4 mins read

Duygu Bahçemiz (SANA DA MI YETİM DEMİŞLERDİ? – Gürsel Çopur)

Sen de yetim büyüdün ey dost!.. Sana da yetim demiş ve horlamışlardı. Tutan eli olmayıp da esbab dairesinde rıza-yı ilahiye istimdad edenleri müjdelemiş ve bir kapı bırakmıştın. Ne devlettir ki, susayanlar yetim ayrımcılığını hissetmemiş ve beşir pazarına koşmuşlardı. Gâyeden kıvılcımlar kopup kopup gelerek etrafı süslemiş ve ideal hayata giden yolda şehrahlar açılmıştı. Zemin ağlayamazdı konuştuklarına, dışlananlar dışlayanların ev sahibisi olma mazhariyetini kutup yetilerinde taçlandırmışlardı. Tacında bu ulvi yeti var iken, yetim olabilme ezilmeye malzeme sayılamazdı. Ey yüce dost, lal-ü güher sözlerinde sonsuz pırlanta hassasiyeti ve solmayan sekine burcun, pişdarımız olmaya devam edecektir. Pişdarımız yetimse, eksikliği olanların ne diye üzülmeye hakları olabilir? İhkak-ı hak mikyasında leblerimize misafir olabilecek  her kelime, O (aleyhi ekmelüt tehaya)’na ait bir selamın hedy sezonudur. Bu sezonun arızi keyfiyeti gönüllerimizden silinir inşaallah…

Herkese kifayet arzedebilecek kıvamda bir muhabbet donanımı olabilen insanda kebair tonunda nakise davranışlar pek zuhur etmeyebilir. Mezelle-i akdamın kol gezdiği cadde-sokakta, içine aldırmayıp dışarıyı şekva etmeyi hastalık edinmiş bir ruhun endam aynasında kendisini görebilmesi pek zor olsa gerek… Dışı eleştiren içteki güzelliği tadamaz; içteki tanışmayı gerçekleştirmeden insanların gönlünde taht (kibrin girizgahı olan değil) kurabilmek beyhûdedir denilse sezâdır. Yetisini kaybetmeyenler yetim olarak büyüseler dahi, tek teselli kaynağı marifet ufkunda melekesini lutfettiği müddetçe onlar engelleri aşarlar… Ve aşmışlardır da.

“Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu…” diyenler yetim olamazlar, dine adanmış şahsiyetlerini ihlas havuzunda eritip tek başına ümmet vasfını haiz bulunanlar yetim kabul edilemezler!Dünyanın ezici makamını  sabrın sabir otuyla tadanlar, erişilmez makamın kapılarını nev-i şahsına münhasır yetileriyle iktisap ettiler. Hükmün aynı zeminde temadisi, yaşayanlara muştusunu sunmaya devam etmektedir. Bütün bu mazhariyetlerden yetim kalabilmek ezilmektir aslında. İçteki yeti değerlendirilemezse insan yetim kalır. Yas bürünmemek gerekecekse, kul, Rabbiyle olan irtibatında kendisini ibadette tanıtmalıdır.
 
“O (sallallahu aleyhi ve sellem)’dur O Tâhâ ve Yâsin ü Emin
O’dur O hem Rahmeten li’l-âlemin
 
Hem Muhammed(sav) dahi Mahmud(sav) O’dur O
Cümle mahluk içre maksud O’dur O.”

O’nu kaybeden neyi bulmuştur ki, O’nu bulan neyi kaybetmiştir ki!.. İşin denge ufkuna bakan kefesinde hep bu tatlı ağırlık varlığını istikbal edecektir. Kazananlar kaybetme çığırtkanlığını dillerine pelesenk edinmişlere aldırmayıp “selam” diyenlerdir. Kaybedenler ise kazananların kazançlarına hayatları boyunca köstek olanlardır.
 
“Çözülüş çok kadim.. sanıldığından da erken;
Bu kara günleri sezmiştik gün ortasında.
Ay uykuya dalıp güneş ufukta sönerken,
Uyanmıştık ama, iki ateş arasında…”
 
Gurbette binbir sıkıntı ve zaruretle yüz yüze kaldığı halde sitayiş baharını erteleyenlere müjdeler olsun!.. Hadis yörüngeli ilhama matuf her hamle boşa çıkmayacaktır Rabbimizin inayetiyle, bizim recamız budur ki, hadis kucağında ilahi şefaatin sıcaklığını tadabilmektir. Gurbette varlığa erenler yetim kalmayacak ve lika yağmurlarının rahmetle olan uhuvvetine el açacaklardır.

“O, seni yetim bulup barındırmadı mı?” ayetinin ruhundaki beşaret- nedret ve inşirah; devam eden ” Öyleyse yetimi sakın ezme!” ayetinin umuma ait ilahi emriyle müspet ünsiyet kurmuştur. Yetimi ezen veya yetisini kaybetmiş olanlar, Efendiler Efendisi (aleyhi ekmelüt tehaya)’ni tam manasıyla idrak edememiş demektir. Ümmet-i icabetin kazanç noktası ehl-i sünnet akidesindeki icabet fezlekesidir.
 
Evlerin mezarlığa tebdil kılınmaması, kalbin muhakeme terazisindeki tortulardan arınmasıyla mümkündür. İnsandaki hakikat sevkiyatında tortuya yer yoktur. Bilenler aşkı yudumlayanlardır. Tasavvufi anlamda yanmak için tortuya katlanmak gerektir. Dünyanın bin bir ibtilasına karşı dayanıp sabredebilme, ”yetimlik” akabesini hoşamedi tarzında karşılamaya benzemez.

Sen neye hazırsan, o senin için hazırdır.

Gürsel Çopur

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir