Açlık, köpek, cömertlik… [05 Haziran 2011 Pazar]


Çok lezzetli ama besin değeri düşük minik galetalar satıyorlardı markette, bir torba aldım. Araba sürerken atıştırmak için yolcu koltuğuna koydum.
Bir saat sonra, Çavuşbaşı yolunda…
Devrilmiş bir bidondan dağılmış çöplerin arasında koca bir kangal, yüzü de beyaza yakın. İşte buna hiç dayanamıyorum: Bir Kangal köpeğine, hele erkekse çöp karıştırmak asla yakışmıyor. Ama hayvan kendi çöp gibi kalmış, üstelik gözleri de irinli!

Galetaları birlikte yiyoruz.

Eve geliyorum.
Bilgisayarımda bir menkıbe; mest oluyorum:

Sıcak bir havada, indiği hurmalıkta dinlenen [Hazreti Ali efendimizin ağabeyi Cafer bin Ebu Talib’in oğlu] Abdullah; orada çalışan köleye üç parça ekmek geldiğini görüyor. Adam tam ekmeklerden birini ağzına götürürken, açlığı her halinden belli olan bir köpek beliriyor. Köle elindeki ekmeği ona atıyor. Köpek ekmeği derhal yiyince ikinci parçayı da atıyor. Aç hayvan bunu da yutunca, elindeki son parça ekmeğini de köpeğe veriyor… Sonra da işine dönmek üzere yerinden kalkıyor.
Olanları gören Abdullah, yaklaşarak: “Ey köle, bu üç parça ekmekten başka yiyeceğin var mıydı” diye soruyor. Olmadığını öğrenip “peki bugün ne yiyeceksin” diye sorunca; “Oruç tutacağım” diyor adamcağız…
Abdullah bin Cafer işte o zaman köleden “sahibinin ismini ve evini” soruyor. Sonra da hem bu hurmalığı hem de içindeki köleyi satın alıyor… Geri dönüp, köleye “bu tarlayı ve kendisini, sahibinden satın aldığını” söyledikten sonra şöyle devam ediyor:
“Seni azad ettim. Bu hurmalığı da sana hediye ettim!..”

Abdullah bin Cafer’e; “senden cömert biri var mı” dediklerinde, o köleyi anlatırmış.
“Sen ona koskoca bir hurmalık ve hürriyetini vermişsin” dediklerindeyse;
“Ben bir insan için servetimin büyük kısmını verdim evet ama o köle bir aç köpeğe elindeki her şeyini verdi” dermiş!

Stop
Muammer Erkul
05 Haziran 2011 Pazar

 

7 yorum

  1. Çok güzel bir menkıbe!..

    Gülüzar Özata

  2. Bu güzel paylaşım için size çok teşekkür ederim. ALLAH-Ü TEALA bir iyilik yapmamızı istediğinde önce sebepleri yaratırmış ve irademizi hangi yönde kullanacağımızı bize bırakırmış.
    SELAM VE DUA İLE
    Fatma

  3. Sayın Erkul, beni hayal kırıklığına uğrattınız. Minik galetaların tamamını verseniz; ne yazar. Hayvanlarla ilginiz demek, bu kadar dar çerçeveye hapsolmuş. Şimdi aklım o zavallı “Çöp gibi kalmış kangal”da. Hayvanlarla ilgili yığınla “grup” var. Şimdi yapmanız gereken, en kısa zamanda, resmini çekip, yerini de belirterek, paylaşım sitelerinde yayımlamanızdır. Gittiğinizde, umarım, su dolu bir kap bırakmayı unutmazsınız, üstelik gün aşırı, tazelemeniz kaydı ile. “Köle olmak” kolay değil, yaa Muammer ERKUL..

    Süleyman Sırrı Bircan

  4. Abdullah ibni Mübarek hazretlerinin ilminin derecesini bilmeyen bir müslüman yoktur. Din imamı idi. Her ilimde ileri, her işi ilmine uygun idi. Peygamberimizin ilmine tam vâris idi. İşte bu büyük âlim buyuruyor ki:
    “Hazreti Muaviye, Resulullahın yanında giderken, bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den bin kere efdaldir.”
    …..
    Köle olmak kolay da “o köle” olmak mümkün değil Süleyman bey kardeşim… Bu satırları da şunun için hatırlattım. Siz burada Muammer beyin kendini o köle ile kıyasladığını sandığınızı düşündüğüm için yazdım…
    FTM

  5. devam-
    Kıyaslamışsa zaten yukardeki satırlar ona en büyük cevaptır…
    Kıyaslamamaış ise size cevaptır!..
    Yani Eshabı kiram efendilerimiz ve onlara yakınlık sırasının ne demek olduğunu bildiğimiz, düşündüğümüz zaman, zaten başka söze gerek yok!..
    Öyle değil mi?
    FTM

  6. Author

    Sevgiler, selamlar, güzellikler diliyorum herkese…
    Gazete köşelerinin uzunluğu bellidir. Benimki boşluklar dahil 1700 karakter. Bunu neden söyledim? Bazen yazıda teferruata yer kalmıyor. Yani iş sizlerin iyi niyet ve anlayışınıza bırakılıyor. 🙂

    Kangal köpekle karşılıştığım yer Kavacık-Çavuşbaşı arası Göztepe mahallesinin camisinin bulunuğu yer. Arabaları bıraktığımız meydanının bir kenarı pek yüksek olmayan park duvarı. Kapısı açık, ve oradaki banklara oturup insanlar vadinin aşağısını ve Çamlıca’ya kadar geniiiş bir alanı seyrediyor, çay içiyor… Parkın ortasında içinde yaz kış SU BULUNAN geniş bir havuz var.
    Beykoz’u bilmeyenler için söylüyorum; burada her çeşit ağaç ve orman alını vardır ve şehre/çarşıya uzak değildir. Ve İstanbul’un en fazla (korunan, küpeli) köpek bulunan ilçesi Beykoz’dur…

    Ben yazıda (okuyanlardan bazısı tedirgin olmasın diye düşünerek… ki şimdi bu cümleden de ayrıca rahatsız olabilecek başka okuyucular da çıkabilir) özellikle cami meydanı diye yazmamıştım. Ben camiye gitmiştim, çıktım kangalı gördüm. Boynunda tasma vardı. Tasması olmasa zaten onu çoktan alıp barınağa götürürdü belediye ekipleri…

    Yazı gazetede yayınlandığı gün de oradaydım hatta (sık sık gittiğim/geçtiğim bir yer zaten) özellikle de bekledim, oyalandım. Geldi de. İstikameti gene çöp konteyneri… Çağırdım, yaklaştı. Bir kaç kraker yedik gene. Sonra caminin arkasındaki kasap reyonu da olan markete gittim. Bir ekmek aldım. Biraz da kemik istedim, az önce geçen köpeğe vermek için olduğunu söyledim. Adam “Ben verdim ona biraz önce” dedi. Peki kimin o köpek dedim. Sokak köpeği, buralarda geziyor, bizler besliyoruz, dedi…

    Köpeğin yanına geldim, ekmekten vermeye başladım. Köşe kısmını yemedi. Diğer kısımlardan küçük küçük verdikçe bir kaç parça yedi. Yabancılık çekmiyor, hemen dizimin dibinde duruyor. Dili sarkık, “başka neyin var” gibi gözümün içine bakıyor!
    Sonra önüne ekmek parçaları koydum, yemedi…
    Zayıf ve bakımsız görünen, bir bütün somun ekmeği hop diye yutabilecek o koca köpek, bana sırtını dönerek (dışı beton) çöp bidonlarının içindeki poşetleri çekiştirmeye başladı…
    Arabayı çalıştırırken de kocaman boyuyla büyük çöp konteynerinin kenarlarına basmış içine bakıyordu!..
    [Keşke bunları size anlatmak mecburiyetinde kalmasaydım. Köpeğe sempati duyanlardan bir kısmı sinir olabilir şimdi:) ]

    Gene ara sıra uğrar bakarım o kangala emin olabilirsiniz.

    Ama bu kadar uzun uzun yazmamın sebebi bir sokak köpeğinin dedikodusunu yapmak için değil, en azından hakkımda (cimri veya umursamaz vs) suizan edilmemesi için!
    Demek ki işte bu da böyle bir Kangal köpeği işte…

    Özet:
    Elbette bizim Asrı Saadet müslümanlarıyla kıyaslanmamız mümkün değil. Fakat bundan şunu da anlayoruz ki, bugünkü köpeklerin de o zamanki hayvanlarla kıyası kabil değil!..

    Her zaman tavsiyelerinizi beklerim.
    Teşekkürler, selam ve sevgiler.
    M:)

  7. Ellerinize sağlık, kim yazdıysa çok güzel bir hikaye…

    Adalet Atalay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir