Ilıkpembe
Sözün işte buralarında, ılınıp akıyor içim pembe bakışlarına doğru… Pembeler ılık ılık oluyor, ılıklar ise pembe pembe… Ve yine, ve yeniden; "Seni, kimselerin sevemeyeceği gibi sevmelere" ben talip oluyorum… Biliyorum; seni sevmek "biz" i sevmektir… Ve biliyorum; "biz" in içinde ben de varım…
Bul Beni
Ayna gördünüz mü hiç?.. Görünce bakın; her aynada iki tane göz var… O gözlerde gözüküyor yarınlarda yapabileceklerin. Ahh!… Bir de dişlerim çıksın, bir de konuşmayı öğrenebileyim… İşte o zaman görün beni!
Çekirge Çetin – Arapça
Bu eser Arapça dilinin gelişmesinde yardımcı olmak amacıyla yayınlanan mizahi bir kitaptır. Türkçesi ve çizimleri Muammer Erkul’ a aittir. Çevirmen: Enise Aydın
Çekirge Çetin
Çekirge Çetin yaklaşık altı yaşında. Onu önce Türkiye Çocuk Dergisinde tanıdınız. Sonra, hikâyeleri Türkiye Gazetesinde BİN GÜN yayınlandı. Bir ara televizyonda da burnunu gösterdi. Yaklaşık bin kişi onun resmi basılı tişörtlerden giydi. Bir buçuk yıl da Zaman Gazetesindeki köşesinde sevenleriyle beraberdi.
Sitem [24 Ocak 2008 Perşembe]
Sitemleri oluyordu dostların; “nerde senin siten” diyorlardı. Gerçekten de çoğu şirket ve şahıs web sitelerini yıllar önce kurmuştu. “Herkesin bir sitesi var da nerde senin siten” diye soran dostlar haklıydı… Bu konuda benim için en samimi çabayı gösteren Bilal’dir. Bilal Akçay kaç sene önce; “sadece Çekirge Çetin’ler bile yeter, gazetedeki yazıları da koyarız” filan diyerek […]
Seyir Defteri – 20 Ocak 2008 Pazar (Site, oruç, maskeli beşler, Beykoz…)
Ramazan ayı haricinde hiç oruç tutmamıştım ben. Sanki açlıktan veya susuzluktan ya da ne bileyim başka bir şeylerden korkardım. Sitenin yayına başladığı gün, yani dün ben geç saatlerde gelip bir de yazı yazınca, oruç tutmak için saat kuranlar uyandı. Çorbalar ısındı, çaylar kaynadı, kahvaltılıklar çıktı… E ben de bütün gece didinmişim, karnım da acıkmış; buyur […]
Seyir Defteri – 19 Ocak 2008 Cumartesi (Başlarken…)
Merhaba… Yorgun argın bir gecenin sabahına doğru eve dönüyorum… Birkaç satır yazmam gerekiyor buraya; çünkü önümüzdeki sabahtan itibaren bu yazdıklarımı okuyanlar olabilir. Aslında kimseler bilmiyor henüz hiç kimsenin haberi yok! Yıllardır bize "site yapmamız" için söylenip duranlar da şaşıracaklar belki. Şimdi, yukarıda bir başlık var; "Sitemize hoş geldiniz" diyor… İşin sırrı galiba burada biraz…. Hatalarımız var […]
SEVGİ SEVİLMEK İÇİN VAR, SÖYLEMEK İÇİN DEĞİL
Onu bir dergide çizdiği Çekirge Çetin ve Bilgehan çizgi romanlarıyla tanıdım. -Belki birçoğunuzun tanıdığı gibi.- Eğer not defteri elime geçmeseydi öyle tanımaya devam edecektim. Kolay okunup ezberlenebilen şiir tadındaki yazıları, farklı bir Muammer çıkardı karşımıza…
Beni beğenmiyor musun? [22 Şubat 2007 Perşembe]
Misal veriyorum: Birine “göz önünde burnunu karıştırma” desen, der ki; “Yoksa beni beğenmiyor musun?..” Ardından da kendisinin ne kadar iyi biri olduğunu, ne güzel işler yaptığını, ne soylu bir aileden geldiğini saymaya başlar diliyle veya zihniyle!.. Sen olsan ne cevap verirsin şimdi buna? Veya “oldun” işte, haydi cevap ver!.. {*} Şu an sırası mı yaptığın […]
Üçüncü Yeni [18 Şubat 2007 Pazar]
Tarihî bir yazı yazacağım, iyi dinleyin! Hatice, benim “adamım”dır, gece aradı. “Biliyorsun, Sefa Beyle kafalarımız uydu, sitede yazıp duruyoruz” dedi. Biliyordum haliyle. “Yeni bir fikrimiz var, dedi. Üçüncü Yeni şiir akımı…” {*} Şiir’in “şiyir” olmadığını dahi bilmeyen bazı mahlûkatın, şiir konusunda “özellikle” söz sahibi sayılmaları, sanatın bileğine atılmış jiletlerden biri! Hiçbir iş yapamayan adamların, kendilerini […]
Sabır [16 Şubat 2007 Cuma]
Dedem anlattıklarını hikâyeler şeklinde anlatırdı hep… Bazen geç saatlere kadar sürerdi bu fasıl. Ama ben de sonuna kadar hatırlardım anlattıklarını; bunun için şaşardım kendime… Öyle ki; herkesin uykusunun geldiğini görür, yine dinlerdim… Bir gün bunu konuşmuştuk annemle. -Aslında sen öyle zannediyorsun, demişti. Bunu yapan dedendi!.. Şaşırmıştım. Anlamaz gözlerle baktım yüzüne. O devam etti: -Senin saçlarını […]
Dünyanın yedi harikası!.. [15 Şubat 2007 Perşembe]
Dünyanın yedi harikasını herkes sayar… Siz de sayarsınız… Na’şukadar çocukken, okula giden abla ve abilerden öğrenip bilmiş bilmiş sayardım ben de: -Çinlilerin Türk akınlarını durdurmak için yaptığı, Ay’dan bile görünecek büyüklükteki duvar, Çin Seddi… Mısır’daki piramitler… Babil’in asma bahçeleri… Asılmış bahçeler hayal ederdim önceleri. Sonra boşluğa asılı değil de üzüm asmasıdır, diye düşünmeye başladım. Daha […]
Karşı saha [11 Şubat 2007 Pazar]
Surlar, şarap fıçısının tahtaları gibi çevrelemişti Bizans’ı… Osmanlı, bir kıvılcım gibi gelip dokununca dinamit sandığına; sanılanın aksine, infilakıyla sarsıldı dünya Bizans’ın… Sene 1453’tü… Çanakkale; “Her birimizin göğsünde bir gülle sönse bile İstanbul’a tek kıvılcım düşmesin” duasının savaşıydı… Yahut “İstanbul’u savunacak âdemoğlu kalmasın” taktiği! Sene 1917… İstanbul sokaklarında İngiliz askerleri geziyordu. Bazı evlerde büyük sömürgecinin, bazı […]
İnsanın yazısı [09 Şubat 2007 Cuma]
Gel bakalım şu mindere! Gidip dedemin yanına oturdum. Çünkü bir şeyler anlatacağını anlamıştım… Az evvel önüne konan kahveden bir yudum aldıktan sonra dedi ki: – Şimdi sana bir masal anlatacağım, fakat senden önce başkaları anlayacak! Bu söz benim için önemli değildi. Dedem masal anlatsın da, kim ne anlarsa anlasın!.. Ben onun anlattıklarını severdim tabii ki, […]
Kimsesizliğime düştün [8 Şubat 2007 Perşembe]
Yeşildi dünyam, maviydi… Bir de kahverengiydi. ….. Beni bir ürkek ceylanlar tanırdı, bir de çingene serçeler… Yalnız kuşların sesi gelirken kulağıma bir de kavak yapraklarının… Sen; {*} Durgunluğuma düştün… Ve büyüdün içimde büyüdüün, büyüdün; Sudaki halkalar gibi. {*} Yeşildi dünyam, maviydi… Bir de kahverengiydi; sen, bana düştüğünde!.. Bakışların, kendi ortasından büyüyen sıcak halkalar gibi iç […]
Hak edilmemiş yalnızlıklar [04 Şubat 2007 Pazar]
Ne farkı var?.. Ha Pamuk Prenses’in dudağına kondurulan öpücük; ha Frankeştayn’ın tepesine isabet ettirilen yıldırım!.. İki beden vardı yerde… İki de enerji; onları ayağa kaldıran! Soru şu: Sen, hangisisin?.. {*} Seninleyken geldi, biliyorsun bu yazı; bir şimşek çakar gibi, başımda!.. Veya seninleyken kondu, dudağımın üstüne; bir kiraz suyu gibi bulaştı!.. Ama yine de, bu yazı; […]
Aydede, yıldızlar ve gülümsemek [02 Şubat 2007 Cuma]
Olsun… Sevinirim! Pijamalarımı giydiğim zaman, aydedeyi görmeye çalışmam… Ve eğer görebilirsem; “onu bir kere daha görebildiğim için” sevinmem ile, kaç yaşımda olmamın ne alakası var?.. {*} Olsun… Üzülürüm!.. Artık “kayan yıldızların gerçekten birer yıldız olmadığını” öğrensem bile… {*} Üzülürüm; çünkü gökyüzünde gördüğüm herbir yıldız “BİRİ”dir benim için. Herbiri bir dostumdur, arkadaşımdır… Ailemdekilerden biridir, akrabalarımdır, komşularımdır… […]
Hep bi’şeyler eksik [01 Şubat 2007 Perşembe]
Bu çay demsiz mi ne!.. Yoksa, şekeri mi az gelmiş? Alıştığım bardağın içinde değil belki de yudumlamaya çalıştığım çay… Bu ne hâl ki sanki hep bir şeyler eksik; ..çayımın demi, pastamın kreması, simidimin susamı! {*} Bir şeyler eksik başlayınca, bir şeyler eksik gidiyor hep… İyi de, eksik işte bir şeyler; hani fıstığı çikolatamın, hani bütün […]
Ağzı açık koca balıklar [28 Ocak 2007 Pazar]
Uzun süre düşünmüştüm; komik miydi, korkunç mu? İşte, upuzun yatıyordu yerde… Herkes başına toplanmıştı… Kocaman bir odunu diklemesine koymuşlardı iki çenesi arasına… Ağzıysa nah şu kadar açık, öylesine bakıyordu… Sadece bakıyordu, cansız gözlerle! -Yer mi beni bu? Demiştim… -Korkma yiyemez, demişlerdi… Baksana, hiç hayat belirtisi yok… {*} Sonraki gece. Yazlık sinemadan çıkmıştık. Elimden tutuyorlardı ama […]
Bebekler neden güzeldir? [26 Ocak 2007 Cuma]
Bebekler neden güzeldir, biliyor musun” diye sormuştu bir zamanlar Hazret-i Yunus… Ve sonra şöyle devam etmişti: “Çünkü bebekler günahsızdır. Günahsız olan güzel olur!..” ….. Bu güzel kitaplar hakkında merak edenler sormuştu da, konuşmuştuk: ŞEHRİYÂRÂN demek; “sevgililer şehri” demektir. Şehriyârân isimli kitapların içinde evliya menkıbeleri vardır… Evliya demek; Allahü teala’nın sevdiği kullar, demektir. Bir kulu, Allah […]
