Anahtar (2) [08 Mayıs 2003 Perşembe]

Hiçbir anahtar, hiçbir hazinenin kapısını açmaz;
Ele alınıp, doğru deliğin içinde çevrilmedikçe!..
…..
Tamam da, şimdi ben bu özeti çıkarmak için, yani bu kadarcık bilgi için bunca bedel ödemişsem; acaba ben mi kârlıyım, yoksa bunu ücretsiz alan sen mi?..
Elbette ben!..
Çünkü, bedelini ödeyerek aldığının kıymetini, “biliyor” insan…
…..
Onun uğruna, bakımsız otel odalarında veya şehirlerarası otobüslerde sabahlamışsan, daha değerli oluyor aldığın, her ne ise…
(‘Ben’i konuşursak); ben bir gazete sayfasında karşıma çıkan yazıyı; üstelik de bunu sıcacık yatağımda, yahut yumuşacık koltuğumda esneyerek okurken ne kadarını anlayabilirdim ki?..
Veya, daha da doğrusu “anlamayı tercih” ederdim ki?.. 

Sana dönersek; sen kimsin ve karşındaki kim, bilmiyorum…
Sen ne satıcısısın ve karşındaki ne alıcısı, onu da bilmiyorum…
Sen kaç yaşındasın ve karşındakinin yaşı kaç, bunu da bilmiyorum…
Ama bildiğim, yani bana öğretilen ve de sayısız kereler denediğim ve doğru yapınca da neredeyse hep başardığım metod-teknik-yöntem;
Karşındaki kişiye; “BEN DE YAPABİLİRİM”, dedirtmek!..
(Bu sözümü sakın unutmayın!.. Ya kesip saklayın bu yazıyı, veya bir kenara not edin…) 

Öğrencinizi düşünün, çocuğunuzu düşünün, kocanızı düşünün, hanımınızı düşünün, kardeşinizi düşünün, işçinizi düşünün, memurunuzu düşünün… Neyi ve kimi düşünürseniz düşünün, ama düşünün ki; yavru kedinizi de böyle alıştırıyorsunuz, tay tay durması için uğraştığınız küçücük yavrunuzu da!..
Öyle, değil mi?. 

İnsanoğlu, karşısındaki kalabalıkların; “vay bee, senin yaptığını hiç kimseler başaramaz” demesinden hoşlanır…
Ama sen, karşındakileri de yükseltmek istediğin zaman, onların elinden tutman, ve bir basamak yukarı çıkartman lazım…
Önce,,, sadece,,, bir tek tane basamak!.. 

Bu ilk adımlarda sen onun hep yakınında olman, önünde durman lâzım. Hani sanki çizgi filmlerdeki beygirin burnunun önüne asılmış havuç gibi; kokunu hep alması-duyması lazım… Onun hep, gösterdiğin yakın hedefi her an yakalayabileceğini bilip, hissetmesi lazım; hatta hemen yarım karış önünde duran lezzetli havucu ağzına çekebilmek için dilini filan uzatması lazım!..
Böyle motive olmuş bir atın durması veya yorgunluğunu hissetmesi mümkün mü?.. Hayır!..
…..
Bir de şöyle düşünün: Son basamağı seçilemeyen merdivenlerin en tepesinden;
“Heeeyyy, aşağıdaki mahluuuk! Bana bak da ibret al… Ben geldim sen de çıkabilirsin!..” Diye bağırmak, acaba en aşağıdakilere iyilik midiir, yoksa kötülük mü?.. 

Son sözü yine iki “anahtar” cümle ile bağlayalım:
Çok kişiye çok şeyi yaptırmak mümkündür; “senin yaptığını ben de yapabilirim” dedirtebildiğinde…
Hiçbir anahtar, hiçbir hazinenin kapısını açmaz; ele alınıp, doğru deliğin içinde çevrilmedikçe!..

Stop
Muammer Erkul
08 Mayıs 2003 Perşembe

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir