Neye sahipsin? [05 Ekim 2008 Pazar]
Saraylarda neden mutsuz insanlar da olur veya çöplüklerde yaşayanlardan bir kısmı neden emsalsiz mutluluklar içindedirler? Hâlbuki mutluluğun ve mutsuzluğun sınırları çoktaan ana hatlarla, kalın çizgilerle belirtilmiştir: “Mahrum olmak mutsuzluk… Sahip olmak mutluluk!..” {*}{*}{*} Herkese, hepimize ezberletilen bu temel, bu genel prensip neden her zaman çalışmaz peki? Öyle ya; neden en karamsar ve en kuşkucu ve […]
Diyalog [03 Ekim 2008 Cuma]
-Demek isminiz Musa, diye gülümsedi Hıristiyan misyoner… Siz çok akıllı ve aydın bir beyefendiye benziyorsunuz. Yanılmıyorum değil mi? -Yanılmıyorsun da, sen önce dilinin altındaki baklayı çıkar bakalım, dedi Musa Dayı. -Hah! Ben de dinler arası diyalogdan bahsedecektim size: Hani, her dine mensup insanların kendi aralarında kaynaşmalarından… Bazı liderlerin, bu alışverişi günümüze kadar nasıl engellediğinden ve […]
Güle güle sultanımız [02 Ekim 2008 Perşembe]
Cümle âlem biliyor; sen gidiyorsun diye değil, senin ikram ettiklerin için, senin ihsan ettiklerin için bu çocuklara benzer sevincimiz… {*}{*}{*} Sen ki; sayılı günler boyunca misafirimiz oldun… Biz de yatışımızı sana, yiyişimizi sana ve davranışlarımızı sana uydurmaya çalıştık; erken kalktık, geç yedik, bazen de uyku mahmuru dolaştık; umduk ki hizmet edenlerinin adını bileceğini, son günlerde […]
Radyonun rengi [28 Eylül 2008 Pazar]
Bir radyoevi düşünün. Pek çok kişinin de bu radyonun yaptığı yayınları dinlediğini düşünün. Ve sonra düşünün ki, her radyonun; vericisinden yaptığı yayınları insanların dinleyebilmesi için radyo alıcıları lazım. Çünkü farklı frekanstaki titreşimlerin, önce; insan kulağının duyacağı sesler haline dönüşmesi lazım… Programlar hazırlanacak… Radyodan yayınlanacak… Verici antenden çıkan dalgalar havadan alıcılara doğru gidecek… Radyo cihazından geçen […]
Bir öbektir dünya [26 Eylül 2008 Cuma]
Dikkatli bakmak… Ve iyi görmek lazım: Dünya, bir öbek mezar toprağıdır esasen! {*}{*}{*} Dünyanın bir mezar toprağı öbeği olduğunu anlamak; hayatın lezzetini daha da arttırır, değil mi? Ve sohbetlerin ve oruçların ve hatta bayramların! {*}{*}{*} Topraktır şu dünya, evet. Hem de mezar toprağıdır; durmadan aktarılan, aktarılan, tekrar tekrar aktarılan… Şimdi, bunları “anlaşılsın” diye yazan kişi; […]
Kâğıt kuyruklar [25 Eylül 2008 Perşembe]
Bir sebeple tanıdığınız uyuşturucu satıcısını; bir genç adamla kol kola görseniz ne yaparsınız? Bunun cevabı açık: Hiçbir şey! Çünkü bu zararlı adamın yanındaki delikanlıyı tanımıyorsunuz; ilişkilerinin şeklinden emin değilsiniz… Peki bu delikanlı ablanızın oğlu olsaydı, acaba ne yapardınız? {*}{*}{*} Parkta oynayan çocuklar var ve banklarda sohbet eden kadınlar… Bilmeseniz de hangi çocuk hangi kadının, bilirsiniz […]
Balıklı (Pazar) yazısı :) [21 Eylül 2008 Pazar]
Sahilde avlananları her gün gördüğüm halde; ilk olta takımım, bu yaz Balıkesir’de oldu. Baktım ki, kamyonet kasasında öylece, açıkta bir olta takımı. Unuttu sanıp; “biri alıp gidecek” diye uyardım yeğenimi. “Onu alacak birini bulamıyorum”, dedi. Yani ha Galata Köprüsü’nde pulluk, ha Balıkesir’de olta takımı! Buğday tarlasına çapari atacak değil ya adamlar, istemiyorlar haliyle… Sonra birden; […]
İlkyardım çantası [19 Eylül 2008 Cuma]
İlk yardım çantaları işe yarar mı? Bu nasıl soru? Eğer aksi olsaydı isimleri bu mu olurdu? İlk yardımı yapmaya yarayan çantaların işe yarayıp yaramadıklarının cevabı son satırda. Fakat oraya varmak için aradakileri okumanız gerekiyor! {*}{*}{*} İlkyardım çantası, sürülen araba “kaza yapmadan önce” alınır; bir kaza durumunda kullanasınız diye!.. İlkyardım çantanız varsa “başkalarının yarasına da pansuman […]
Pusula [18 Eylül 2008 Perşembe]
Bir insanın eline pusula verdikten sonra, artık onun sormasının manâsı olur mu; kuzey ne tarafta, güney neresi, diye?.. Koy işte önüne pusulayı; bak, kuzey şurası. Onun zıttı güney… Sen kuzeye bakarken sağ kolun doğuyu, sol kolunsa batıyı gösteriyor!.. {*}{*}{*} Bana o kadar çok mail, mektup, telefon, davet geldi ve gelir ki, sayısını bilemem… Bunlardan bir […]
Dünyanın tam ortası [14 Eylül 2008 Pazar]
Türkiye’nin ortasındaki Akşehir’in ortasındaki mezarlığın ortasındaki meydanın ortasındayım… İşte burası, dünyanın tam ortası! “İnanmayan varsa ölçsün de görsün!” demiş bir zamanlar Hoca’mız… Nasreddin Hoca bu sözüyle insandaki benliğe dikkat çekmiştir belki ince dersler vererek. Hem zaten biliyorsunuz; o bir müderristi. Yani medresede eğitim veriyordu, derin ilim sahibiydi. Üstelik velî bir zattı. Şehir halkı da, talebeleri […]
Alperenler ne iş yapar [12 Eylül 2008 Cuma]
(Türkistan Baba’nın evlatları!) Marangoz Mustafa, Çerezci Erol, Aşçı Sedat, Öğretmen Ayhan, gazete dağıtıcısı Alptekin, İnternet Cafe’ci Ali, Kameraman Halid, Halıcı Mehmet, sucu Rıza, rehber Murat ve ey ağalar, beyler, efendiler! Hoca Ahmet Yesevi hazretlerini biliyor musunuz? Yani Hazret-i Pir-i Türkistan’ı, yani Hazret-i Sultan’ı, yani Kul Hâce Ahmed’i… {*}{*}{*} Ahmed bin Muhammed Yesevî; Batı Türkistan’da (şimdi […]
Uçaktan düşmek! [11 Eylül 2008 Perşembe]
Uçak havalanırken içinde bulunacak… Ve pistte durmadan içinden atlamayacaksın. Yolculuğun sırrı bu! İşte oruç tutmak da biraz buna benziyor. En büyük benzerliği de; KALKIŞ VE İNİŞ saatleri. Yani sen uçağa binmedikten sonra istediği kadar “ben yolcuyum” de veya uçağın ardından koşmaya çalış!.. Lafım anlaşılıyor değil mi? Eskiden bütün tarifelerde “yolcuların içeri alınma saati” yazardı. Koşan […]
Yer altı şehri [05 Eylül 2008 Cuma]
Işık nedir, karanlık nedir, yol nedir ve yolu bilen birinin anlamı nedir, meğer bilmiyormuşum… İdrak ettim; ..hem de yerin dibinde! {*}{*}{*} Kayseri topraklarında, Erciyes’in kuzey doruklarını gören mesafedeyiz. Eski taşlarla dolu bir mezarlığın yanından geçerken karşıda Ağırnas beliriyor. Gesi bağlarından beri boş arazilerden geçtik; çünkü Temmuzun 30’u, ekinler çoktan biçilmiş ve yerlerinde kuru sarı anızlar […]
Bostangüzeli [04 Eylül 2008 Perşembe]
Nazilli’deki bir pazar tezgâhında; kenarda kalmış, küçük, sarı, kavun gibi bir meyve gördüm. “Bunlar nedir” dedim. “Acı kavun” dedi pazarcı. Sonra tuhaf bakışımı görüp “Koku kavunu. Yenmez ama aylarca kokar” diye ekledi… İki tane alıp arabaya koydum; kendimi kavun kamyonu sürüyor sandım! {*}{*}{*} Birini İstanbul’da sehpa üstünde bıraktım. Kenarından ezildiği için bozulmaya başlayanı yanıma aldım. […]
Seni beklerken [29 Ağustos 2008 Cuma]
Dönen kuşlar indi çoktan göçtükleri yuvalarına… Karıncalar deliklerini ve arılar peteklerini başladı doldurmaya. Mevsim, yaslandı yani bana doğru, hissediyorum. Anladım ki; artık, geliyorsun… {*}{*}{*} Seni beklerken; portakal çiçeklerini ipe dizip bir taç daha yaptım… İlk eriğin tadına baktım; ekşi olsa da, yüzüm hep tatlıydı… Seni özlemenin bile beni üzmesine izin vermedim, seni beklerken… {*}{*}{*} Geliyorsun… […]
Ümit Sinan Topçuoğlu [28 Ağustos 2008 Perşembe]
“Türkiye’nin Manevi Coğrafyası” ismiyle yayınlanan bir yazı dizisi vardı eskiden Türkiye Gazetesi’nde… Şehir şehir, köy köy dolaşıp, ülkemizin maneviyat atlasını çıkarmaya çalışan bir adam vardı… ..var idi! {*}{*}{*} İsmini ilk defa Çocuk Dergisi’nde görmüştüm; güzel tarihimizden sayfalar hazırlıyordu. Dergici olmaya çalıştığımız sıralardı, kendisiyle tanıştım. Beni tanımasından hoşlandığım insanlardandı… Zeki gözlerle keskin bakar ve sanki “açık […]
Kar helvası [24 Ağustos 2008 Pazar]
Salı pazarında zeytinyağı baktık; kekik suyu ve (küçük, sarı, mis gibi) koku kavunu aldık. Satıcı tembih etti; yenmez, diye. Nazilli (Aydın)’deyiz. Ağustos’un 5’i. Hava 40 derece. Aldığın her nefes burnundan, içtiğin her yudum su sırtından çıkıyor! Pazar sonunda üç tekerlekli bir “gaktırma araba” duruyor. Kadir Çetin “hadi kar helvası yiyelim” diyor. Yeğeni Alptekin de yanımızda […]
Elma düşürmek [22 Ağustos 2008 Cuma]
Ve bir an… Çocuk yüzlü bir elma ile elma yanaklı bir çocuk görür biri birini… Bu bir an; Karar, verilmiştir artık!.. {*}{*}{*} Kalın bir gövdenin iç içe geçmiş dalları arasında ve yüksek bir yerlerdedir elma… Ordadır, ama kendini bırakmak istemektedir çocuğun ellerine. Al yanaklı çocuk ise zıplar, dokunamaz; sıçrar, tutunamaz. Gövdesi kalındır ağacın eğilmez, bükülmez. […]
Belli [21 Ağustos 2008 Perşembe]
Her şeyin ayarlı olduğunu Hasan abiden öğrenmiştim; “Ayarlı Hasan abi”den… O öyle zamanlarda ve öylesine inanarak mırıldanıyordu ki; “her şeyin ayarlı” olduğunu, tam da işte o ayarlı oluşu fark ediyordu insan. Hasan abi gönül adamı, hem de binlerce güzel gönül insanından biri. {*}{*}{*} Her şeyin ayarlı olduğunu Hasan abiden öğrenmiştim… O, işlerin ayarlı olduğunu söylerken […]
Filan usta [15 Ağustos 2008 Cuma]
Ha “Falan bey” idi hikayemizin kahramanın adı, ha “Feşman hanım” ne fark eder… Varsayalım ki “Filan usta” idi… -Çocukları al ve git, dedi hanımına Filan usta. Ben kardeşinin nişanına gelemeyeceğim. Çok işim var… İçini çekti kadıncağız. Sesini çıkarmadan çocuklarını hazırlamaya başladı. {*}{*}{*} -Abi, dedi kardeşi… Hepimiz, yani bütün evlatları babamın bahçesinde toplanıyoruz. Biraz eğlenmek, ama […]
