeydim. Çünkü ilkokuldan itibaren kendi tarihimizi anlatan ders ve diğer tarih kitaplarımızda öğrendiğimin tersini söylüyordu. Merak ettim ve sonra kendisiyle de karşılıklı da konuştuk. Evet, bu işte bir yanlışlık vardı.
Bu anlatış şekliyle bizler yanlış fikirlere kapılmıştık…
Bizlere ve bütün Türk çocuklarına, yıllarca sanki o koskoca Osmanlı Padişahının acziyeti vurgulanmış, sanki can çekişen bir Sırp askerinin bile Osmanlı sultanının öldürebileceği belletilmişti!
Yazık!..
Peki bu nereden geliyordu? 

Şimdi, aşağıda, Topkapı Sarayı’nın anlatıldığı o programı size de aktaracağım…
Yeri geldiği zaman, yazının içinde o konu da geçecek. Hem, sarayımızda elçilere neden hakarete benzer bir hareket yapılmanın adet olduğunu öğreneceksiniz, hem de Sırpsındığı Savaşında Murad Han’ın nasıl şehit olduğunu öğreneceksiniz…

Tarihçi İsmail Yağcı’dan o olayı şöyle öğreniyoruz:

"Babüssaadeden 3ncü avluya girilir.

Üçüncü avlu 11 000 metrekaredir.


Hemen girişte karşımıza gelen, iki kapılı oda şeklindeki müstakil bina Arz odasıdır.
Arz odasına bu günkü anlamda, Padişahın makam odası gibi denebilir. Divanda alınan kararlar kadifeden ve mühürlü  keselerde  bu odada arz edilirdi. Yabancı elçilerin kabul işi de burada olurdu.
Padişah tahtında oturur. Elçi iki iriyarı görevli koltuklamış, yani kollarını sıkı sıkıya kavramış olarak huzura getirilirdi.
Elçinin getirdiği bir mektup varsa onu okur veya sözlü yarım saatlik bir konuşma yapar, tercüman onu özetleyerek; yanında bulunan Sadrazama 3-5 dakikalık özet bir tercüme ile anlatır, Sadrazam da  üç cümle ile Padişaha arz ederdi. Elçinin mutlaka Padişaha eğilerek selamlaması kanundu.

Üçüncü Napolyonun bir elçisi hafif bir reveransla selamı geçiştirmek isteyince, koluna giren görevlilerden biri hızla ve maksadı aşan bir şekilde ensesinden bastırınca, Elçi yüzü koyun yere kapaklanmış ve hiçbir şey olmamış gibi doğrulup, alı al moru mor bir halde nutkunu irad etmiş yani konuşmasını yapmıştır.

Elçiyi böyle kabul elbette ki biraz kaba bir davranıştır.

Ancak Osmanlıda elçi kabulü, Birinci Muratın Kosova zaferine kadar çok nazik ve serbest şekilde idi. 1’nci Kosova harbinin sonuna doğru Sırp kralı öldü. İki damadından birisi de pabucu pahalı görüp savaş alanından kaçtı.
Diğer damat ise kral olabilmek ümidiyle Murat Hanla görüşme talep etti.
Sultan onu gayet rahat ve serbest şekilde, otağında yani çadırında kabul etti.
O da Padişaha hürmet için eğiliyor gibi yapıp, çizmesindeki hançeri çıkararak Sultanı vurdu.

Ama bu olayı Sırp tarihleri, güya Murat Han savaş meydanını gezerken, ağır yaralı ve ölmek üzere olan bir Sırp kahramanı yerinden doğrulup padişahı vurdu, şeklinde yazarlar.

Kendi kendilerine kahraman türetmek istemişlerdir…."

..diye devam eden televizyon program; Arz odasının kapısı üstündeki yazının Sultan 3ncü Ahmed Han’ın kendi el yazısı olduğu konusuna geçer.

Sonradan tarih profesörlerimizden Ekrem Buğra Ekinci ile de konuştum.
Aslında bu yazılanların birbirinden çok farklı olmadığını söyledi. Bu kanaatin, bir tablodan gelmiş olabileceğini söyledi. (Bütün savaşı, padişahı, onu şehid eden bir yaralıyı vs aynı tablo içinde tek karede göstermek için çizilmiş kompozisyon bu yanılgıyı getirmiş olabilir…) 
Evet o bir Sırp askeri idi. Padişah ona halini soruyordu. Peki bu kimdi? Kralın damadıydı. Yeninde hançer saklamıştı… Yaralıydı ve çadıra getirilmişti… Ama yarası ağır değildi, çünkü saldırıdan sonra kaçmıştı… Onu kaçtığı yerde buldular ve öldürdüler. Tabi bu adam şimdi Sırpların kahramanıdır, öldürüldüğü yerde bir anıt vardır ve korunmaktadır…
…..

Değişik kaynaklarda kendi ülkesinin çocuklarına, sanki düşmanlarının ağzıyla ders kitabı basılıp okutalan öyle dönemlerden geçtik ki, çözmek veya doğruyu bulmak, bilmek zor olabiliyor…
Bütün hayır dualarımız; yalan söylemeyen…
Kendi soyunu, milletini, kendi tarihini seven tarihçilerimize ve de onları okuyanlara da olsun…

M.E.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir