Yazdan sonra koca bir sonbahar geçti, kış da geçmek üzere; yağış yok… Gerçekten, bu kimin umurunda? Rahmet incecik dökülürken; yağmur lüzum ettiği yere lazım olduğu kadar yağarken… Berrak…
Yoktun ki baktığım hiçbir yönde… Hiç dolanmadı bir kuşak gibi, aynı anda aynı rüzgâr; ikimizin beline… {*} Hiç… Ama hiç tuzu karışmadı; Gözyaşlarımızın!.. Hiç sıvazlamadım kaşının kuyruğunu… Zülfünü…
Ve bir gün fark edersin ki; Toprağın ölü karanlığı içine atılmış filizlerden bazısı kaldırmış başını… Güneşi görmüş… Ve görülmeyi istemiş… {*} Kör tohum, kara toprağın içinde, bilir bir…
Her gün… Her gün yeni bir hayaldir peşinden koştuğum. Yeni bir hayal. {*} Peki ne? Veya kim?.. Hangi uzaklıkta yahut bana ne kadar “yakın” olduğunu bilmesem de; şu…
Avrasya Maratonunun her sene bir birincisi oluyor… Bir ikincisi, bir de üçüncüsü… Sen kaçıncısın? {*} Avrasya Maratonu için; “ben de, ben de katılmak istiyorum, ben de” diyerek binlerce…
(Biri bir yazı okur… Tekrar okur, sonra tekrar ve tekrar okur; her seferinde ayrı şeyler anlar… Biri bir yazı okur… Sonra bir başka ve bir başka yazı okur;…
Küçük kutular içinde fide yetiştirirdi ninem; menekşeler, mineler, karanfiller… Sonra bunları, kendi bildiği bir zamanda duvar üstünden indirip, uygun yerlere dikerdi. Okuyup yazma bilecek kadar büyümüştüm. Bir yaz…
Sabah, henüz, kapağı açılmamış bir gazoz kadar sakin dururken; çayın canı ‘beni’ çeker!.. Çayın demi; demliğin ağzından bardağın içine, bardağın ağzından içime dökülür… Ben, fısıldarım; içine!.. Duyuyor musun?..…
Tahtımı insanların gönlüne kurardım. Aramazdım havası en güzel tepeler… Güneşi en güzel alan yamaçlar… Suyu en bol olan ovalar… Sultan olsam, tahtımı insanların gönlüne kurardım. {*} İnsanları “yıkmadığım”…
Hani, titrer içi bir çocuğun… Hani, bir kedinin kaptığını görür ya,, yerdeki ekmek kırıntısının peşindeki sevdiceğini; daldaki kumru!.. Göğsünün ak tüyleri savrulan yârine son bakışı titrer o kuşun…
Belki Kore savaşından başlıyor haber dinleme tutkusu, bilmiyorum. Ama 1970’lerde bile “radyo” demek; teknolojinin tavanı demekti ara sokaklarda… Herkesi ilgilendiren haberler; fotoğraflı olarak basıldığı gazetelerde okunmadan bir…
Radyo, kelime olarak bir dönemi “de” anlatır. Belki bunun için eski radyolar “özel”liklerini koruyacaktır hep, bazı zihinlerde… Radyo; karanlıklardan süzülen ümidin, ipek dalgalarda yüzen…
Şimdi de delikanlı sayılırız ama o zamanlar daha bir delikanlıyız; 25 seneden fazla zaman geçmiş üstünden de yılını tam hatırlamıyorum… Fakat hafta sonu, günlerden Pazar… Bizim çocuklar…
İstanbul sokaklarında geziniyor olmalarından başka iddiası olmayan bu yazılardaki ben; sıradan bir çocuk, insanlar arasına karışmış bir delikanlı… Ne onu kimse tanır şimdi anlattıklarını yaşarken; ne de…
Bende vapur hikâyeleri bitmez ki. Bir tane anlatırken ikisi birden hatırıma geliyor çünkü… Öyle bir mevsimi vardır ki Boğaz’ın; yaşayan bilir. Yaşayan ama, cep telefonunun ne…
Sabahın körüdür… Altından dalgalar geçer, üstünden bulutlar; dışarıdaysan saçların savrulur… Hava soğuktur veya sıcaktır, vapur doludur veya değildir. Fakat yolcuların çoğu neşelidir… Yahut biz, neşelilerinin arasındayızdır… Sabahları,…
Saat kaç bilmiyorum, ama geç vakit değil. Üsküdar’da, otoparka bıraktığım arabayı aldım, sahil boyu gidiyorum. Böyle bir güzelliği o güne kadar hiç duymamıştım. Muhtemelen o gece bir…